29 Aralık 2010 Çarşamba

UZAYLI DESEN, O DA DEĞİL

Bir insan özellikle de bir kadın ne yaşamış olmalı ki bu duruma gelmiş olsun?
İşte onu ilk gördüğümde zihnimde bu soru canlandı...
Şimdi hikayemize geçelim:

Dünyalar sıkıcısı kahramanımız yola çıkmadan önce yediği sütlacın kaymağını dişlerinden temizlemeye çalışarak direksiyonunu sallamakta; aynı zamanda radyodaki ne idüğü belirsiz iğrenç sesli kadından kurtulamama klişesini yaşamakta olduğundan -sanırım- yüzünü şekilden şekle sokmaktadır. Yayık bir surat ifadesiyle gitmeyen arabayı sürerken -göya çöl ortasında- ambulans sesleri duyulmaya başlar.

Sebep??
Belki de haklı olarak kendini uzaylı olarak tanımlamış olan bir kadındır:)) Hemen arabadan çıkar ve koşar. Evet çölün ortasına kutu içinde bir uzaylı düşmüştür... En önemlisi de şarkı söylemektedir.

(Şarkıda ne diyo derseniz bilmiyorum. 1 kere dinledim anlamadığımı farkedince sanat eseri incelememi, sesini kısarak devam ettirmemin en doğrusu olduğuna karar verdim. Siz de aynısını yapın daha da anlamlı olacak inanın:))

Ancak uzaylının bir sorunu vardır. Dünyalı olsa büyüklerimizin "kurt mu var yavrum bi dur artık yerinde" şeklinde yorumlanabilecek bir rahatsızlıkken; uzaylı olunca işler değişmektedir. İbrahim de durumu tam anlamıyla çözememiş dolayısıyla küççük boyundan da dolayı korkuya kapılmış ve kaçmaktadır.

Sadece sesini duyduğumuz ambulanstaki doktorların söylediklerine göre uzaylının acilen fizik tedaviye başlaması gerekiyormuş. Zira km.lerce öteden bile omurilikteki dengesizlik belli oluyormuş..

Sıra geldi kendimizi rahatlatmak için bu çalışmanın bize kattıklarına:
*Hafif etine dolgun hanfendiler zayıflıyamıyoruz diye üzülmeyelim zayıflasakta Uzaylının vücudu gibi olsak çok mu iyi?
*Var mı bilmem ama, hayatında bi kez olsun mayomun içine kilotlu çorap giysem nasıl olur diye düşünen kişiler gördünüz çok tedirgin edici bir sonuç çıkmış ortaya.
*Bi video çekicem ama ya kötü olursa diye cesaret edemeyenler bakın daha kötüsü; estetik, teknik ve daha bi çok açıdan burada...


Kim yaptıysa ellerine sağlık:)) Katılıyorum..

24 Aralık 2010 Cuma

SOCIAL MEDIA-2

Geçen haftaki yazımı bilmem hatırlar mısınız? Hatırlayamazsanız...
Şimdi devam edebiliriz.

Yine aynı şirketin verdiği eğitimin 2. Bölümündeyiz ve ancak derleyip toparlayabildiğim eğitim notlarımı sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum demek isterdim ama..
Sabahın körü ve akşamın körü saatleri arası Pazar günü olan bu eğitim için yine çok hevesliydim. Social Media konusunda alacağım eğitimin, eğitmenini sosyal mecralarda arattığımda adı, şirket eğitmeni başlığı altında çıkıyordu. Bu da ne kadar başarılı bir organizasyona denk geldiğimin en büyük işaretiydi.

Eğitim alanına gittim kapıda benim gibi bir kızcağıza “Bilmem ne eğitimi burda mı?” diye kırılarak sordum. Salonda 5-6 kişi oturmuş bekliyordu. Ben de
kapıda bekleyenlerden olıyım dedim iyiki de demişim.

Gençten bir çocukçağız geldi ve eğitimin aslında burda değil de itin öldüğü yerde olduğunu ve bizi oraya götürebileceğini söyledi sağolsun. Neyse sonunda ulaştık. İçerde gayet normal 8-9 insan ve pembe kafalı bir kız oturuyordu. Eğitim 10’da başlayacaktı, 11:30’a kadar önce gidip diğer salonda bilmem kaç saat oturan garibanlar, kafileler halinde gelmeye devam ettiler.

En önemli kısım olan kendini tanıtma ve tanıma kısmını kaçırmıştım ne yazık ki ;ama en çok merak ettiğim şey hocanın kendini tanıtacağı kısımdı.
Başladık derse sosyal medya acaba neydi kimlerin face’i, twitter’ı ve de friendfeed’i vardı, bunlar tabi konuşuldu. Sonunda eğitmenin yorumu:

-Mmm baya iyi, bilinçli, sosyal medya kavramından haberi olan kişiler gelmiş eğitime..
-Şimdi hocam bu olaylardan hiç haberimiz olmasa eğitimi nerden bulcaz niye ilgi göstercez?
İkincisi, 2 dakka ayırıp hesap açmak bizi bilinçli mi yapar belki tuvalete gittiğimin bile resimlerini koyuyorum facebook’a..
dedim.

Oturdum, düşündüm, hatırlamaya çalıştım, not defterime baktım ama olmadı. Yeterli ya da yararlı bir şey bulamadım. Ama bir şey öğrendiysem o da Sosyal Medyada kaliteli içerik paylaşılması gerektiğiydi. İşte eğitimin bana yararı bu olduğundan; eğitim içeriğini sizlerle paylaşmamaya karar verdim.
Nasıl ama çok zekice değil mi:))

Herkeslere iyi tatilleeeer.. *Resmin kaynağı nukima:))

22 Aralık 2010 Çarşamba

LAHMACUNCU

Hani posta kutularına tepiştirilen reklamlar vardır ya, işte yanda gördüğünüz onlardan biri ve muhtemelen tasarım yarışmasında da ön sıralarda yer alırdı.
Ben de istedim ki destek olalım, bu tasarım anlayışı yayılsın, ufkumuz açılsın:))



21 Aralık 2010 Salı

MELEK HANIM-FD14

-....Çünkü dün gece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?
- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Bu diyaloğu ve ardından olanları bir önceki yazımdan hatırlarsızın, olur da hatırlayamazsanız buyrun...

Evet, Dede evden çıkıp gitti ve ben çok geç kalana kadar meraklanmamaya çalışarak kendi işlerime bakayım dedim. Tüm evde seferberlik başlattım, çamaşırlara hücuuuuum...
Dedenin odasına girip -kirlileri sepete atmak gibi bir adeti olmadığından- kirlisi var mı diye bakayım dedim. Aslında neyi temizdi ki.. İşte onu hiç anlamadığım şeylerden biri daha, zira o kadar çok var ki... Mesela:

*Bütün kıyafetlerinin her an temiz olduğunu iddia etmesi,
*Gün boyu bazen de günlerce çayını, aynı çay bardağıyla içmesi ve bardağının yıkanmasına asla izin vermemesi,
*Sifonu, su faturası fazla gelmesin diye çok gerekmedikçe: ) çekmemesi,
*Ayakkabılarını önce bir numara küçük alıp sonra ayaklarının rahatsız olması gerekçesiyle bazı bölgelerinden yuvarlak parçacıklar kesmek suretiyle nasırlarını özgür bıraktığını iddia etmesi, vs. Bu liste sayfalarca uzaaar ve gider...

Çamaşırlarını toplamak için odaya şöyle bir baktım. Dede, burda resmen bir çöp ev yaratmıştı. Ayrıca odada acaip bir koku vardı. Koltukların kenarlarına şöyle bir bakayım dedim ama tabiki pişmanım:)
Muz kabukları... halbuki muzdan hiç hoşlanmadığını söyleyip dururdu... Veeee bilin bakalım başka ne? Koltuğun arkasında kocaman bir nutella kavanozu. İşte buna inanamıyorum. Bu adam ne yer ne içer diye ben kendi kendimi yerken, şeker hastası olan ve şekerinin çıkmasına her seferinde ölesiye şaşıran Dede, bizle düzenli olarak eğleniyor gibiydi...

Neyse bütün bu şokları atlatıp çamaşır olayına geri döneyim dedim. Pantolonlarının hepsini hazır evde yokken yıkamaya kararlıydım; çünkü bu son şansım olabilirdi. Ceplerini de kontrol ettikten sonra koşarak makineye atacaktım. Plan buydu. Ancak 3. Pantolonun cebinde bulduğum bir kağıt parçası, beni yerden yere vurdu.
Kağıtta şunlar yazıyordu:

1. Melek hanım
2. Dursun Efendi
3. Indian Girl
4. Old Fashion
5. Muzmuhaycan
6.
No Limite
7. Lovely Hunter

Yani bunlar size bir şey çağrıştırdı mı bilemem ama bu listeye ek olarak bir de Jokey isim ve kilolarını görünce bana çok şey çağrıştırdı. Bizim o, ne romantik anlamlar yüklediğimiz "Melek Hanım" gerçeğiyle karşı karşıya dururken ben, hayal kırıklığı, kandırılmışlık gibi _Dedeyle yaşarken hissedilmesi pek mümkün olan- hislerle yoğruluyordum...

Ah Dede yordun sen beni!!

20 Aralık 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-12

Önce sevgili tea house'dan bir LÜTFEN YAPMA yazalım:
*Biyoloji/fizik/kimya okuyorum diyince "öğretmen mi olacaksın?" diye soran LÜTFEN yapma!
Teşekkürler tea houseeeee:)

Şimdi de benden:
*Dolmuşta yanıma oturup, beni sıkıştırıp bir de kolunu döşüme (koltukaltından 5 parmak aşağı, belden 5 parmak yukarı)yerleştiren teyze LÜTFEN yapma!
*Yine aynı dolmuşta, öndeki üçlüde yayılan 2 amca, kenardakinin yarısı dışarda kalıyor LÜTFEN yapmayın!
*Dolmuşta başımda duran teyze LÜTFEN göbeğini omzumdan al!
*Dolmuşa para vermemek için dövizle binip; şöfor bozamayınca kavga eden teyze LÜTFEN sus!

Herkese mutlu haftalaaaaar:)

16 Aralık 2010 Perşembe

TALİHSİZ DİYALOGLAR

İletişime çok önem veririm. Severim iletişimi, insanları, doğayı ve hayvanları... (amacından sapmış başlangıç)
Zaman zaman insan yeni kararlar alır hani. “Ya bi de kendime şu özelliği katsam, ne de mükemmel bir insan olurum” diye. Yani ben kendi hakkımda hep böle şeyler düşünüp kendi kendime koltukaltı kabartması yaparım.

İşte iletişimin göynümdeki yeri burlardan gelmekte. Hani bi konu açılsın da, iletişim olsun diye zorraki başlıklar açarız ömrümüzde. Ben de kendimi geliştirmek adına yapıyorum zaman zaman, ayrıca çoook eğlenceli oluyor. Gerçi benim sorunum böyle çabalara giriştiğim sıralarda genelde batırmam:)

Mesela servis beklerken, durak arkadaşım, amca şöyle diyor:
- Şu saksağan kuşu, cevizi ağzına alıp asfalata atıp kırıyor.(Bu cümleyle verilmek istenen mesaj şu: o kadar akıllı bir kuş ki o cevizi yere çarparak kırması gerektiğini biliyor.)
Bi de benim cevabıma bakın: (iletişime istekli, kendine de bir laf atıldığı için sevindirik ancak beyninin bir yerlerine tam oksijen gitmez iken, fazlaca ilgilenerek karşı tarafı da mutlu etmek istercesine)
- Aaaa! Cevizi ağzına alabiliyor yani? Vay be...
- Yok asfaltta kırmasını dediydim ben. (bozuk bir ifadeyle)

Bu çok hafif mi geldi? Bi de şunu dinleyin:
Servise bindim her zamnaki yerime oturdum. Arkamdaki teyze, ilginç bir şekilde çok sıcakkanlıca at kuyrucuğuma vurdu. Eli çarptı sandım, ihtimal vermedim bilerek yapmasına, bakmadım ben de, sonra tekrar.. Döndüm ve baktım.

-Aaa uzatıyo musun saçlarını dedi.
-Evet. (Dedim canhıraş ve gülerek, hani o arada iletişimin havası kaçmasın, bi bozukluk doğmasın anlamında)
Sonra lüzumsuzca:
-Aslında kestirmiştim ama çok pişman oldum bıdıbıdı bıdıbıdı... diyerek bir kaç şirinlik mimik felan yapıp sorular sordum. Sonra beni bi ara odasına çay içmeye çağırdı. O kadar yürekten ve istekli:
-Aaa tabi gelirim seve seve. dedim ki ben bile inanamadım:) Sonra önüme döndüm ve çocuk gibi sevindim ne bileyim başardım gibi geldi bi an.

Servis durdu. Hah dedim geldik işte. Kalktım, inecekken arkaya bakmayı ihmal etmedim ve aynı şirinlikle:
-Hadi geldiiik. İnmiyo musunuz? Dedim ve bi kaç değişik mimik daha yaptım- güzel oldu- beğendim kendimi.
-Ah saol canım dalmışım ben dedi.

İndik ama bir şeyler yolunda gitmiyordu. İşte o an inmemiz gereken yerde değil; başka birilerinin indiği bir önceki durakta indiğimizi farkettim. Uykulu olduğu için olayı farketmeyen teyze bir kaç adım arkamdaydı hiç çaktırmadan hızlıca yürüyüp gitsem mi yoksa dönüp özür mü dilesem derken özür dilemeye karar verdim. Durumu açıkladım. E haliyle bozuldu bana, ona kazık atmış gibi oldum.

-Ay of yaaa. Ben geri biniyim o zaman. Dedi, hala ışıklarda bekleyen servise bakarak.
-E iyi dedim. O bindi ben utancımdan binemedim bakakaldım.

Tabi taktir edersiniz ki eski sıcak ilişkimiz artık yok. Haklı olarak kadıncağız bana ve anlık tepkilerime güvenemiyor. Neyse oldu bi kere diyip bi daha sırf mutlu olsunlar diye şirinlik, sıcakkanlılık ve iletişimcilik yapmamaya karar verdim.
Napıyım durmuyo üstümde işte...:)

15 Aralık 2010 Çarşamba

SOCIAL MEDIA-1

Biliyosunuz nasıl da revaçta bu soşıl medya... İnsanoğlu yeni bir şeyler kımıldanmaya başlayıp ünlü olunca merak ediyor haliyle. Bana da şurdan bir ekmek çıkar mı niyetiylen o yeni kapıların anahtar deliğinden şöööle bir bakmadan geçemiyor:)

Böyle kötü niyetlerle araştırmalarımı yapmış ve sonunda bir eğitim bulmuştum. Oh oh ne de güzel bir başlangıç olacaktı soşıl ömrümde, e benimde hakkımdı canııııım soşıl bir media içinde yer almak. Ama bu bana pahalıya mal oldu.

Bahsettiğim bu durum birbirine bağlı bir olaylar zinciriydi sanki. İlk önce bir kısım eğitime katılıp orada bu topluluğu tanıyıp sonra da akıllı adımlar atarak 2. kısma geçecek ve bu levelleri atlayacaktım:)

1. BÖLÜM LİDERLİK

O akşam, bu deli migrenli başım hop hop hopluyor; mükemmel salonun, mükemmel ışıklandırması -ki kendisini üniversite yıllarımda verilen sempozyumlarda bol bol uyumamla hatırlarım- gözümün köküne kadar vuruyor, bir taraftan da ben yaşlarda bir genç sahnede kendi tiyatrosunu çeviriyordu.

Tamam, benim “Nasılsa geldik bi bakalım.” adlı Türk yaklaşımım da pek kolaylaştırmadı durumu ama neyse...

Bir çoğunuzda oluyordur, ben insanlar adına utanırım, hem de çooook utanırım. Mesela çok kötü bir espri yaptıklarında, “ben de canım işte şööle bi insanım” demeye çalıştıklarında, fermuarları açık kaldığında, bir konuyu havalı bir şekilde anlatırken bilmedikleri ortaya çıktığında, çok komik oldukları iddiasıyla kam kam kasılırken aslında hiç komik olmadıklarında... Özetle ve tam anlamıyla benim bu tüylerim, bu tür durumlarda diken diken olur.

Sahnede sanki lise yıllarımda gördüğüm, birileri bir kaç lafına güldü diye başımıza Cem Yılmaz kesilmiş biri. Bu bölümde konumuz aslında, Liderlik olacaktı ama... Aşağıda eğitimden derlediğim bazı notlarımı sizlerle paylaştım. Hoşuna gidipte bu eğitimi acaba nereden alabilirim diyen olursa bana yorum yazabilir:)

-Şimdi şirket benim olduğundan yıh yıh yıh yıh..
-Zenginsin ,büyüksün..

-O sırada Bilkent üniversitesindeyim..
-Zenginsin, ver elini öpeyim..
-Bi gün Blekbörime bir fatura geldi 264 TL, tamam normalde de baya bir öderim ama...
-Neee Blekbörinde mi var, gerçekten zenginsin..

-Sonra Türkseli aradım.Karşımda Berk yıh yıh yıh. Ben onların hepsine Berk diyorum. Çünkü isimleri hep öyle oluyor.
-Ulan dalga geçtiğin nesil senin neslin zaten sen de olmuşun bana bi Berk, duyan da paşamı 50 yaşında iş adamı sanır.

-Sonra Türkselin PAZARLAMA MÜDÜRÜ beni aradı. Dedi ki:
Yapma etme Bilmemkim o meşur bloğunda benim gariban markayı yermişsin, malum 70 milyon seni takipte gözünü sevem kaldır da şu yazıyı... İhtiyacın hiç yok biliyom ama bu ayki maaşımdan bi blekböri de benden sana hediye, taksitlen alıcam. Hadi lan affet bizi!
-Adam, akıllı yoksa marka batacak, yaaa öle korkarsın işte Müdüüüüür. Ellerinlen ararsın bu çocuğu. Yok o zaten parasında da değil yani, 500 de fatura çıkarsan öder, patron çocuk erken yaşta şirket sahibi ama haksızlığa gelemiyo işte..

Bu mükemmel eğitimin 2. Bölümü Social Media notlarımı da bir sonraki hafta paylaşacağım. Bu ve bundan sonraki yazımda paylaştığım ders notlarımı istediğiniz kadar kopi peyst yapıp paylaşabilirsiniz. Böylece toplum olarak bilinçli olmaya biraz daha yaklaşacağımıza inanıyorum:)

14 Aralık 2010 Salı

GEL TANIŞALIM ÖNCE - FD13

-Dedeeeee, ordaki camı kapatır mısın? dışarısı çok soğuk!
-Ben cam felan açmıyorum, açsam da kapatmam zaten, ayrıca senin evin soğuk!

İşte, diyologtan da anlaşılabileceği üzre bu günlerde bi aksiliktir sürüp gidiyor.Genellikle "hem şuçlu hem güçlü" olarak tabir ettiğimiz insanlardan olan Faik Dede'nin, geçen gün yaptığı o çok acaip davranışı ört bas etme yöntemi de işte budur.

Çok acaip olan şeyse:
Bir kaç gündür evde, bir Melek Hanım'dır gidiyordu. O kadar çok duyduk ki bu ismi, Dede için önemli biri, aşık oldu, yeni bir hayata başlayacak filan gibi düşünceler içerisinde, bu hiç açıklama yapmadığı gizemli kadın hakkında fikirler yürütüyor, onu bu konularda yüreklendirecek şeyleri konuşup güya ona destek oluyorduk.
Ancak, çok dalgındı aşk insanı işte bu hale getiriyordu. Durumunu gördükçe ona karşı olan sempatim avcarlanıyor başka bir hal alıyordu...
Arada bir de, Dursun Efendi'nin ne yapacağını merak ettiğini mırıldanıyor ancak gerisini bir türlü getirmiyordu. Biz de kendi haline bıraktık onu..

Bu merak dolu günlerin devamında, yine sabah saat 5'te kalkmak suretiyle topuklarını yere vurarak, koridorda sabah sporunu yapıyor ve bir aşağı bir yukarı yürüyordu.

Kahvaltıda buluştuğumuzdaysa, heyecandan elleri titriyor, herşeye sinirleniyordu.
-Neden bu kadar telaşlısın Dede?
-Telaşlı değilim çok sinirliyim.
-Neden peki?
-Çünkü dün g
ece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?

- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Böylece bu şaçma olduğu kadar komik tartışma son buldu. Ancak gecenin bir körlerine kadar eve dönmeyen Dede bizi meraktan öldürdü.

Tabi bu Dede’nin sayısız evden çekip gidişleri pek hayırla sonuçlanmaz normalde. Hele ki anlamsız konular bulup, onun üzerine bir de kavga edip, sanki dünyalar yıkılmış gibi davranarak çıkıp gitmişse...İnsan hiç bir zaman “Aman geçen seferki gibi bir şeydir işte. Nasılsa dönüp gelir.” rahatlığıyla bakamıyor olaya.

Zil çaldığında kapıya yine merakla koştuk. Çok üzgün olduğu her halinden belli olan Dede'ye anlamsız gözlerle bakakaldık. Aslında o saatlerde biliyorduk elbette neler karıştırdığını ama...
-Nooldu Dede? Merak ettik.
-Melek Hanım'a gittim.
-Eeee?

E’si gelecek hafta:)

13 Aralık 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-11

Sevgili http://sirinbutik.blogspot.com/ sahibinden:
*Sabahları okula gitmek yerine parklarda pinekleyip son sınıf triplerine giren genç kızlar ve erkekler LÜTFEN yapmayın!
*Küfretmeyi büyümek zanneden yeni ergen lütfen ama LÜTFEN yapma!
Çoook teşekkür ederim:)

Ayrıca:
*Show Tv, LÜTFEN her kar yardığında "Kar yine çocuklara yaradı." başlıklı haber yapma!

*Ertesi gün "Tüm gece uyumadım abi" diyebilmek için uyumayan bohem çakması çocuk LÜTFEN yapma!

*Ertesi gün "Tüm gece uyumadım abi" diyebilmek için uyuduğu halde uyumamış gibi yapan bohem çakması çocuk LÜTFEN (sen hiç) yapma!

Mutlu bir hafta diliyorum herkeslereeee:))

8 Aralık 2010 Çarşamba

MİKRRROP

İstanbul’da geçen fantastik bir hikaye düşünün. Öyle ki İstanbul’un sanat namına bol bol kullanılan belalı mahallelerinden birinde; Arap Bacı’nın fantastik dünya için evrimleşmiş hali, o hal ve tavırlarla başına bir şey gelmeden dolaşabilsin…

Hadi Arap Bacı dolaşadursun, sokaklarında kedi kadınların fink attığı, ayrıca aynı hareketleri tutturarak dans ettiği ki, onlara da bir şey olmuyor.
Hikayede fantastik ve esrarengiz olaylar… Nasılsa o gün hiç ortalarda göremediğimiz mahallenin normal kadınları, yani kedi (kediler aynı anda liseye de devam ediyor) ve arap dışında, aynı anda erlerinin atletlerini yıkamış ve beyazın aynı tonunu tutturmuşlar…

Bir şaşırtıcı yan daha, işte o esrarengiz gün, mahalle çocukları bile en şirin hallerini takınmışlar, (gelin Emine teyzenin elindeki torbaları bi taşıyın desek her biri koşarak uzaklaşacak zıpırlar) hikayeye ellerinden gelenin en iyisi desteği vermeye çabalıyorlardı.

Bu kadar yeter. Aman ha!! Bu bir kitap değil. Fantastik hikaye meraklıları şimdi arayıp bulmaya kalkarlar. Bu fantezinin başkahramanı Sertaç Ortaç. Yakinen tanırız hani aynı müziğin üstüne 25 şarkı yapan Türk Doryan Greyi.

Esas güzel sahneler kütüphanede. Şimdi normal olarak Sertaç Ortaç, ilk kez kütüphaneye giriyor. Dolayısıyla ne olduğunu bilmiyor ve sanıyor ki kızlarlan felan buluşulacak daha kişisel bir eğlence mekanı.. Işıklandırma, ambiyans hoşuna gidiyor ve başlıyorlar bir başka fantastik kahraman olan hostes kızlarla dans etmeye. Bir zaman sonra biraz yalnız kalmak için binayı dolaşayım, kuul olsun, havam olsun mantığıyla etrafa bakınan Ortaç, raflarda dizilmiş bir şeyler görüp görevliye soruyor: “Bunlar nedir?”

Görevli bir süre karar veremiyor haliyle. İhtimaller:
1. Kitap nedir bilmiyor.
2.Kapalı mekanda gözlüğü çıkarmadığından göremiyor….

7 Aralık 2010 Salı

LÜTFEN YAPMA-10

*İş yerinde grup halinde fotoğraf çekilirken sadece kendisinin fotoğrafı çekiliyormuş gibi bir tavır takınan genç bayan LÜTFEN gerçeklerin farkına var!

*Sadece kendisinde varmış gibi 1 dakika içinde 42kere saçını bir sağ tarafa bir sol tarafa atan işveli abla LÜTFEN YAPMA!

*Rambo atleti giyen ne idüğü belirsiz insan LÜTFEN ama LÜTFEN YAPMA!

*Türksel, kullanıcılarının çektiğini iddia ettiğin reklamları senin çektiğini biliyoruz LÜTFEN YAPMA!

6 Aralık 2010 Pazartesi

SU CUUK ÇUUU

Lütfen başlığı simitçilerin ses tonu ve yanık sesleriyle hayal ediniz..

Uykum geliyor iyice ağarlaşıyor göz kapaklarım ama bi taraftan da burnumda muğur muğur bir sucuk kokusu..

Bir tezgahın önünde durmuş sucuk pişiriyorum. Çevreme bakıyorum aval aval: "Nerdeyim ben yaa? Napıyorum burda" dercesine. Sanki medet umuyorum insanlardan. Küçük bir Sezercik gibi Abilerim Ablalarım sucuk almaz mıydınız? diyorum. Bu arada, yine kentimin nadide bir semtinin mükemmel marketlerinden birindeyim.

Sadece hafta sonları çalışarak, küçük sanayi sitelerinde yoğrulup, zar zor çektiği son krediyle bir mersedes almış sanayici amcaların kurduğu sucuk işletmelerinde, sabayın köründe verilen "bak kızım bunun içinde %20 tavuk tırnağı, % 90 hindi böğrü vardır, ammaaa olura sağa sorarlarsa %100 danadır diyesin hemi" eğitimiyle yükselmenin yollarını arıyorum.

Neticede şarküteride tanıştığım fıldır göz çocuk "Şuraya koyabilirsin bacım tezgahı" diyor, e haliyle insan korkuyor. Neyse tezgahın başına geçiyorum başlıyorum pişirmeye...

Bu işi bilirsiniz hani kürdanı geçirir bi tane tattırılır, beğendiyse sizden alır yok beğenmediyse almak zorunda değildir. Ama sandığınız kadar basit değil tabi:

*Hızla markete girip beni görünce yön değiştiren,
*Gelip yavaşlayıp hatta durup alıcakmış gibi yapıp uzatınca almayan,
*Başında dikilip ben kollesterol hastasıyım kızım sana yardımcı olmak çok isterdim ama .... derken tezgahı süpüren,
*Ben başka tarafa bakerken sucuklara bakıp onlara bakıp ister misiniz diyince deliymişim gibi davranan,
*Elinde ATA ekmekle gelip "Kızım şunun içine koyar mısın canım çekti" diyen:)) (yuh amca)
*Elinde 2 adet ATA ekmekle gelip "Bunları mağazamızın müdürü yolladı içine koycakmışın misafiri geldi de" diyen

Ve en acayibi işi bırakmama sebep, "yetti ulen sizi bana sayıyla mı verdiler topunuzu kızartırım" diye işi temelden öğrenmemi, kalfalıktan başlamamı önleyen deneyimim:

*Markete girip, çıkarken "Arabam var sizi bekleyebilirim" diyen acayip amca işte son noktadır.
"Teşekkür ederim ben kendim giderim" diye bir kaç kere nazikçe redddedilen amca bana hakettiğim cezayı sonunda verdi ama neden?

-Tamam yaaa! Bi şey dedik sanki Alla alaaaa! Hem benim karım mavi gözlü, hem de çok güzel tamam mı?

E tamam napalım? :))

28 Kasım 2010 Pazar

TİLT ETMEK

Yolda yürüyorum. Telefonum çalıyor. Ama o da nesi arayan Türkiye. Oysa ki bende böyle bir numara kayıtlı değildi. Arkadaşlardan biri kendini böyle kaydedip şaka yapmış olmalı bana diyereeeek açıyorum telefonumu.

-Alooo?
-Merhaba Türkiye, sizlere Tiltnetten bi haberim var. (canhıraş bir ses, sanki alttan alta bana diyor ki ekmek param buna bağlı, acıııııım)
-Merhabaaa, beyefendi Türkiye değil Nukimaaaa, diyerek karşı psikolojiyle bağırarak cevap veriyorum. Ancak kafam iyice karışıyor?
-Türkiye’nin yeni cep telefonu hattı Tiltnet mobil. (Kendine güvenle ve yine canhıraş)
-Haaaaaa! Neeeeeey?
-Tiltnet mobil.
Sonunda beklediğim an geliyor. Mutluyum ne diyim bu sefer olacak gibi:)
-Yepyeni bir cep telefonu hizmeti!
-Aaaaaa çok şaşırdıııım. Gerçekten miiiii? Hem de ceeeep?
-Doğru duydunuz. Tiltnet mobil bildiğiniz cep telefonu hattı evinizde internetiniz tiltnet,
-Evet kardeş ne yazık ki, çok mağduruz bu durumu bi çözebilirsek hazır siz aramışken; 1 yıldır mağduruz çünkü, 1 yılımız daha kaldı sabretmemiz gereken. Siz yetkili kişi misiniz? Daha önce 23 kez aramıştık ama hep başka gençlerlen konuştuk halledemedik sorunumuzu.
-Şimdi cep telefonu hattınız da Tiltnet mobil oluyor, üstelik ikisi bir arada paketleriyle cep telefonu ve internetiniz tek faturada birleşiyor.

Aman, sen bizleri koru Yarabbim.
-Neeeey? Nooldu yaa şimdi konuşmalar kayda alındı mı?
• 2 yıllık zorunlu sözleşme imzaladık vazgeçemeyecek miyiz?
• Vazgeçersek hem telefonu hem parasını mı alacaksınız?
• Karşımızdakinin sesi bize 3 dakka sonra mı gelecek?
• Bi derdimiz olduğunda telefona her seferinde başka gençler çıktığı için yeni çıkana hep baştan mı dert yanıcaz?
• Telefondaki ses bize, sanki teknolojinin son noktasına o gelmişte biz geç kalmışız gibi; “Son bir saat içinde telefonunuzu açıp kapattınız mı?” diye mi soracak?
• 3 ay telefonumuz kesik olacak ama biz telefon faturası ödemeye devam mı edeceğiz?

-Tabi ki ikisi birlikte çok uygun fiyata oluyor.
-Haa öle desene, o zaman sorun yok yaaa. Ben de boşuna telaş yapıyorum.
-Ne demiştik Türkiye? Tiltnette her şey mümkün dırııdıd dıddıd…
-Evet deneyimledik, ondan hiç şüpemiz yok zaten.

TİLTNET SİZİ TİLT EDER…


24 Ekim 2010 Pazar

BUGÜN BANA ASUMAN GELDİ

O gün evde oturmuş bir elimde kolam bir elimde cipsim, cipsten arda kalan zamanlarımda ısırıklamak için hazırladığım hanburgerim ve bütün benliğimle, yüksek kaliteli televizyonumun karşısında -kondisyon bisikletimin yanında- oturmuş; hayatım ne de güzel böyle yiyip içip yan gelip yatıyorum, sıfır hareketle gittikçe genişleyip diğer insanlara yer bırakmıyorum diyerek hunharca yanlız evlerde kahkahalar atıyor, bir taraftan da ağzımdan fırlayıp sehpanın kenarına yapışan cips parçasını ordan alıp tekrar ağzıma atsam mı planları yapıyordum.(yoruldum)

Tam o sırada kapı çaldı.-dling dlong-Toparlanıp kapıya koştum, elimde cipsten kalan yağlar nerdeyse damlamalık olmuş...
Kapının üstündeki delik tabir ettiğimiz yerden baktım ki o da ne??
Kapıda incecik bir hatun ancak kafasını göremiyorum delikten, çok yukarlarda bi yerde kalıyor zira...
Kapıyı hafifçe araladım.Evet kapıda bekleyen Asuman'dı.

Hangi amaçla geldiği içime doğmuş gibi:"Bir dakka Asuman şimdi geliyorum" diyerek içeri koştum. Yaşam alanımdaki tüm kalorileri toplayıp mutfakta gizli bir köşeye teptim (onun inceliği karşısında ezilemezdim) ve kapıyı açmak için geri döndüm. İşte başlıyorduk... Olaydan hiç haberim yokmuş gibi:)


-Aaaaa! (şaşırmış gibi yapma ünlemi)
Merhabaaaa
-Merhaba
Gardorabınızda zayıflamanızı bekleyen yazlıklarınız var mı?
-Olmaz olur mu bissürü var. Hatta kışlıklarım bile var. (durumdan çokça rahatsızmış gibi yaparak)
Bi bakalım mı?
-Tabi bakalım ama yazlıkları yeni kaldırmıştım. Dur bakıyım yatağın altındaki hurçta olacaktı bi şeyler.
Bu en sevdiğim elbisem -ben içerde cips kola yaparken- o da içinde eskisi gibi duracağım günü bekliyor.
Sana Speşıl K'yı versek 2 hafta sonra bu elbisenle seni bi görsek (Asuman durumun ciddiyetini farkedip merhamete gelerek yaklaşır)
-Oluuuur.(Yarın pazartesi, iyi tam da diyet günü içerdekileri bugün bitirip yarın başlarım K'ya)

Asuman içeri dolanmış, ben elbiseyi ütülüklerin arasına götürürken arkadan sesler...
2 hafta 2 öğün 2 kase formülüyle...
Gerisini dinleyemedim kan şekerim düştü. 2 hafta neyse de 2 öğün 2 kase işi beni oldukça üzmüş ve titretmişti:))

İşte şimdi başım büyük beladaydı. 2 hafta sonra gelip Asuman beni kontrol edecekti. Eğer başaramadıysam belki beni küçümseyecek, belki daha da ileri gidip kendi bacaklarıyla ve göbeğiyle benimkini karşılaştırmayı teklif edecekti. Sadece bu korku ve üzüntü bile beni zayıflatabilirdi..

2 HAFTA SONRA...
Bu sefer kendi yetmiyormuş gibi yanında bi kaç tane daha zayıf kız getirmişti Asuman. Artık zayıflamış olsam bile psikoloğa gitmem gerekecekti. Ama bi insanın üstüne bu kadar da gelinmezdi canııııım..

Ben üzerime elbiseyi giymeye çalışırken içerden imalı ses tonuyla Asuman:
Bakalım Nukima Hanım elbisesinin içinde eskisi kadar mükemmel görünecek mi? diyordu.
-Nerdeyse 3 kilo verdim artık Speşıl K'yı bırakmam. (Yaranmaya çalışır tavır)

Deneyen her 4 kadından 3'ü Speşıl K ile daha ince....
Derken Asuman birden yıkılıverdim. Çünkü evet, belki ben kurtulmuş, hafiflemiştim ama ya o 4 kadından incelemeyen 1'i kim bilir şimdi ne haldeydi? İşte bu üzüntü beni yerden yere vurdu. O kadınları yanlız bırakamazdım. O gün Asuman'ı yolladığım gibi gittim bi nutella açtım kendime.Yanına bi de taze halk ekmek... Yoksa bu üzüntüye dayanamayacaktım:))

Orjinali için tık.

28 Eylül 2010 Salı

AŞK-FD12

Seni seviyorum Dede...
Sıcak gülüşün, dost ellerin, gülümseyen gözlerin ve altın dişlerin...
En çok altın seviyorum hayatta:)

Hani o kötü gün dostum diye şiirler yazdığın, uğruna göz yaşı döktüğün, çekmesinler diye türlü diş tabiplerine yalvardığın; takma dişin haricinde sana bağlı olan, sona kalan tek diş.
Bazen korkuyorum Dede senden, yoksa sen o canavar mısın? Ama yok o başka bi şeydi canııım...
Bundan yıllar önce sen yine Dedeyken ama ben çocukken (hehehehehe) hani beni kahveye götürürdün, kağıt oynardın orda arkadaşlarınla hiçbişeyine, sonra bana otur oturduğun yerde payı oralet alırdın. O günlerden bu günlere hatırladığım en sağlam anı -hiiiiç heves etme öyle mükemmel bi şey değil- arkadaşlarınla konuşup gülerken dolu boş usulü devam eden dişlerinizin arasından suratıma fırlayıp gelen tükürüklerdi:)

Nenem beklerdi seni kızgın homurtular içinde.. Burnunun dikine gittiğin o yıllardan sonra Nene dışında hiç bi şey kaybetmedin kendinden...
Senin hallerin Nenemin çenesine vurmuştu sanki...

Evden türlü çıkıp gidiş hikayelerin vardı:
-Hade canım sende! (dedi ve gitti daha da dönmedi derdi Nenem)
-Canım sıkıldı, kalbim daralıyo gidiyim de bari dışarda öleyim.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
-Bacaklarım ağrıdı otur otur, biraz dolaşayım da açılsın.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
Hiç konuşmazken Nenem:
-Sus bea kadıııın kafam şişti.(dedi ve gitti daha da dönmedi)

Büyüdükçe bu haller bana anlamsız gelmeye başlamış; hayatı, dedemi ve ilişkileri sorgulamaya başlamıştım.
Bi gün kafamdakileri Neneme açıp içimi dökeyim, sorup durumu açıklığa kavuşturayım ve hayatıma kaldığım yerden devam edeyim dedim.

Tabiki hayal ettiğim o bilge Grandma görüşmesi olmadı. Ben yuvarlak teneke bi kutu içinde amerikan tarzı benim için pişirilmiş nefis kurabiyeler ümit ederek gitmiş bulunduğum halde Nenem önüme yımırtalı yeşil soğanlı dürüm koymuştu midem bulandı yiyemedim. Ama o naaptı? Bi dürümden bi çaydan almak yöntemiyle yumurtayı çay bardağı kenarına dizdi. Tabi benim hayat adına sohbet keyfim iyiden iyiye kaçtı. Kimle yaaa sohbet edecem, felsefe yapacam diye isyan etmeye başladım..

Yine de kendimi toparlayıp sohbete başladım. Sorguladım, çıkarımlarda bulundum, vakit geçtikçe coştum da coştum..
Yani Nene dedim son olarak "aşk böyle mi olmalıydı?"
Bekledim bekledim....
-Nene??
-Ha? Ne dedin? dedi.

Bir damla göz yaşı pıtladı sağ gözümden...

26 Eylül 2010 Pazar

VELİ AĞA EVLERİ DAĞITIYOR!

Ben Veli Ağa.
-Buyur Veli Ağa sorun nedir? Neden bağırıyorsun?
Burası İstanbul, Yazma.
-Hmmm evet?
Burda 3500 konutluk yeni bir yaşam merkezi kuruyoruz.
-Hayırlı olsun??? Afferim..
% 93'ü yeşil alan olacak.
-Vay vay vay vay! Evleri nere koycan Veli Ağa?
İçinde golf sahası bile olacak.
-Ne, bile miiii?

Hep hayal ederdim 10. kattaki evin bahçesi olur mu? Yaptım olacak.
-Veli Ağacım bayıldım bu kendinden emin tavırlarına. Tabi sen yap, olsun; seni utandırmakta istemem ama bunun yıllar öncesi yapılan örnekleri vardı be Ağacım!! Sen gelmiş şimdi yok ben hayal ettim yaptım oldu bittiye getirmeye çalışıyosun işi.Yakıştı mı be Ağam sana!!!

Çünkü bu ülkedeki herkes havuzlu, güzel, kaliteli bir evde oturmayı hakediyor.
-Veli Ağam sana da böylesi yakışırdı, demek ülkedeki herkese bu muhteşem evlerden dağıtacaksın?
Burada havuzlar olacak. (ışın teknolojisi) bi tanesi tam 250 m.
Burda meydan var mağazalar var.(elde kumanda olduğu taktirde arka havada ekran çıkıyor)
-Vay beeee demek onu da buldun yaptın olacak haaaa!!!
Herşey var. Burda yaşam var.
-Evet çok güzel, ne zaman yerleşicez, ne zaman başlıyo ustalar işe Ağam??
Burası enerjisini kendisi üretecek. Elektriniğiniz %70 daha ucuz olacak.
Bu yeni projemizde 1 milyar peşinat veren herkes daire sahibi olacak.
-Hııııı paralı yani. E olsun azımış..Ağam ne zaman getireyim parayı sonuçta bende hakediyorum böyle mükemmel bir hayat. Elden mi veriyoz meblağıyı?
İnşaata başladık bile.(coşkuyla bağır, peşinden hunharca gül hahahahahaha)
-Tamam Veli Ağa, sakin olmanı rica ediyorum, bak paraylan verecekmişin hem, müşteri korkup kaçacak:))

Orjinal monolog için tıkla!

Mutlu bir hafta diliyorum herkeslereeeee:)))

23 Ağustos 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-9

Veeeee http://birdamlacikyagmur.blogspot.com/ blog sahibi Sevgili Damla'nın yolladığı LÜTFEN YAPMA! 'lar... (Teşekkürler)
Bol bol okuyup eğlenin ve bu güzel bloğu ziyaret etmeyi unutmayın:))


*Nerede olduğuna bakmaksızın göğsündeki kılları çekip tek mi çift mi olduğunu merak eder bir edayla çektiği kılları inceleyen amca LÜTFEN büyü artık!

*Sahilde denizden ayrılırken ayaklarını terliğinde hiç kum kalmamacasına temizlemek için bir sağ ayağını gelen dalgayla yıkayan sonra sol ayağını yıkarken diğerinin tekrar kum ve taş dolduğunu fark edip bunu bıkmadan usanmadan tekrarlayan amca LÜTFEN asla başaramayacağını anla artık!

*Kendisine yapılan güzel bir övgü ya da hareketi masadaki arkadaşına anlatırken diğer masalara da duyurmak itercesine sesini max. volume açan teyze LÜTFEN diğer masadakilerin bu konuyla hiç ilgilenmediğini anla artık!

*Park etmek için bin kez ileri geri yapan trafiği kilitleyen teyze LÜTFEN yeteneksiz olduğunu kabul et ve toplu taşıma kullan artık!

*Solaryum kampanyalarında bedava diye solaryum cihazında yatıya kalan abla/abi sonuçtaki görünüşünün hiç de bakılası olmadığını LÜTFEN keşfet artık!

16 Ağustos 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-8

*Giydiği her şeyi pantolonunun içine sokan adam LÜTFEN sokma!

*Yazın beyaz keten pantolon giyen adam LÜTFEN giyme ya da en azından içine bişeyler giy!

*Sutyen giymeden dışarı çıkan 50 yaş üzeri şişman kadın LÜTFEN koşma!

*Saçlarını özenle dağıtmak için evden çıkmadan önce 2 saat uğraşan adam LÜTFEN yataktan kalktığında saçlarının bu şekli aldığını ima eden cümleler kurma!

*Amfide en ön sırada oturup hoca dersi sadece kendisine anlatıyormuşçasına kafasını onaylar bir şekilde sallayan kız LÜTFEN yapma!

13 Ağustos 2010 Cuma

LÜTFEN YAPMA-7

http://sanartmadami.blogspot.com/ blog sahibinin yolladığı LÜTFEN YAPMA'lar süper olmuş. Ayrıca bloğunu da ziyaret etmenizi öneririm:))

*Patlayan topa sabun sürerek tekrar oynamak isteyen çocuk, LÜTFEN bunun anlamsız bir umut olduğunun farkına var!

*Yanında peçetesi olmadığı için ıslak mendille burnunu silen arkadaş, LÜTFEN 50 kuruşuna kıyıp bi selpak al!

*Bilgisayarın mouseuna bile dantel ören büyükanne, LÜTFEN artık dur!

*Uçaktaki yakınına, metroda kapı kapanınca arkadaşına bağıranlar, LÜTFEN hep böyle komik olmaya devam edin!

*Sıcak çay bardağından çıkardığı kaşığı kötü söz söyleyen çocğunun eline değdiren cani anne, LÜTFEN insan ol biraz!

Mutlu haftasonları:))

9 Ağustos 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-6

*Her fotoğrafta gözleri kapalı çıkan adam LÜTFEN üzülme!

*Otobüste bir durak sonra ineceği halde yer veriyormuş gibi yapan orta yaşlı adam LÜTFEN yapma!

*Müzik dinlerken kulaklık telefona tam oturmadığı için, telefonun hoparlöründen canlı yayın yapan teyze LÜTFEN yapma!

*Otobüste artizlik olsun diye hiçbir yere tutunmadan seyahat eden ergen LÜTFEN yapma!

*Toplu taşıma araçlarında kendisine yer verebileceğini düşündüğü, oturan gencin (potansiyel kurban) başına dikilip amacına ulaşamayınca gençliğin dejenerasyonu konulu uzun konuşmalar yapan teyze LÜTFEN yapma!

LÜTFEN YAPMA'ları yollayan http://dalyanvolkan.blogspot.com/ a teşekkürleeeer:))

14 Temmuz 2010 Çarşamba

KOMİNİKEYŞIN-FD11

Sıcak, çok sıcak bir yaz günü. Dışarıya çıkmanın neredeyse imkansız olduğu böyle bir günde evde buluşmak için arkadaşımla plan yaptık ve o gün gelecekti...

Dede, normalde misafirimiz geldiğinde şartlar uygunsa tesbihini eline alır ve "ben şöyle bir dolaşayım" diyerek ve çoğunlukla söylenerek evi terk eder ya da bir odaya çekilir ve isteği oldukça -odadan çıkmak yerine misafirimiz gidene kadar- içerden bağırırdı.

Ancak o gün nedense öyle olmadı:)

Bütün hazırlıkları tamamlamıştım ki arkadaşım (Burcu) geldi. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki hevesle açtım kapıyı salona aldım. Sohbet, yeme içme... Keyfimiz yerindeydi.

Arkadaşım benim tam da zıttım olacak şekilde sıcak kanlı, bolca konuşup gülen ve ortama anında uyum sağlayan bir kişiliktir.

1 saat kadar oturup, konuşup gülüştükten sonra:
-Aaaa Dede nerde?
-İçerde odada, pek sevmez de ortalara çıkmayı...
Ben bi mutfağa bakıyim, geliyorum şimdi.

Mutfaktaki işlerle uğraşıp, güzel bir sofra kurayım derken içeriden gelen kıkırdama ve konuşma seslerini duyunca irkildim. "Noluyo yaaa!"
Bir an önce elime servisleri alıp salona gidip bakmak istiyordum neler olduğuna.

Salona girdiğimde Dede ve arkadaşımı çok keyifli bir sohbetin ortasında yakaladım.

"Dede sen hani çıkmıyodun odadan?"
Arkadaşım bana bakakaldı. Sanki böyle bir kuralı ben koymuşum gibi bir hava esti birden ortada. Tam da toparlayabilirim durumu derken; Dede tüm masumiyetiyle "İsterseniz ben odama çekiliyim ama biraz acıktım, bana da yiyecek bir şeyler verir misin?" dediği an zaten gaddar torun oluvermiştim birden.

"Aaa yok olur mu öyle şey bizimle otur işte" cümlesini önden atılıp kuran arkadaşım sayesinde bir kat daha eziklik hasıl oldu bünyemde...

Saatler geçiyor, Dede bütün sosyalliğini sergiliyor ve gerek 30 yıl gerekse 40-50 yıl öncelere gidip aslına biraz ihanet ederek yaşamından parçalar sunuyor; arkadaşımsa tam da onun isteyebileceği gibi " Yaaaaa, vaaaay, ay inanamıyoruuuum" şeklinde onu yüreklendiriyordu.
En son hatırladığım 25 yaşında simsiyah gür saçlarına, sevdiği kız uğruna, sıcak maşayla perma yaptırmaya çalışırken kafa derisinin nasıl da yandığı ve işte aşkın böyle bir şey olduğuydu.

Olayların ve sohbetin tamamen dışında kalmış ya da bırakılmıştım. Aralarda "Ne güzel ne iyi kızsın sen, benim torunum da biraz sana benzese ya!" şeklinde kırıcı cümleler de kurmadı değil hani..

Kalkma saati yaklaşmıştı ki, arkadaşımın telefonu çaldı, arayan dedesiydi. Telefona biraz baktıktan sonra bir anda "Aman dede yaaa, biz öl de ev bize kalsın diye bakıyoz, sen hala kominikeyşın derdindesin." diyiverdi ve "neyse ben sonra ararım onu" diyerek açmadı.

Donakalmıştım. Bana sorarsanız bu sözlerden sonra Dedenin, "terbiyesiz!" diye bağırıp kalkıp gitmesi lazımdı ama ne mi yaptı?

Gülmekten katıldı...

13 Temmuz 2010 Salı

LÜTFEN YAPMA-5

Sevgili A-H’nin ( http://biradambirkadin.blogspot.com/ ) yolladığı:
*Tuvalette klozetin üstüne tüneyen insan LUTFEN YAPMA!

Ve Burcu Bal’ın yolladığı:
*Bütün gün iş yerinde yoğurt ve grisini yiyip eve gidince bir danayı deviren salon kadını LÜTFEN özüne dön!
*Kırmızı ışıkta durduğunda arabasının camlarının alüminyum kaplandığını düşünüpte burnunu karıştıran ve çıkan nesneye sanat eseri muamelesi yapan krocan LÜTFEN evinde yap!


Teşekkürleeer:)))) Herkes herkes yollasıııın:)

5 Temmuz 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-4

*Kadınların aptal olduğunu ima edip erkek taraftar toplamaya çalışan abla LÜTFEN sus!

*Yanındaki küçük çocuğu kız avlamakta kullanan adam LÜTFEN kullanma!

*Sokakta eşşek kadar köpek gezdirip kaldırımların sahibi olan genç LÜTFEN evine git!

*Kendi yaptığı espiriye saatlerce gülen adan LÜTFEN gülme!

*Ucu açık topuklu ayakkabı giyip serçe parmağına eziyet eden kadın LÜTFEN giyme!

İyi bir hafta diliyorum herkese:)))

24 Haziran 2010 Perşembe

LÜTFEN YAPMA-3

*Bir gün kullanırım diye okuduğu kitaplardan uzun cümleler ezberleyen genç LÜTFEN ezberleme!

*Sınava öküz gibi çalıştığı halde sınav günü “Olum hiç bakamadım” diyen üniversite öğrencisi LÜTFEN sus!

*Yaz kış kazak giyen adam LÜTFEN giyme!

*Starbucks'tan kahve alınca yürüyüşü değişen kız LÜTFEN …!

*Bunları sadece okuyup geçen okuyucu LÜTFEN sen de yaz:)))

22 Haziran 2010 Salı

NİHAYET PİKLİK ALANI-FD10

Bir şekilde kafamız karışmış olacak ki; sıraladığımız kuralların arasına piknik alanına gidene kadar arabada toplu halde klasik yolculuk şarkılarının söylenmemesi maddesini eklemeyi unutmuşuz:)
Nihayet piknik alanına ulaştık... Çok güzel bir hava, arkamızda orman, biraz ileride de güzel bir dere var.

Getirdiğimiz bütün malzemeleri masanın üzerine yerleştirip mangalı yakmak için hazırlanmaya başladık. Hazırlıklar bitti ve erkekler en iyi mangalı kendilerinin yaktığını ispatlamak istediklerinden yoğun bir tartışmaya girdiler... Hepsinin elinde malum bir oluklu mukavva (kolilerin yapıldığı karton) parçası "o da bir şey mi? ben bir keresinde acaip rüzgarlı bir günde, deniz kenarında, 5 dakikada yaktım bi de yetmedi ateşi iyice harladım" tarzında iddialarla birbirlerini alt etmeye çalışıyorlardı. Bu sırada Dede yola ilk çıktığı anın heyecanı hala üzerinde mutlu mutlu etraflarında dolaşıp; "ben yakıyım mı, ben yakıyım mıııı?" diye sızlanıyordu... Hararetli tartışmanın ortasında onu kimseler duymadı:))

Zaman bir hayli geçmiş olduğundan ki etler hala hazır değildi; Dede idareten bir şeyler atıştırmak yerine karpuz yemeye karar verdi. Ve karpuzu dilim halinde yemek istiyordu. Ortaya çıkacak manzara hepimizin gözünün önünde capcanlı duruyordu. Dirseklerinden ve ağzının kenarından karpuz suları süzülen Dedenin güzelim atleti de artık karpuz suyu olmuş; bir de göbek deliğine yakın bir yere çekirdeği düşmüş, kurumuş bir vaziyetteyken; nasılsa et yerken ellerinin yağ olacağı gerekçesiyle bir adım ötedeki çeşmede ellerini yıkamayı ısrarla reddediyordu.

Olması gerekenden bir hayli geç bir vakitte etler oldu. Yemek bittiğinde Dede'de bir huysuzluk başladı. Çocuklara oyun oynarken ses çıkardıkları için bağırıyor, olmadı üşenmeyip kalkıp her biri dağılana kadar elinde bir ağaç dalı onları kovalıyor ve tehdit ediyordu...

Tam da sakinleşti derken mendilini evde unuttuğu ve bunun kendisi için hayati önem taşıdığını bağırmaya başlamıştı. Hepimiz onu idare etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştık...
En sonunda kendisini çok haklı hisseder bir halde, sıkıldığını ve ormanda yürüyüşe çıkacağını söyleyerek uzaklaştı. O uzaklaşırken güneşten gözlerim mi kamaştı, acaba yanlış mı görüyorum diye çevremdekilere de sordum ama gözlerim sağlamdı.... Evde unuttuğu mendili yerine masayı silmek için yanımızda getirdiğimiz hani şu hepimizin bildiği sarı bezi alıp ıslatıp kafasına koymuştu:))(güneş geçmesin:)

1-2 saat oturup dinlenmeye çalıştık ancak işe yaramadı tabii ki. Erkekler ve Faik Dede değişen ruh halleri ve yarışlarıyla bizi bir hayli yormuşlardı...

Artık toparlanma zamanı gelmiş ancak Dede hala gelmemişti. Hepimizi iyiden iyiye bir telaş sardı. Çevrede her yere baktık, erkekler dağılıp ormanda da aradılar ancak yoktu. Bu telaşlı durum 1 saate yakın sürdü. Taa ki ilerlerde sarı bezli bir kafanın bize doğru geldiğini farkedene kadar.

O kadar telaşlanmış ve sinirlenmiştik ki herkesin diyecek bir çift lafı vardı.. Geldi, ortalıklara yayılmış halimize baktı, güldü ve: " Nasımııış? Beni ne kadar sevdiğinizi şimdi anladınız demiii?" dedi. :)))

21 Haziran 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-2

*Havalar tam ısınmadan tişört giyen çocuk LÜTFEN üşümüyormuş gibi yapma!

*Toplu taşıma araçlarında metal müzik dinleyen genç LÜTFEN tutunma demirlerine bas gitar sapı muamelesi yapma!

*Aldığı kalın kitapların ilk 10 sayfasını okuduktan sonra kenara bırakan adam LÜTFEN yenilerini alma!

18 Haziran 2010 Cuma

"cim" KIZLAR

Sizi Seviyoruuuuum canı gönülden:))
Kızlar neden bu kadar iyisiniz? Neden hep tatlı, hep gülen ve şipeşirinsiniz?(bu şirinliğin abartılmış bir boyutudur DİKKAT!)

"cim" Kızlar kimdir? Onları görünce nasıl tanırız ve en önemlisi kendimizi onlardan nasıl koruruz?Bu önemli konuyu işte şimdi ele alıyoruz. Umarım geç kalmamışızdır zira içimizden bir kaçı bu tatlı abidelere çoktan kurban gitmiş olabilir:))

"cim" Kızlar iki çeşittir:
1. grup size her daim gülen gözlerle bakar, herkesi ama herkesi sever, hepimizin en iyi dostu ve anlayanıdır. Ses tonlarında ortalıkta hiç bir şey yokken bile size acıyan bir ifade vardır. Bir gün önce görmüşse sizi ertesi gün karşılaştığınızda sanki tüm gece sizi düşünmüş sanabilirsiniz. Hemen kaynaşıverirler.

Şimdi tanışma anını inceleyelim:
-Ben Nukima.
-Ben de Cimkız.
-Memnun oldum.
-Ben de...
Hemen peşine, daha o an konuşma devam ederken o sizin için artık bir melektir.
-Eee NukimaCIM anlatsana nasıl gidiyor hayat? :))
Lütfen çok dikkat edin asla cevap vermeyin, mümkün bir pozisyondaysanız yani sizi yakalayamayacağı bir açıklıktaysanız tüm kuvvetinizi toplayın veeeee koşun:)

O an kurtulduğunuzu varsayarak (şanslıysanız) devam edelim. Bir dahaki karşılaşmada sanki öyle bir tanışma olmamış gibi sinsice uzaklaşın. Yakalanırsanız ne mi olacak?:
-NukimaCIM nooldu o gün öyle, ah canım yaa çok üzüldüm bir rahatsızlığın mı var?
(Evet bu olacak, işte bu yüzden asla ama asla yakalanmayın.)

Özetle 1. grup tehlikelidir, canınızı sıkar, size her gün daha da kötü hissettirir; çünkü bu türe kötü davransanız "Allahım ben ne kadar kötü bir insanım" diye düşünüp kendinizi yer bitirirsiniz; e iyi davransanız o sizin ömrünüzü yer bitirir:))

Gelelim 2. Gruba: 1.'ye göre daha az tehlike arzeder.
Bu grupta ruh haliniz daha çok "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?" sorusunun oluşturacağı bir ruh halidir. Tanışırsınız gayet nazik ve bir o kadar mesafeli bir şekilde karşılar sizi. Aslında tavır birazda "Seninle tanışmaya ihtiyacım yok." tavrıdır. Hemen kaynaşmazlar.
2. karşılaşmada biraz mesafeli bir gülümsemeyle geçiştiriverirler sizi.
3. de daha da uzaklaşır ve 4. daha da kötüdür.
Zaman geçtikçe siz artık onun için yoksunuzdur.

Mesela iş yerinde sizi koridorda görür, yanından geçersiniz farketmez. Bir sonraki sefer görür ama kafasını çevirir. Hep şu soru hasıl olur bünyenizde "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?"

Nerede kaldı bunun Cimkızlığı diyebilirsiniz.İşte şurada:İlla herkesin bir zaman birilerine ihtiyacı olur bilirsiniz. Hele ki iş yerindeyseniz.Örnek:
O güne kadara yüzünüze bakmayan kavga ettiniz de haberiniz yok sandığınız Cimkız bir gün hararetle odanıza girip sırf başka kimse olmadığı için sizinle konuşmak zorunda kalır veee o eğlenceli durum ortaya çıkar.
O güne kadar gördüğünüz soğuk odun gitmiş yerine tatlımı tatlı, masummu masum küçük bir kız çocuğu gelmiştir.
Ve yine siz "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?" derken bulursunuz kendinizi:))

*NukimaCIM ben bu yazıcıdan çıktı alıcam ama nasıl gönderiyordum acaba bir bakabilir misin?
*NukimaCIM bir belge varmış sende alabilir miyim onuuu?

İnsanın bu Cimkıza "Yaaa öyle olursun işte." diyesi geliyor:)) ama o eminim içten içe
"Ya ne kadar da iyi yönetiyorum ilişkilerimi." diyordur. (hahahahaha)

Herkese mutlu haftasonları:))

16 Haziran 2010 Çarşamba

BUZZ :)

Yılın her mevsimi, ayın her haftası ve haftanın her günü okula mı gitmek zorundasınız?
Okula giderken 2 saat yol,
İlkel bir şekilde üretilmiş çift katlı otobüslere mi binmek zorundasınız?

Evet zorundaydım, okul yıllarım zaten bölümümden dolayı çoook çileli geçti.

Kış aylarında otobüslerde geçen diyolog: " Hanfendi orası ıslak isterseniz poşet koyup oturun":))
Neden çünkü çift katlı otobüsümüzün tavanı akıyor ve yerli halk biliyor haliyle yedek poşetle yola çıkılması gerektiğini...

Okuldan dönüyorum, hava kararmış ve çok soğuk bir Ankara kışı...
Son zamanlarda geliştirdiğim bir alışkanlıkla da bindiğim gibi uyuyup; inceğim durağa geldiğim an uyanıp koşarak üst kattan alt kata iniyorum. Çok heyecanlı anlayacağınız...

İşte o gün yine aynı şekilde kafamı cama dayayıp uykuya daldım ve durağa geldiğimiz anda uyandım; ancak bir sorun vardı. Bir türlü kalkamıyordum. Bir kuvvet ben kalkmaya çalıştıkça beni tutuyordu sanki...

Otobüs durdu... Kalktı... Ben hala aynı yerdeyim...Rüya mı?:)
Uykum o çabalama sonucunda iyice açıldı haliyle.
Sonradan farkettim ve tam bir şok!!!

O soğuk havada cama yasladığım kafam, omzun ve kolum buz tutmuş ve cama yapışmıştı:))
İlk anda en korktuğum şey tabii ki cama dayadığım kısımdaki saçlarımın kafamdan ayrılmasıydı...

İnce bir çalışma sonrası durağımdan oldukça uzaklaşmış olan otobüs ilerlerken saçlarımı kurtardım; ancak yapışan montum ve kolumu kurtaramıyordum. En sonunda bir kuvvet asıldım ve onu camdan ayırdım.(caaaart:) Tabi bu arada yanımda oturan ve derin bir uykuda olan amcada bir titreme hasıl oldu.

Offff o kadar yoruldum ki inip o durakları geri dönmek fikri gözlerimden bir damla yaş akmasına sebep oldu :)))

15 Haziran 2010 Salı

LÜTFEN YAPMA-1

LÜTFEN YAPMA'ya ilk ulaşan mesaj .....

LÜTFEN YAPMA'lar
(http://hayatiminherrengi.blogspot.com/ ve http://kackitapokudumben.blogspot.com/
bloglarının yazarına ait) mükemmeller:)))

*Bana el sallıyormuş gibi yapıp aslında arkamdakine sallayan ama benim bunu fark etmeyip safça el salladığım adam, LÜTFEN el sallama!

*Otobüse/metroya bindiğinde hemen kesicek birilerini bulmaya çalışan ergen kız, LÜTFEN millete yiyecekmiş gibi bakma!

*Pikniğe full makyaj ve topuklu ayakkabılarla giden abla, LÜTFEN o ayakkabıları 1 güncük çıkar!

*Bir çocuk gördüğünde hemen anneni mi yoksa babanı mı daha çok seviyorsun diye soranlar, LÜTFEN artık başka soru bulun!

*Konur Sokak'ta yerlerde taşlarda ve bilimum yerlerde sürünen "emo"tion lar, LÜTFEN artık kalkın! (:

Teşekkürler Hayatımınherrengi...

14 Haziran 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA BAŞLIYOOOOOOR!!!

Lütfen yapma!! nedir?

Lütfen yapma: "Ya yapma işte şunu çok belli oluyo naapmaya çalıştığın"
"Bi insan nasıl olur da farketmez dışardan nası gözüktüğünü"
"Ay niye öyle yapıyo oooooo" ve "Komikmiş!"
dediğimiz şeyleri sıralayacağımız ve bunu DALYAN'la birlikte yapacağımız bir paylaşım ortamı :))
Tabi sizleri de aramızda görmek isteriz, siz de yazıııın:))

Şimdi bir kaç cümleyle başlayalım veee devam edebildiğimiz kadar devam edelim...

*Kalkmak üzere olan metroya binebilmek için durumu zorlayıp, kapanan kapının arasına sıkışan adam LÜTFEN bir sonraki metroyu bekle!

*Kendisi metroya son anda binip arkadaşı dışarıda kalan ve anlamsızca bağırarak son anda buluşma noktası tayin etmeye çalışan adam LÜTFEN YAPMA!

*Ne anlatırsanız anlatın her olayı yaşamış ve mutlaka verilecek bir örneği olan; "evet evet mesela bir seferinde bana da..." diyerek dikkatleri çeken adam LÜTFEN sus!

Devamı gelecek:))

14 Mayıs 2010 Cuma

O DEĞİLDE...

"O değilde" ne?
Nasıl bir alışkanlıktır bu ya:))

İlk kez tanıştığım huyunu suyunu da pek bilmediğim için tanışma öncesi gerginliği yüksek derecelerde yaşadığım akrabamız bir iş için mükemmel şehrimize teşrif ettiler ve tabi misafirimizi ağırlamamak bize yakışmazdı..

Bu sebeple hazırlıklar yapıldı, "nasıl rahat eder, neyi sever ki?" diyalogları evimizde bir süre yoğunlukla konuşuldu veeee işte o büyük gün geldi??

Siz hiç kendi evinizde yabancı hissettiniz mi?
Mesela bir misafir gelir ve evinizde o kadar rahattır, size dair özel şeyleri öyle rahat sorar araştırır, eleştirir ki bünyenizde şu durum hasıl olur: "E ben çıkayım bari?":))) Bir zaman sonra "şeyy banyo ne taraftaydı acaba?" sorusunu sorarken bulursunuz hani kendinizi...

Velhasıl, ilk günü atlattığımızda "neyse en azından faturalarımızın ne kadar geldiğini sormadı" diye şükrederken buldum kendimi; çünkü o gün:
"Ne kadar kiranız bakiyim?"
"Aidat kaç, neyle ısınıyosunuz, ısınıyor musunuz?"
"Duvarlar kireç mi:)) Filli boya mı dyo mu?"
"Kaç m kare evler, ne kadara gidiyo burda?"
"Apartman görevlisi hangi hizmetleri veriyor?"
Yani en son olay görevlinin bile maaşına dayanmıştı ki "yorgunsundur hadi yatakları açalım" dedirtti bize:))

2. gün sıra gerçekten elektrik faturalarımıza geldi:)) Suya, telefona geçmedik daha ama ayrılırken gelir gider tablosu ve ayrıca yatırım önerileri raporu beklemeye başlamıştık gergin bir şekilde.

Bütün bu sorgulamaların -ki buna taciz de denebilirdi- yanında normal sohbet etme çabalarımız olmadı değil:) Bunlar çok genel konular oldu tabi. Aralarında başka birini konuşurken duyduğunuzda içinizi bunaltacak konular vardı, mesela: "Ya abi Türkler yabancılardan zeki çevik amma adamlar yapıyo işte, neden Türkler her işi yaparım diyo yabancılar uzmanlaşıyo.. Yoksa biz mükemmel bir ırkız...:)" boyutunda konuşmalar yapıldı.

Ama sorun şuydu ki her ne derseniz deyin tam tersini ya da alakasız olanının düşünüyordu :)
-Güzel bir yerde yaşıyosunuz. diye iltafat edin mesela,
-Ya o değilde yerlisi daha rahat orda. diye bir karşılık...

-İyi işe girmişsin hayırlı olsun.
-Ya o değilde haksızlık ortamı çok orda.

-Biz bu diziyi izliyoruz bak.
-Ya o değilde ne buluyo insanlar bu televizyonda, sesini açsana biraz.

-Mühendisler daha bilgili bizlerden tabi diyor.
-E tabi...
-Ya o değilde onlarda iş bulamıyor işte.

Yoruldum:))

11 Mayıs 2010 Salı

PİKLİK-FD9

Haftasonu bir piknik yapalım da gözümüz gönlümüz açılsın dedik.
Bütün aile toplandık, piknik geleneklerini yerine getirmeyeceğimize dair sözler verip yeminler ettik. Aramızda gözleri dolan geleneklerimizden kopamayacağını ancak zamanının geldiğini belirtenler oldu sakinleştirdik..

Maddeler halinde tekrar ettik:
1-kimse gazetenin üstünde çitlemek hayaliyle çekirdek getirmeyecek
2-karpuzu soğusun diye dereye bırakmayı teklif etmeyecek
3-beyaz çorap üzerine tuvalet terliği benzeri terlikler giyip gelinmeyecek
4-erkekler kotlarının paçalarını sebepsizce kıvırmayacak
5-kimse çocuklarına yan masadan isteyiver teklifinde bulunmayacak
6-piknik masası kapmak için kimseyle kavga edilmeyecek
7-küçük gövdeli ağaçlara salıncak kurulmaya çalışılmayacak
8-kürdan yerine doğadan edinilmiş çer-çöp kullanılmayacak

Bütün kuralları zorlukla ve oy birliğiyle kabul ettik.
Yola çıkmaya ve çok güzel, kaliteli, modern :) bir gün geçirmeye hazırdık. Ancak dede hala hazırlanamamıştı. Bir süre kapıda bekledik...

Geldi! ::::

30 yıllık eskimiş gömleği göğsünden sona kalan 3 göğüs kılı fışkırmak suretiyle göbeğine kadar açık, içinde terleyip gömleğini çıkardığında gözükmesinden gurur duyacağı atleti:)) dizleri çıkmış ve göbeğinin üstüne kadar çektiği ("heşofmanım" olarak tanımladığı) pijaması beyaz çorapları ve arkasına bastığı siyah klasik ayakkabıları...

Ve Dede:holeeey pikliğe gidiyoruuuuuz
diye bir çocuk mutluluğu sergilediğinden onu kurallardan muaf tutmak zorunda kaldık...

10 Mayıs 2010 Pazartesi

NEHİR

"Çocuğu olan herkes, o hastalandığında dünyanın nasıl durduğunu bilir. Bildiğimizi gösterelim.
Bir anne-babanın, çocuklarını hayatta tutma çabasında onlara destek olalım.
Hastane masraflarının ödenmesine katkıda bulunalım.
Lütfen dualarımızda Nehir'e acil şifa dilemeyi unutmayalım.
Başka ne yapabilirim? diyorsanız, Nehir için Nurturia'da açılan gruba uğrayın."

Bu yazıyı Annecafe'den aldım. Ne yazılır bilemedim.
Bende buradan duyurmak istedim.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

MICHELIN

27 Nisan 2010 Salı

KOLTUK ALTI-FD8

Artık zamanının geldiğini düşünerek (ki yerlerde dolaşan toz tüncükleri bunun kanıtıydı) güzel bir bahar temizliği yapayım dedim. İşe yaramayacağından çok çok emin olmama rağmen (Kutsi-Faik Dede ikilisi sayesinde nasılsa yine her yer kirlenecek, yapış yapış olacak, uzun kıllı halılarımıza düşen leblebi taneleri bizden hızla uzaklaşıp kaybolacaktı...:) heves ettim işte (yazık bana)

Temizlik yapmanın çok büyülü bir yanı var (sadece kadınlar bilir). Birbirinizden farklı yanlarınız, yönleriniz, yöreleriniz, örf ve ananeleriniz, tarzlarınız,ve uzatmayalım vs.leriniz binlerce çeşiti de bulsa temizlik yaparken sanki aynı kadınsınız:)) (tabii ben de bu deneyimi yaşamalıydım)

Onun altı, bunun altı, şunun köşesi, kenarı derken tiftik keçisini andıran saçlarım, ümüğüme kadar çektiğim mavi eşofmanım ve bu temizlikten sonra yer bezi yapmaya karar verdiğim penyemle mükemmel bir görüntü çizmiştim.(kapıya biri gelse içerilere saklanıp asla çıkamayacak kadar etkileyiciydim)

Bütün dip oda tabir edilen odaları temizleyip paklayıp evimizin kral odası salonumuza geldim. Ve tabi o kallavi koltuğun altında oluşmuş organizmalar gözümün önünde canlandı. Biraz dalakaldım karşısında ve kolları sıvadım.

İtmeye çalıştıkça geriye kaymakla kalmıyor bir de üstüne çoraplarım parmak uçlarıma doğru fiiiiyyyy...
Birkaç denemeden sonra bana ya erkek ya da deli gücü gerektiğini farkettim ve aynı anda pes ettim...

Bu gibi durumlarda tek elde süpürgenin borusu olmak kaydıyla emekler vaziyette yere yatılır ancak sağ ya da duruma göre sol kulak tamamen yere yapıştırılır, gözler hafif şaşı yapılarak koltuğun altına bakılırken bir taraftanda borulu kol hareket ettirilir. (bu tarifi zorda kalan erkekler için verdim ki çoğu "hiiiiiç işim olmaz" diyecektir)

Bir taraftan tarifi olduğu gibi uygularken yolunda gitmeyen bir şey vardı sanki...
Yorgunluk ya da tansiyon düşmesi sebebiyle olacak koltuğun altında bir şey parlıyordu ve tak!!
etti. Borunun bir kısmına bir şey takılmıştı.
"Bu neymiş yaaa bu kadar mı pismişiz" bakışıyla toz ve topalaklı nesneyi şöyle bir dürtükledim.

"Ya bu şey yaaa:" (bu benim iç sesim bazen de evde kimse yokken sessizce ve kendi kendime konuştuğum sesim)
Günlerdir başımızın etinin bu konuda didiklendiği kayıp konusu; sanki uyanıverip "ya ne şaçma rüyaydı, bizim koltuğun altından dedenin takma dişleri çıktı, oraya mı düşmüşmüş ne yok kaybetmişti ya çok konuşuldu bilinç altıma işlemiş heralde" diyecekmişim gibiydi ama ne yazık ki değil işte gerçekti bu....

Dedeeeeeeeeee! Bu ne yaaaaaa?

20 Nisan 2010 Salı

KEYİFSİZ DEDE-FD7

Dede geçen hafta keyifsizdi. 1 haftamız onun kendini iyi hissetmesine çalışmakla geçti ama ne yaptık ne ettiysek yerine getiremedik keyfini...

Kutsi, hem araları düzelsin (dede ondan pek hoşlanmıyor sanki:))hem de kaynaşsınlar amacıyla birlikte araba yarışı oynamayı bile teklif etti ancaaak; Dede: "dişleriiiiiiiiiiiim" diye evin içinde bas bas bağırmaktan vazgeçmedi...

Sorun şu ki evin içinde takma dişlerini nereye koyduğunu bir türlü hatırlayamıyordu... :)))

11 Nisan 2010 Pazar

ÇORAP

8 Nisan 2010 Perşembe

TAMAMEN GERÇEK

Güzel bir yaz günü.. Bazı insanlar için yeni bir başlangıç, bazısı için yardım etme, biribirinin yanında olma imkanı..

İşte böyle bir gün ve bu tür duygularla sabahın köründe kalkmışız. Teyzem evini taşıyor, biz de destek amaçlı oradayız. Kamyon, yeni evin önüne yanaşmış eşyalar teker teker boşaltılıyor. 5 tane eşya taşıyan amca ve 1 kamyon şoförü... Biz de kuzenler, diğer teyzeler ve arada tanımadığım bir kaç insan :) "yok onu şuraya koyun, aman dikkat edin kırılmasın" vs sesleri çıkarıyoruz..

Öğle tatili oluyor dağınık salonda toplanmış: "Amcalara ne versek? bir çay yapalım, pepsi mi, kola mı, pide mi, kuru fasülye mi?"sohbetindeyiz.. Sonunda karar veriyoruz menüye ve alışveriş, sofra hazırlama... Evin işe koşturulan küçük erkeğine, amcalara ve ayrıca kamyondaki şoföre haber ver! emri veriliyor.

Kısa bir aradan sonra amcalar sofrada; ancak şoför yok.
-Oğlum şoföre söylemedin mi?
-Yok kamyona baktım orda yoktu.
Sofradaki amcalara dönerek:
-Şoför bey yok galiba nereye gitti biliyor musunuz? Ayy yazık o da doyursaydı karnını şu sıcakta soğuk bi şeyler içerdi hiç olmazsa. (Bu serzeniş çok tanıdık. Bir yaştan sonraki kadınların hastalığı sanki 3 kelimelik olayı 5 cümlede çözememe)
-Arabadaydı en son Mehmet abi ama...?

Neyse artık, biz de acıkmışız. Şöyle bir ellerimizi yıkayıp oturalım sofraya diyoruz. Banyonun çeperinde nerdeyse birikmişiz. Ama o da nesi biri daha önceden kapmış banyoyu:)

Teyzem kapıyı çalıyor:
-Ayy kim var içerde bizim çocuklardan mı ki? Oğluuum hadi ama çık bak millet seni bekliyooo!!
-... (ses yok biri gizli işler çeviriyo:))
-Hadi amaaaa kim var içerdeeee? Kimin çocuğu içerde çıkarın çabuk!
-Ya yok bizimkiler atıştırıp bahçeye indiler.
(İçerden su sesleri.. Bir tek banyo şarkısı eksik. Laaaaa La La La:)
Teyzem ses gelmeyince dayanamayıp kapıyı zorluyor ama nafile, kilitli..

Bir kaç dakika sonra kapı ağır ağır aralanıyor. Hepimiz kapının önünde sıralanmış bekliyoruz.

Veeeeee karşımızda
-Kayıp Şoför Memo- (hahahahaha)
Tabi haliyle ben ve bir kaç yaşıtımdan kıkırdama ve püskürme sesleri...
Ama nasıl olmasın?

Şoför: Saçlarının ucundan sular damlayarak, ayakkabılarının arkasına basmış; her bir adımda ayakkabıdan fırt fırt sesler ve kenarından fışkıran sular...
Tepki:Nasıl yaaaaa?

Teyzem kıpkırmızı bir halde sorusunu soruyor:
-Naaptın seeen?
-Abla ferahlayak dedik tüm gün arabayın sıcaanda...
Sinirden heralde, mantıksız bir soru daha:
-İnsan bir izin ister kardeşiiim!!:))))

Mesela kaç kişinin evine bir kamyon şoförü gelip, "Abla bi banyo yapabilr miyim?" demiştir? Ve "tabi kardeş ne demek biz hiç kullanmadık daha, sana hazırlamıştık gir bi keyif yap sen" cevabını almıştır?? Bilmem:))

5 Nisan 2010 Pazartesi

SARIMSAK-FD6

Hafta içi bir gün, bir sebepten erken ve o mükemmel EGO otobüsüyle dönüyorum eve.. Otobüse bindiğimde saat 16.00 civarı.. Allahtan ilk duraktan biniyorum ve 2 saatlik yolculuğumu biraz daha az acılı hale getirmeye çalışıyorum tabii kendimce:)
Güzel ve dünyada lider kentimin yine bir o kadar mükemmel semtlerinden birinden geçiyoruz ve sanırsın gelişmekte olan ülkemin çoğalan yaşlı nüfusunun %60 kadarı durakta sırada:)

Haliyle otobüsün yaş ortalaması artık 70'lerde seyrediyor, yılların verdiği birikimle gittikçe ağarlaşıyooor ağarlaşıyooor:))
Durakta baya bir bekliyoruz dolayısıyla ağır adımlar bir taraftan arkadaki arkadaşa laf yetiştirmeler:) Bir an bir hareketlilik oluyor dışarıda. Dedenin biri koşarak ve kaldırımdaki kalabalığı yararak büyük bir hızla yetişiyor otobüse ve kendini içeri atıyor.(Maşallah ben o kadar koşamam ne diyim:) derkeeen farkediyorum ki o atletik adam sadece dedenin biri değil Faik Dede!!
Hep merak etmişimdir neler yapar, tek başına nasıl davranır, evdeki gibi midir:)) ne bileyim dışarıdan ki hazır beni farketmemişken izlemek istedim onu bir süre, sağlığı için de çok sevindim bu arada..
Ancak o yolu depar atıp gelen dede ne olduysa otobüse binince hastalanıvermişti; hatta sanki o hep hastaydı zaten ayakta duracak hali de yoktu (dolayısıyla arkalarda yer olmasına rağmen) hemen en öne oturması gerekiyordu. Tabii bunu bi kaç kere seslice dillendirince -eşşek değilse anlayan- öndeki genç yer verdi dedeye.. (her zaman en öne oturmayı sever de:))
Aramızda bir koltuk olması sebebiyle izlemek ve dinlemek hayli kolay oldu.

Dede sohbeti sever hele ki şoförlerle.. Hemen bir sohbet açıyor haliyle ve can hıraş bir sohbete dalıyor dede tabii tek taraflı:))
Bu arada zavallı şoför saniyelik bir arada çok mühim ve beni kendimden geçiren çarpıcı soruyu soruyor dedeye: "Sarımsak seviyoruz galiba amca baya bi tüketmişiz hani" (hahahaha)
İlk 1 saatlik yolu katettikten sonra, duraktan bir kaç genç biniyor. Bilirsiniz otobüs boş olsa bile önde ayakta durmayı seven bir gurup insan var . Çok büyük bir hata yaparak dedenin önünde ayakta durdular.
-Yavruum hadi bakalım arkaya bak boş arkası
-.....
-Yolu izliyorum evladım geçer misiniz arkaya hem benim midem bulanır öyle yolu göremezsem..
Talihsiz gençler usul usul arkaya doğru yol aldılar.

Eve döndüğünü sandığım dede ilginç bir şekilde alakasız bir durakta inip beni ve şoförü (eminim çok üzülmüştür:))terketmişti. Anlam veremediğim bu yeri nasılsa akşam sorarım diye düşündüm ben de ve yola devam...

Akşam yemek saati kapı çaldı ve dede, geçte olsa geldi.
-Merak ettim dede nerdesin?
-Dolaşıyorum canım nerde olcam!
-Nerde dolaşıyosun (açıklama yapmazsam onun da cevap vermeyeceğini bildiğim için) Hayır dönüşte aynı otobüsteydik sen bilmem nerdeki durakta indin o saatten beri de gelmedin???
-Ordaki durakta bi market var ona gittim (market gezmeyi sever hiç bir şey almasada:). Sonra 60 yaş kartımın süresi doldu ben de market servisleriyle buraya kadar geldim ama geç oldu.
-??!! Nasıl o kadar yolu!
-Hııı sahi bak öyle de gelinebiliyo buraya ondan ona ondan ona aktarma yapıyosun. Ama saatleri denk getirmek lazım. Bi dahakine daha geniş bir hatta yolculuk yapmayı denicem. Bakalım kaç semt öteye gidebiliyorum hem de hiç bi şey almadan hihihihihihih...

Anlamsız ve tepkisiz bir şekilde bakakalmıştım. Söylenecek çok şey vardı ama bir taraftan da çok komikti. Ya mantıklı bir şeyler söyleyim diye kendimi kasarken gülme tutarsa :)) neyse buna benzer bir çok sebepten aklımdakiler dilimin ucunda kaldı....

KASIM'LA AŞK BAŞKADIR




Bundan sonra Volkan Dalyan'ın
karikatürleri bizlerle burada olacak.
(Daha önce LEMAN'da yayınlanmıştı.)

Okuyup okuyup gülelim derim ne diyim? :)))

30 Mart 2010 Salı

MAVİ TERLİK-FD5

Mutfakta iş yapıyorum yemekler aman bi şeyler, keyifliyim.
İçimden şöyle geçiyor:"İyiyim evet evet alışıyorum galiba dedeyle yaşamaya" içim huzurla dolu tabii böyle hissedebildiğim için:))

Dede banyoya girmişti ve içeriden sesler geliyordu herhalde çıktı ve hazırlanıyor diye düşündüm.
-Dede yaaa? (keyifliyim ya iyice doğal haline bırakıyorum kendimi...)
-Ne biçim konuşma o yaalı yuulu, kaç yaşında adamla, dedenim ben senin!!
(Böyle bir reaksiyon beklemiyodum haliyle dededen)
-Ay dede ağzımdan kaçtı ne var bunda hem? (içeriye neşeli bir ses tonuyla sesleniyorum:)
-.....
Mutfak kapısında beliriyor. İrkiliyorum ki nasıl irkilmeyim. Film sahnelerinde olur ya hani şöyle yukarıdan aşağı ağır çekimde bakıyorum, kalıyorum, bakakalıyorum..

Olan saçlarının uçlarından yerlere su damlayan, üzerinde 40 yıllık çoğu yeri yıpranmış olan alacalı diz üstü bir bornoz, bir kısım kılları dökülmüş yamalı bacaklar veee dannnnn: evin her köşesinde dolaşılmış ıslak mavi plastik banyo terlikleri...

(İçten patlarlı çığlık)

-Dede yaaaaaaaaaaa!!! (gözlerim dolmuş hangi birine tepki vereyim)
-Bak ama eğitilmez misin yavrum sen daha yeni ne dedim ben sana?
(Ya dede ne diyosun sen, kimin torunuyum ben:))))

28 Mart 2010 Pazar

BENİM DE SÖYLEYECEKLERİM VAR!

Dost Kitabevine girdim şöyle biiir bakıyorum offf canım sıkıldı yaaav
İşte orda...
Biraz karıştırayım da burda bitiririm nasıl olsa (bi çok kişinin mantığıyla)..
Okudukça bir titreme bir kendinden geçme hali hasıl oluyor bünyemde dolayısıyla kitabı alıp eve götürmek gerekti. Alın okuyun; "Sakızım Düştü"yü tekrar tekrar okuyup gülün:))
İşte size her zaman elimin altında bulundurduğum Umut Sarıkaya'nın BENİM DE SÖYLEYECEKLERİM VAR! (İKİ) adlı kitabı...

27 Mart 2010 Cumartesi

SANDALYE Mİ! TEKERLEKLİ Mİ?

Bilirsiniz uzun şehir içi yolculuklar olaylıdır ya da benim hat yolcuları çok çok çok değişik insanlar bilmem ki...
Eski kırmızı otobüslerin ilk sırası karşılıklı ve 3 kişilikti ki belediye tarafından cezalandırılmış bazı semtlerde hala var:)
Ben de hep en sona kalan, soğuk havada en çok donma ihtimali olan şoförün arkasında yan oturuyorum ve karşımda bir teyzem..
Aradaki bir duraktan genç bir arkadaşımız biniyor elinde kırmızı bir ofis sandalyesi belli yeni alınmış eve ulaştırılmaya çalışılıyor.
Aaa o da nesi şöför tanıdık çıkıyor. E yerler dolu bu durumda napılır? Hazır elde sandalye alıp şöförün yanına çekip sohbet edilir.
Tabii bazı yokuşlar olsun frenler olsun genç arkadaşa kas yaptırmıyor değil.. Zira her frende tekerlekler sebebiyle tutunduğu direk etrafında şöyle bir dolanıp yerini buluyor her seferinde:))

Karşımdaki teyze inceliyor olanları ama belli birazdan çoğu yaşlı teyze gibi merakını da gidermek isteyecek hani!!
Yok duramıyor yerinde şöyle biraz öne doğru eğilip delikanlıyı dürteliyor ve acımaklı bir sesle:
-Oğluuuuum?
-Efendim teyze?
-Noldu sanaaa nerde sakatladın kendini?
-Niye ki teyze ne sakatlanması?
-E oğlum tekerlekli sandalyeye binmişsin ya?
-Yok teyze iyiyim ben.. (Yaa bu cevaba gerek bile yoktu:)))

22 Mart 2010 Pazartesi

Hemen Dönüyorum

16 Mart 2010 Salı

PORTAKAL-FD4

Bir haftadır birlikteyiz dedeyle.
Bazı şeylere şaşırmak bazen de (biraz) sinirlenmek dışında iyi gidiyor diyebiliriz. Hayatımızda bu kadar kısa sürede bi şeyler de değişmedi değil tabi:) Mesela:

Geçen akşam dede tuvalet için mola verdiğinde kumandayı yanında götürmeyi ilk defa unuttu. Biraz kanal dolaşayım dedim. Kumandada bir farklılık bir yapış yapışlık, bu nedir yaa reçel mi dökülmüş nolmuş derken: evet dede kumandaya naylon poşet geçirmiş onu da deli bağlar gibi bağlamış, bantlamıştı...

-Dede bu ne, ne gerek var buna??
-Ne varmış canım harfleri :) siliniyor eskimesin hiç bişeyinizin kıymeti yok. Biz gençken ayakkabımızın altı delinirdi de laylonu yakar eritir o deliği kapar tekrar giyerdik ayakkabıyı. Şimdi siz heeeeç dünya yansa umrunuzda değil!!
-Dede bi şeyi merak ediyorum o yaktığın naylonla kumandaya geçirdiğin naylon arasında nasıl bir bağlantı kurdun? (hihihi)
-Meyve getir de yiyelim hiç meyve yediğin yok!
-Tamam getiriyorum.
-Portakal getir portakal, c getir biraz.

Çokça ilişkide olduğu vitaminlerden böyle samimi bir hava içinde bahsederdi dede. Hepsini ezbere söyler, ne işe yaradıklarını, hangisinin ömrümüzü ne kadar uzatacağını günlerce anlatır, şekerimizi düşürür sonrada meyveyle yükselterek gönlümüzü alırdı.

-Dede ben soyayım istersen?
-Neden benim elim tutmuyo mu?
-Tamam dede bak altına tabak getirdim onun üstünde hani dökülmesin suyu yere, yapış yapış...
-Tamaaam anladık hayret bi şey yav.

Dedi, üstüne ben de kendimden utandım. "Ya koskoca adama nasıl yapacağını niye anlatıyosun" kızdım kendime kırdım mı onu yoksa diye..

Hayır kırmadım kendime de kızmadım; çünkü bu işi yapabileceğinden o derece emin olan dede ne yaptı:
Portakalı altında tabak olmamak suretiyle sıkarak ve eliyle soyarken; meyvenin suyunu boşa harcamadı, dirseğinden süzülen kısmını bir bardağa doldurdu. Hatırladığım en son şeyse elinde sıkıp öldürdüğü posayı ağzıma sağlık adına tepmeye çalıştığı andı :)))

9 Mart 2010 Salı

KENARIMIZDAKİ ERZAK-FD3

Kapıda, asansörün önünde kalakalmıştık anlamsızca. Dede sen geç içeri biz taşırız bunları, rahatına bak. Dede koşarak içeri girdi. Akşam haberlerini kaçıramazdı.
Biz?? Biz taşımaya başladık 1,5 saatimizi aldı: 2 bavul kendi kıyafetleri, ikişer kilo bakliyat, peynir, zeytin, teneke yağlar, turşu, bi sürü limon, bi sürü sarımsak vs.
Zordu ne deyim. İçeri girebilmiştik sonunda... Dede koltuğa uzanmış son seste haberleri dinliyor. Yer yer sinirlenip bağırıyor bazen de ağlamaklı bir ifadeyle "yapmayın bunu güzel ülkeme" bağrışlarıyla evimizi ve muhtemelen de apartmanı sallıyordu..
-Dede afedersin bunları neden getirdin savaş mı çıkacakmış? (sesimi duyurmak için kendimi yırtarak) Duymuyor tabii ve tekrar...
-Yoo yeriz dediydim ne var? Kuruya kurt mu düşermiş dursun bi kenarınızda.
-Dede iyi de hem bizim bu kadar uzun bi kenarımız yok hem de bunlar marketten alınabilecek şeyler, e malum sen de köyde yaşamıyosun yandaki semtten geldin değil mi??
-Evet iyilik yaramaz siz gençlere, dede olunca anlarsın dede olmak işte böyle bir şey...
-Tamam dede ben yemek hazırlıyım yiyelim, bol bol yiyelim anca bitiririz değil mi ama!! (ki biz tok gelmiştik)
Yemek hazırlıyorum, siz de yiyeceksiniz diye tutturup ağzımıza bir iki salatalık turşusu teptikten sonra öcünü alıyor ve hadi salona geçelim diyoruz..
Bir kaç spor haberini dinleyip yorumluyor dede. Bizimle nerdeyse hiç konuşmuyor arada bir suçlarcasına evin erkeğine futboldan anlamıyor diye laf koyuyor o kadar..
Neyse dedenin programları bitti ses kısılacak ve artık benim zamanım diye sevinirken; ayağa kalkıyor televizyonun önüne dikiliyor.
-Dede napıyosun orda çekilir misin göremiyorum da..
-Görecek bi şey yok (televizyonun orasını burasını elleyip arkasını yokluyor)
-Ya dedeeee!! Noluyo?
-Isınmış bu kapatıyorum ben yeter artık bu kadar izlediğiniz gözünüz bozulacak.
-Ya ne alakası var?
-Kocan da futboldan anlamıyo zaten.
-Ya ne alakası var? (tekrar)
-Ben bu odada mı yatıcam yoruldum zaten. Picamam nerde?
-Tamam dede anladım ben...
-Bunu nereye koyıyım? (elinde dişleri :)))

5 Mart 2010 Cuma

ÇORUMLU MUSUN?

Yine otobüsteyiz, iyi ki otobüse biniyorum Allahım...

Ankara'da şehir içi yolculuğa (yani bu bir kamu hizmetidir aslında ama neyse) verdiğiniz parayı biriktirebilseniz bi kaç yıla ev alırsınız :) (trajik tabi komik değil)
Neyse otobüse bindim ve ortadaki o mukemmel boş alanda yerimi aldım, muavini rahat bi şekilde görebiliyorum. Bir kaç durak sonra bir adam biniyor kartını gösteriyor ve bu kart sayesinde para ödemeyeceğini aktarıyor muavine. Bir sonraki durakta otobüs duruyor ve orta kapıyı açıyor. Adamcağızı indiriyorlar. (neden)
Muavin kimse sormadığı halde kalkıp açıklama yapıyor: "adamın garson kartı var bedava binmeye çalışıyor hayret bişey yaaav" diye.:)) Yani komik tabii ki.
Ama daha da fenası yandan bir teyzem eğilip "muavin bak hele sen Çorumlu musun?"
Niye ki yaa?? Muavin bi kaç ben Türkiyeliyim klasiğine başvuruyor. Sonra teyze:
"Yok, çok işine sahip çıkar bir yapın var onun için diyom" (hahahaha:))

2 Mart 2010 Salı

DEDE KARŞIMIZDA-FD2


Telefonda konuşuyorum. Karşı tarafta lafı uzatan sündüren bi şey diyecekmiş gibi yapıp diyemeyense tabi ki dede..
Yarım saatlik konuşma sonunda hala söylemek istediği şeyi söyleyememiş ama ben anlamıştım. Bir sorundan ötürü bir maruzatı olacaktı ancak olamıyordu işte..
Sonunda dayanamadım: "Tabii ki dede tabii biz de kalabilirsin"
-Aaaa yavrum yok ne munasebet ben öyle bir şey demedim ama özledinizse kıramam sizi
-Evet dede haklısın ne zaman geliyosun ?
-Bilmem sen söyle ne zaman geleyim davet eden sensin heh heh heh. (Allahım bayılıyorum bu hallerine ne kadar eski bir kurnazlıktır bu:)
-İstediğin zaman gelebilirsin dede, haber ver yine de tamam mı ? (biliyorum vermeyecek)
-Tamam tamam ben programıma bakıyım hallederiz..
Tabi ki çok yuvarlak bir cevap oluyor ama artık dedeyi tanıyorum bu yaştan sonra ona birşeyler öğretmek gibi bir hayalim de yok zaten, sadece anlaşabilmeyi bekliyorum :)??
Hemen hemen 1 hafta sonra iş dönüşü akşam dışarda yemeye karar verip birlikte dönüyoruz eve ve kapıda dede..
-Dede haber verecektin hani bak kapıda kalmışsın!-Yok yeni geldim rahatsız etmiyim diye kapıyı çalmadım zaten ..(nasıl yani)
Tabi dede mahçup hallerde: haber vermeme olayını unutturmak, böyle acaip bir cevaptan geçer ancak..
-Eşya getirmedin mi dede?
-Getirdim ama asansörde..
-Neden, niye ki ...? (Panikle aklıma gelen bütün sorular)
-Hık fık fık mık..Yaaa nolacak ben spor yapiyim eşyayı da asansörle çekiyim dedim başka biri çekti sonra da bi türlü yakalayamadım işte.. Siz gelince bulursunuz hangi katta olduğunu diye bıraktım öyle.
Neyse yarı kızgın yarı sempatik tavırlarla geçiştirip 2 asansörü de kata çağırıyoruz.
Kapıyı açıyoruuuz vee:
"Dede boşuna gezmiş bu asansör, bir kişilik yer bile kalmamış, ayrıca dede sende deli gücü mü var yaa nası teptin bunları ve neden, ne var bunların içinde??"

Dedeyi görünce hayattaki bütün sorularımı sorasım gelir hep sanki hepsinin cevabını mı biliyor? Hayır hayatımda olabilecek bir çok acaip şeyi o yapıyor cevabını çok geç olmadan almak istiyorum...

22 Şubat 2010 Pazartesi

DEDELER GÜNÜ-FD1











İşte dede...

Bu bir yazı dizisi ve bundan böyle her haftanın ilk Salısı dedeli bir gün olacak...
Ayrıca unutmayalım dedeler sadece salı günleri sevilmez, hergün onların günüdür:)
Her ne kadar "nenelerin" gölgesinde kalmış olsalarda bu güne kadar; işte bugün gün yüzüne çıkıyorlar artık: Dedeler dedelerimiz:))
Ve son söz olarak:
Hepimize bol dedeli bir ömür diliyorum..



19 Şubat 2010 Cuma

VOLKAN DALYAN

Ve sonundaaaa http://www.dalyanvolkan.blogspot.com/

Mutlu ve huzurluyum artık bunu yayınlayabildiğim için:)))
Aklıma Mukayet'in çizimlerini yaptığı için çok çok mutlu olduğum Volkan Dalyan'ın çizim ve tasarımlarını kendi bloğundan izleyebilirsiniz.

18 Şubat 2010 Perşembe

9 NO'LU KOLTUK


Günlerdir annemin etmediği laf, koymadığı kural ve tabii ki görmediği felaket rüya kalmamıştı ama gidiyordum gönlüm rahattı. Hem izni koparabilmek için boşuna mı evin 3 odasını badana yapmıştım canım?? Üzerimde bir 15 yaş ergen cesareti vardı resmen:)
Yola çıkacağım akşamın gündüzü annemde tabi ki bir gerginlik, sinir bozukluğu ve içten içe bu ikincisi anormal çıktı doğurmasamıydım acaba pişmanlığı sezmiyor değildim.
Neyse gece binip sabah inmeyi ümit ettiğim, Marmaris-Datça arasında bir yerde olan, ilk kez gittiğim dolayısıyla bilmediğim; ayrıca otobüs firmasının da bilmediği bir yere yola çıkacaktım. Firma yetkilileriyle konuştuk anlaştık: "olmadı yolda sora sora gideriz"

Tabii adettendir, insan gençken ailesi tarafından rezil edilmesse olmaz.(yok yani hani şimdi olsa mutlu edecek olan şeyler -hepsi değil tabi-:)o zamanlar insanı sarsıyor biraz)İşte biz, ben artı 3 kişi Aşti'de otobüsün önünde gergin dakikalar geçiriyoruz. Üstüne annem beddua mı etti nedir kotum -bunalım takılıp yere oturmaya çalışıyım derken- krıtik bir yerinden patlıyor. Son dakikalar kurtuluyorum artık hevesiyle anneme bakıyorum hadi bi gıdık alıyım da aramız düzelsin anlamında ama otobüse doğru takılıp kalmış neyse bozmıyım otobüsü okuyo heralde düşüncesiyle sarılıp biniyorum ve işte bitti çilem:)

Yol mükemmel gece boyu nerdeyse uyumayıp keyfini sürüyorum bu durumun. Kitap okumalar, müzik dinlemeler, yok havalı not defterine yazılar döktürmeler...
Hava daha aydınlanmamış, saat 4 suları, biraz dalmışım küçük bir sarsıntıyla uyanıyorum kafamda muavin kulağıma doğru eğilip şöyle diyor:"9 numaradaki bayan sizsiniz değil mi? (yani bu, konuşmaya girebilmek için saçmalama aşaması) Biraz önce anneniz aradı, iyisiniz değil mi?" Nasıl yaa kabus bu!! Sonra bi şeyler bi şeyler ... Gözlerim doluyor, kafam karışıyor vs...
Sabah olmuş, uyanıyorum.Geceki acaip rüya kabusu geliyor aklıma eüzübesmele çekip rahatlıyorum derken muavin görünüyor yine yüzünde pis bi sırıtma bana bakıyor. Olamaz yaaa rüya değil, değil mi??
Tekrar başlıyoruz işte:"Hanfendi gece size söyledikten sonra anneniz 3 kere daha aramıştı uyuyodunuz rahatsız etmiyim dedim. Ama merak etmeyin sizi istediğiniz yerde indiricez daha var ben mutlaka haber vericem size (yüzde yine aynı pis gülümseme-artık bir sırrını biliyorum edası)"
Birincisi telaşlı olan ya da çokça merak eden ben değilim annem; ikincisi:" pardon annem sizi nerden arıyor?" (hahahaha :))
"Otobüsün ön camında üstte yazan şöforun cep telefonunu almış anneniz oradan arıyor, 9 numaradaki kız benim kızım diyince durumu nasıl diyince.... ama biz size iyi bakacağımızı bıdı bıdı bıdı bıdı... Gözlerim kararıyor dün geceye dönüyorum o otobüse takılıp kaldığı ana, "demek (otobüsü)okumuyor, (numarayı)ezberliyordu"

16 Şubat 2010 Salı

GEVŞEK SANDALYE

Devasa boyutlarda olmasada geniş bir ailemiz var. Teyzeler, teyze sayısı kadar enişte ve onlardan hasıl olan acaip kuzenler vs. E tabi daha da gelişecek büyüyecekti ailemiz yerinde sayacak değildi..

Genişletme programı dahilinde bir davet verilsin ve (kısaca GPD - genişletme programı daveti)toplanıp şöyle bir inceleyelim tanıyalım damat adayını gösterelim cümle aleme ne de geniş görüşlüyüz düşüncesiyle bir yaz akşamı daveti.(Bu pazarlama kısmıydı şimdi gerçeği: dışarlarda para harcamayalım poça börekte vardır düşüncesiyle teyze evine sığınılmıştı)

Neyse sofra hazır küçük balkonda akrabalık pekiştiriyoruz sandalyeler dipdibe. Ankara sıcağında gündüzden gevremiş, anası ağlamış plastik sandalyeler..
Herkes yerleşmiş hepimiz kendimizce numaratör-den numaralar dağıtıyor, şekil çiziyoruz enişteye.. Herkesin gözü onda napıyor yiyor mu, yemiyor mu, konuşuyor mu,
yani beğendimi ya bizi, derken: Gözden kayboluyor (nasıl yani?:) Gözlerimiz onu arıyor, tabi masanın altında (hahahaha)

Tahmin edelim neden orada? Sandalyenin bacakları dümdüz olmuş ve sandalyeden kalkmadan ya da sandalye kırılmadan düşebilen( ya da bi tanım bulunsun buna çünkü bu tam bir düşme değil:) bir grup varsa enişte ona dahil oluyor.

E tabi benden başka kimsenin gülmemesi ortamın keyfini kaçırmış beni iyiden iyiye üzmüştü. (enişte? bir süre onu öyle kabul ettik biraz daha oturdu yerde nedense:))

12 Şubat 2010 Cuma

KUŞ TÜYÜ


Annemle yolda yürüyoruz. Keyifli sohbetlerimizden biri yine. Akıcı bir konuşma hakim. Hava güzel,kuşlar :))falan filen iyi yani.
Ancak bir sorun var. Annem sık sık durup ayağına bakıyor.

"Noldu neye bakıyosun?"
"Yok, ayağıma bi şey dokunur gibi oluyor"
(nası yani insan yürürken ayağına bi şey nasıl dokunur gibi olur hahaha)

Fakat bu ayak kontrolleri bir iki üç tekrar edip gidiyor..
En sonunda sohbetimizi kurtarmak istercesine "Dur ya bi bakayım ben bi şey göremedim ama; sen huylandın galiba" diye eğilip iyice bir bakıyorum. Aman Allah'ım neden bu talihsizlik halka açık bir kaldırımda başıma geldi?? :)Annem bir kuş mu paçalı bir tavuk mu? ya da nerden buldu ve ayakkabısıyla bileği arasına sıkıştırdı bu güvercin kuyruğunu:))))
Haliyle ben yerlere yatıyor tepiniyor bir de altıma kaçırmayayım bari çabaları sarfediyorum..

Tam o sırada karşı yönden gelen 2 hanım teyze (artık durumu üstlerine mi alındılar yoksa gerçekten, samimi duygularla bana acıdılar mı bilmem) yorum yapıyor:
"Aaaaay yazııık hasta galiba" :))))(Anneme acımaklı gözlerle bakmışlar o sırada)ve geçip gittiler yanımızdan.

Kuş tüyü haykırmalarımla başa çıkamazken bir de hakkımdaki bu talihsiz yorum beni iyice üzüyor haliyle:))))

3 Şubat 2010 Çarşamba

ACAİP GÜN DEVAMI

Telefon çalıyooooooor.
"Efendim" (Yan masadaki telefon çalıyor)Neyse kıkırdamalar falan..
Telefon tekrar. Bekliyorum iyice emin olalım benimki mi??
"Efendim" Bu sefer doğru.
Şimdi genel olarak konuşma içeriğini sunuyorum: Bugün gelsem görüşebilir miyiz ve sizden gerekli belgeleri alabilir miyim sorularını merak eden çok muhterem bir amca (kendisi bu işlemler için şehir dışından gelecek)
Yarın ben iş yerinde değilim sizinle görüşemem ama (illaki) isterseniz belgeleri bir başka arkadaşa bırakayım ve konuyu müdürle görüşün diyerek gayet net bi açıklama yapan ben..
Yine de kendimden şüpelenmeden edemiyorum arada yanlış bir cümlemi kurmuştum acaba?? Mesela anlamı şu olan "Gelmenizi çok istiyorum sizinle görüşmeye çok ihtiyacım var her ne olursa olsun size bu belgeleri ulaştırabilirim peki nasıl yapsakta ayarlasak bu işi??? :)
Zira en son şunu tartışırken yakaladım amcayı: "ben yanlız şimdi çıksam bu soğuk kar kışta anca 4-5 saate ordayım e saat etti 7. Siz da malum 6'da çıkıyosunuz (yani????)
O zaman şöyle yapalım ben gece mi yola çıksam acaba sabaha orda olurum çünkü şimdi çıkarsam yatacak yer bulmam lazım (e amca gel misafirimiz ol:)))
Neyse olaya müdahale etme zamanı:
-Yarın gelmek zorunda değilsiniz isterseniz bekleyin
-Yok yok yarın geleyim diyorum da nerde kalıyım bu gece?(amcanın kendini kaybettiği an)yok şöyle mi, yok böyle mi napsaK ki (işte o noktada biz olmuştuk)
Neyse açıkça ve mahçup bir çocuk edasıyla o soruyu bana yöneltmeden (size geliyim miiiiiii?)önce:
-Ben yarın burda değilim nasıl isterseniz. İyi günler.
...........
Oda misafirleri geliyor gidiyor her biri bi şeyler istiyor diretiyor "bir çay ısmarlamadınız ama" bile diyor yani:)

Öğle vakti bir iş için kırtasiyeden bir şeyler istemiştim çıkmaya son 30 dakika kutlamaları yaparken aklıma geliyor.Gelmemiş Allahım telaş içerisinde arıyorum kırtasiyeyi yolda diyorlar geliyor. (ama çok az kaldı çıkmama)
5 dakika sonra genç bir kardeşimiz arıyor.
-Hanfendi ben yoldayım şimdi geliyorum
-Ama ben çıkıcam birazdan
-Biraz bekleseniz beni
-Bekleyemem servise yetişmem gerek
-o zaman şöyle yapalım (parlak fikri) Eskişehir yolunu biliyo musunuz orda buluşalım (haaaa haaaa şimdi ölücem gülmeyim sıkıyım kendimi)
Cevap veriyorum: yok buluşmayalım biz, ben servisin camından yarı belime kadar sarkıyım sen arabayla iyice yanaş; sen de camdan çık uzat elindekileri bana millet bir şov izlesin canııım hayatımız çok sıradan :)))