FAİK DEDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
FAİK DEDE etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2011 Salı

NAAPSIN-FD15

Bu sıralar Faik Dede'nin dilinde hep tek kelime. Bir şey anlatıyorum. Karşılık: "Naapsın?" oluyor. Alakalı ya da alakasız. Mesela geçen gün Dede nasırlarından şikayetçiydi. Evde bir o yana bir bu yana dolanıp duruyor, söyleniyordu.

Dede ayakkabılarını hep bir numara küçük alır. Hiç bilmiyorum bunu neden yaptığını. Zaten sorduğum zaman da asla cevabını alamadım. Bir çeşit takıntı onunki işte. Naapsın? :))

Bir ara ses soluk kesildi. Aynı çocuklarda olduğu gibi ses çıkmıyorsa korkun hem de çoook...

Gittim baktım öylece dalmış dışarıya bakıyor.
-Nooldu Dede bir sorun mu var?
-Yok Naapsın işte?
-Nasıl yani naapsın, kim naapsın?
-Eehh inadına yapıyosun? Naapsın dediysek naapsın işte.
Cevabıyla bir de azar işitiyorum..

Birkaç zaman sonra "Dede nasırların nasıl oldu?" diye soruyorum.
-Haaa ben hallettim o işi. diyor.
-Nasıl hallettin doktora mı gittin?
-Hayır.
Ve sohbet burada bitiyor.

Akşam Dedeyle birlikte evden çıkıp eski bir aile dostumuzu ziyarete gideceğiz.
Hepimiz harıl harıl hazırlanıyoruz aman geç kalmayalım.. Artık kapıdayız ve tabiki Dedeyi paçları kısalmış eski devir pantolonunu giymemesi için ikna edemedik. "Bari içine beyaz çorap giyme!" dedik o da olmadı, giydi.
Sıra ayakkabılarımızı giymeye geldi. Ama ben o sırada kendimden geçtim.
Dede, nasırlarının olduğu yerlerde delik açmak suretiyle ayakkabısını delmiş ve onları özgür bırakmış...
-Dede o ne yaaa?
-Naapsın işte? Rahatladılar..
Tabiki yine alakasız bir kullanım alakasız bir cevap:)) Ağlamak istiyorum...

21 Aralık 2010 Salı

MELEK HANIM-FD14

-....Çünkü dün gece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?
- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Bu diyaloğu ve ardından olanları bir önceki yazımdan hatırlarsızın, olur da hatırlayamazsanız buyrun...

Evet, Dede evden çıkıp gitti ve ben çok geç kalana kadar meraklanmamaya çalışarak kendi işlerime bakayım dedim. Tüm evde seferberlik başlattım, çamaşırlara hücuuuuum...
Dedenin odasına girip -kirlileri sepete atmak gibi bir adeti olmadığından- kirlisi var mı diye bakayım dedim. Aslında neyi temizdi ki.. İşte onu hiç anlamadığım şeylerden biri daha, zira o kadar çok var ki... Mesela:

*Bütün kıyafetlerinin her an temiz olduğunu iddia etmesi,
*Gün boyu bazen de günlerce çayını, aynı çay bardağıyla içmesi ve bardağının yıkanmasına asla izin vermemesi,
*Sifonu, su faturası fazla gelmesin diye çok gerekmedikçe: ) çekmemesi,
*Ayakkabılarını önce bir numara küçük alıp sonra ayaklarının rahatsız olması gerekçesiyle bazı bölgelerinden yuvarlak parçacıklar kesmek suretiyle nasırlarını özgür bıraktığını iddia etmesi, vs. Bu liste sayfalarca uzaaar ve gider...

Çamaşırlarını toplamak için odaya şöyle bir baktım. Dede, burda resmen bir çöp ev yaratmıştı. Ayrıca odada acaip bir koku vardı. Koltukların kenarlarına şöyle bir bakayım dedim ama tabiki pişmanım:)
Muz kabukları... halbuki muzdan hiç hoşlanmadığını söyleyip dururdu... Veeee bilin bakalım başka ne? Koltuğun arkasında kocaman bir nutella kavanozu. İşte buna inanamıyorum. Bu adam ne yer ne içer diye ben kendi kendimi yerken, şeker hastası olan ve şekerinin çıkmasına her seferinde ölesiye şaşıran Dede, bizle düzenli olarak eğleniyor gibiydi...

Neyse bütün bu şokları atlatıp çamaşır olayına geri döneyim dedim. Pantolonlarının hepsini hazır evde yokken yıkamaya kararlıydım; çünkü bu son şansım olabilirdi. Ceplerini de kontrol ettikten sonra koşarak makineye atacaktım. Plan buydu. Ancak 3. Pantolonun cebinde bulduğum bir kağıt parçası, beni yerden yere vurdu.
Kağıtta şunlar yazıyordu:

1. Melek hanım
2. Dursun Efendi
3. Indian Girl
4. Old Fashion
5. Muzmuhaycan
6.
No Limite
7. Lovely Hunter

Yani bunlar size bir şey çağrıştırdı mı bilemem ama bu listeye ek olarak bir de Jokey isim ve kilolarını görünce bana çok şey çağrıştırdı. Bizim o, ne romantik anlamlar yüklediğimiz "Melek Hanım" gerçeğiyle karşı karşıya dururken ben, hayal kırıklığı, kandırılmışlık gibi _Dedeyle yaşarken hissedilmesi pek mümkün olan- hislerle yoğruluyordum...

Ah Dede yordun sen beni!!

14 Aralık 2010 Salı

GEL TANIŞALIM ÖNCE - FD13

-Dedeeeee, ordaki camı kapatır mısın? dışarısı çok soğuk!
-Ben cam felan açmıyorum, açsam da kapatmam zaten, ayrıca senin evin soğuk!

İşte, diyologtan da anlaşılabileceği üzre bu günlerde bi aksiliktir sürüp gidiyor.Genellikle "hem şuçlu hem güçlü" olarak tabir ettiğimiz insanlardan olan Faik Dede'nin, geçen gün yaptığı o çok acaip davranışı ört bas etme yöntemi de işte budur.

Çok acaip olan şeyse:
Bir kaç gündür evde, bir Melek Hanım'dır gidiyordu. O kadar çok duyduk ki bu ismi, Dede için önemli biri, aşık oldu, yeni bir hayata başlayacak filan gibi düşünceler içerisinde, bu hiç açıklama yapmadığı gizemli kadın hakkında fikirler yürütüyor, onu bu konularda yüreklendirecek şeyleri konuşup güya ona destek oluyorduk.
Ancak, çok dalgındı aşk insanı işte bu hale getiriyordu. Durumunu gördükçe ona karşı olan sempatim avcarlanıyor başka bir hal alıyordu...
Arada bir de, Dursun Efendi'nin ne yapacağını merak ettiğini mırıldanıyor ancak gerisini bir türlü getirmiyordu. Biz de kendi haline bıraktık onu..

Bu merak dolu günlerin devamında, yine sabah saat 5'te kalkmak suretiyle topuklarını yere vurarak, koridorda sabah sporunu yapıyor ve bir aşağı bir yukarı yürüyordu.

Kahvaltıda buluştuğumuzdaysa, heyecandan elleri titriyor, herşeye sinirleniyordu.
-Neden bu kadar telaşlısın Dede?
-Telaşlı değilim çok sinirliyim.
-Neden peki?
-Çünkü dün g
ece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?

- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Böylece bu şaçma olduğu kadar komik tartışma son buldu. Ancak gecenin bir körlerine kadar eve dönmeyen Dede bizi meraktan öldürdü.

Tabi bu Dede’nin sayısız evden çekip gidişleri pek hayırla sonuçlanmaz normalde. Hele ki anlamsız konular bulup, onun üzerine bir de kavga edip, sanki dünyalar yıkılmış gibi davranarak çıkıp gitmişse...İnsan hiç bir zaman “Aman geçen seferki gibi bir şeydir işte. Nasılsa dönüp gelir.” rahatlığıyla bakamıyor olaya.

Zil çaldığında kapıya yine merakla koştuk. Çok üzgün olduğu her halinden belli olan Dede'ye anlamsız gözlerle bakakaldık. Aslında o saatlerde biliyorduk elbette neler karıştırdığını ama...
-Nooldu Dede? Merak ettik.
-Melek Hanım'a gittim.
-Eeee?

E’si gelecek hafta:)

28 Eylül 2010 Salı

AŞK-FD12

Seni seviyorum Dede...
Sıcak gülüşün, dost ellerin, gülümseyen gözlerin ve altın dişlerin...
En çok altın seviyorum hayatta:)

Hani o kötü gün dostum diye şiirler yazdığın, uğruna göz yaşı döktüğün, çekmesinler diye türlü diş tabiplerine yalvardığın; takma dişin haricinde sana bağlı olan, sona kalan tek diş.
Bazen korkuyorum Dede senden, yoksa sen o canavar mısın? Ama yok o başka bi şeydi canııım...
Bundan yıllar önce sen yine Dedeyken ama ben çocukken (hehehehehe) hani beni kahveye götürürdün, kağıt oynardın orda arkadaşlarınla hiçbişeyine, sonra bana otur oturduğun yerde payı oralet alırdın. O günlerden bu günlere hatırladığım en sağlam anı -hiiiiç heves etme öyle mükemmel bi şey değil- arkadaşlarınla konuşup gülerken dolu boş usulü devam eden dişlerinizin arasından suratıma fırlayıp gelen tükürüklerdi:)

Nenem beklerdi seni kızgın homurtular içinde.. Burnunun dikine gittiğin o yıllardan sonra Nene dışında hiç bi şey kaybetmedin kendinden...
Senin hallerin Nenemin çenesine vurmuştu sanki...

Evden türlü çıkıp gidiş hikayelerin vardı:
-Hade canım sende! (dedi ve gitti daha da dönmedi derdi Nenem)
-Canım sıkıldı, kalbim daralıyo gidiyim de bari dışarda öleyim.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
-Bacaklarım ağrıdı otur otur, biraz dolaşayım da açılsın.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
Hiç konuşmazken Nenem:
-Sus bea kadıııın kafam şişti.(dedi ve gitti daha da dönmedi)

Büyüdükçe bu haller bana anlamsız gelmeye başlamış; hayatı, dedemi ve ilişkileri sorgulamaya başlamıştım.
Bi gün kafamdakileri Neneme açıp içimi dökeyim, sorup durumu açıklığa kavuşturayım ve hayatıma kaldığım yerden devam edeyim dedim.

Tabiki hayal ettiğim o bilge Grandma görüşmesi olmadı. Ben yuvarlak teneke bi kutu içinde amerikan tarzı benim için pişirilmiş nefis kurabiyeler ümit ederek gitmiş bulunduğum halde Nenem önüme yımırtalı yeşil soğanlı dürüm koymuştu midem bulandı yiyemedim. Ama o naaptı? Bi dürümden bi çaydan almak yöntemiyle yumurtayı çay bardağı kenarına dizdi. Tabi benim hayat adına sohbet keyfim iyiden iyiye kaçtı. Kimle yaaa sohbet edecem, felsefe yapacam diye isyan etmeye başladım..

Yine de kendimi toparlayıp sohbete başladım. Sorguladım, çıkarımlarda bulundum, vakit geçtikçe coştum da coştum..
Yani Nene dedim son olarak "aşk böyle mi olmalıydı?"
Bekledim bekledim....
-Nene??
-Ha? Ne dedin? dedi.

Bir damla göz yaşı pıtladı sağ gözümden...

14 Temmuz 2010 Çarşamba

KOMİNİKEYŞIN-FD11

Sıcak, çok sıcak bir yaz günü. Dışarıya çıkmanın neredeyse imkansız olduğu böyle bir günde evde buluşmak için arkadaşımla plan yaptık ve o gün gelecekti...

Dede, normalde misafirimiz geldiğinde şartlar uygunsa tesbihini eline alır ve "ben şöyle bir dolaşayım" diyerek ve çoğunlukla söylenerek evi terk eder ya da bir odaya çekilir ve isteği oldukça -odadan çıkmak yerine misafirimiz gidene kadar- içerden bağırırdı.

Ancak o gün nedense öyle olmadı:)

Bütün hazırlıkları tamamlamıştım ki arkadaşım (Burcu) geldi. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki hevesle açtım kapıyı salona aldım. Sohbet, yeme içme... Keyfimiz yerindeydi.

Arkadaşım benim tam da zıttım olacak şekilde sıcak kanlı, bolca konuşup gülen ve ortama anında uyum sağlayan bir kişiliktir.

1 saat kadar oturup, konuşup gülüştükten sonra:
-Aaaa Dede nerde?
-İçerde odada, pek sevmez de ortalara çıkmayı...
Ben bi mutfağa bakıyim, geliyorum şimdi.

Mutfaktaki işlerle uğraşıp, güzel bir sofra kurayım derken içeriden gelen kıkırdama ve konuşma seslerini duyunca irkildim. "Noluyo yaaa!"
Bir an önce elime servisleri alıp salona gidip bakmak istiyordum neler olduğuna.

Salona girdiğimde Dede ve arkadaşımı çok keyifli bir sohbetin ortasında yakaladım.

"Dede sen hani çıkmıyodun odadan?"
Arkadaşım bana bakakaldı. Sanki böyle bir kuralı ben koymuşum gibi bir hava esti birden ortada. Tam da toparlayabilirim durumu derken; Dede tüm masumiyetiyle "İsterseniz ben odama çekiliyim ama biraz acıktım, bana da yiyecek bir şeyler verir misin?" dediği an zaten gaddar torun oluvermiştim birden.

"Aaa yok olur mu öyle şey bizimle otur işte" cümlesini önden atılıp kuran arkadaşım sayesinde bir kat daha eziklik hasıl oldu bünyemde...

Saatler geçiyor, Dede bütün sosyalliğini sergiliyor ve gerek 30 yıl gerekse 40-50 yıl öncelere gidip aslına biraz ihanet ederek yaşamından parçalar sunuyor; arkadaşımsa tam da onun isteyebileceği gibi " Yaaaaa, vaaaay, ay inanamıyoruuuum" şeklinde onu yüreklendiriyordu.
En son hatırladığım 25 yaşında simsiyah gür saçlarına, sevdiği kız uğruna, sıcak maşayla perma yaptırmaya çalışırken kafa derisinin nasıl da yandığı ve işte aşkın böyle bir şey olduğuydu.

Olayların ve sohbetin tamamen dışında kalmış ya da bırakılmıştım. Aralarda "Ne güzel ne iyi kızsın sen, benim torunum da biraz sana benzese ya!" şeklinde kırıcı cümleler de kurmadı değil hani..

Kalkma saati yaklaşmıştı ki, arkadaşımın telefonu çaldı, arayan dedesiydi. Telefona biraz baktıktan sonra bir anda "Aman dede yaaa, biz öl de ev bize kalsın diye bakıyoz, sen hala kominikeyşın derdindesin." diyiverdi ve "neyse ben sonra ararım onu" diyerek açmadı.

Donakalmıştım. Bana sorarsanız bu sözlerden sonra Dedenin, "terbiyesiz!" diye bağırıp kalkıp gitmesi lazımdı ama ne mi yaptı?

Gülmekten katıldı...

22 Haziran 2010 Salı

NİHAYET PİKLİK ALANI-FD10

Bir şekilde kafamız karışmış olacak ki; sıraladığımız kuralların arasına piknik alanına gidene kadar arabada toplu halde klasik yolculuk şarkılarının söylenmemesi maddesini eklemeyi unutmuşuz:)
Nihayet piknik alanına ulaştık... Çok güzel bir hava, arkamızda orman, biraz ileride de güzel bir dere var.

Getirdiğimiz bütün malzemeleri masanın üzerine yerleştirip mangalı yakmak için hazırlanmaya başladık. Hazırlıklar bitti ve erkekler en iyi mangalı kendilerinin yaktığını ispatlamak istediklerinden yoğun bir tartışmaya girdiler... Hepsinin elinde malum bir oluklu mukavva (kolilerin yapıldığı karton) parçası "o da bir şey mi? ben bir keresinde acaip rüzgarlı bir günde, deniz kenarında, 5 dakikada yaktım bi de yetmedi ateşi iyice harladım" tarzında iddialarla birbirlerini alt etmeye çalışıyorlardı. Bu sırada Dede yola ilk çıktığı anın heyecanı hala üzerinde mutlu mutlu etraflarında dolaşıp; "ben yakıyım mı, ben yakıyım mıııı?" diye sızlanıyordu... Hararetli tartışmanın ortasında onu kimseler duymadı:))

Zaman bir hayli geçmiş olduğundan ki etler hala hazır değildi; Dede idareten bir şeyler atıştırmak yerine karpuz yemeye karar verdi. Ve karpuzu dilim halinde yemek istiyordu. Ortaya çıkacak manzara hepimizin gözünün önünde capcanlı duruyordu. Dirseklerinden ve ağzının kenarından karpuz suları süzülen Dedenin güzelim atleti de artık karpuz suyu olmuş; bir de göbek deliğine yakın bir yere çekirdeği düşmüş, kurumuş bir vaziyetteyken; nasılsa et yerken ellerinin yağ olacağı gerekçesiyle bir adım ötedeki çeşmede ellerini yıkamayı ısrarla reddediyordu.

Olması gerekenden bir hayli geç bir vakitte etler oldu. Yemek bittiğinde Dede'de bir huysuzluk başladı. Çocuklara oyun oynarken ses çıkardıkları için bağırıyor, olmadı üşenmeyip kalkıp her biri dağılana kadar elinde bir ağaç dalı onları kovalıyor ve tehdit ediyordu...

Tam da sakinleşti derken mendilini evde unuttuğu ve bunun kendisi için hayati önem taşıdığını bağırmaya başlamıştı. Hepimiz onu idare etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştık...
En sonunda kendisini çok haklı hisseder bir halde, sıkıldığını ve ormanda yürüyüşe çıkacağını söyleyerek uzaklaştı. O uzaklaşırken güneşten gözlerim mi kamaştı, acaba yanlış mı görüyorum diye çevremdekilere de sordum ama gözlerim sağlamdı.... Evde unuttuğu mendili yerine masayı silmek için yanımızda getirdiğimiz hani şu hepimizin bildiği sarı bezi alıp ıslatıp kafasına koymuştu:))(güneş geçmesin:)

1-2 saat oturup dinlenmeye çalıştık ancak işe yaramadı tabii ki. Erkekler ve Faik Dede değişen ruh halleri ve yarışlarıyla bizi bir hayli yormuşlardı...

Artık toparlanma zamanı gelmiş ancak Dede hala gelmemişti. Hepimizi iyiden iyiye bir telaş sardı. Çevrede her yere baktık, erkekler dağılıp ormanda da aradılar ancak yoktu. Bu telaşlı durum 1 saate yakın sürdü. Taa ki ilerlerde sarı bezli bir kafanın bize doğru geldiğini farkedene kadar.

O kadar telaşlanmış ve sinirlenmiştik ki herkesin diyecek bir çift lafı vardı.. Geldi, ortalıklara yayılmış halimize baktı, güldü ve: " Nasımııış? Beni ne kadar sevdiğinizi şimdi anladınız demiii?" dedi. :)))

11 Mayıs 2010 Salı

PİKLİK-FD9

Haftasonu bir piknik yapalım da gözümüz gönlümüz açılsın dedik.
Bütün aile toplandık, piknik geleneklerini yerine getirmeyeceğimize dair sözler verip yeminler ettik. Aramızda gözleri dolan geleneklerimizden kopamayacağını ancak zamanının geldiğini belirtenler oldu sakinleştirdik..

Maddeler halinde tekrar ettik:
1-kimse gazetenin üstünde çitlemek hayaliyle çekirdek getirmeyecek
2-karpuzu soğusun diye dereye bırakmayı teklif etmeyecek
3-beyaz çorap üzerine tuvalet terliği benzeri terlikler giyip gelinmeyecek
4-erkekler kotlarının paçalarını sebepsizce kıvırmayacak
5-kimse çocuklarına yan masadan isteyiver teklifinde bulunmayacak
6-piknik masası kapmak için kimseyle kavga edilmeyecek
7-küçük gövdeli ağaçlara salıncak kurulmaya çalışılmayacak
8-kürdan yerine doğadan edinilmiş çer-çöp kullanılmayacak

Bütün kuralları zorlukla ve oy birliğiyle kabul ettik.
Yola çıkmaya ve çok güzel, kaliteli, modern :) bir gün geçirmeye hazırdık. Ancak dede hala hazırlanamamıştı. Bir süre kapıda bekledik...

Geldi! ::::

30 yıllık eskimiş gömleği göğsünden sona kalan 3 göğüs kılı fışkırmak suretiyle göbeğine kadar açık, içinde terleyip gömleğini çıkardığında gözükmesinden gurur duyacağı atleti:)) dizleri çıkmış ve göbeğinin üstüne kadar çektiği ("heşofmanım" olarak tanımladığı) pijaması beyaz çorapları ve arkasına bastığı siyah klasik ayakkabıları...

Ve Dede:holeeey pikliğe gidiyoruuuuuz
diye bir çocuk mutluluğu sergilediğinden onu kurallardan muaf tutmak zorunda kaldık...

27 Nisan 2010 Salı

KOLTUK ALTI-FD8

Artık zamanının geldiğini düşünerek (ki yerlerde dolaşan toz tüncükleri bunun kanıtıydı) güzel bir bahar temizliği yapayım dedim. İşe yaramayacağından çok çok emin olmama rağmen (Kutsi-Faik Dede ikilisi sayesinde nasılsa yine her yer kirlenecek, yapış yapış olacak, uzun kıllı halılarımıza düşen leblebi taneleri bizden hızla uzaklaşıp kaybolacaktı...:) heves ettim işte (yazık bana)

Temizlik yapmanın çok büyülü bir yanı var (sadece kadınlar bilir). Birbirinizden farklı yanlarınız, yönleriniz, yöreleriniz, örf ve ananeleriniz, tarzlarınız,ve uzatmayalım vs.leriniz binlerce çeşiti de bulsa temizlik yaparken sanki aynı kadınsınız:)) (tabii ben de bu deneyimi yaşamalıydım)

Onun altı, bunun altı, şunun köşesi, kenarı derken tiftik keçisini andıran saçlarım, ümüğüme kadar çektiğim mavi eşofmanım ve bu temizlikten sonra yer bezi yapmaya karar verdiğim penyemle mükemmel bir görüntü çizmiştim.(kapıya biri gelse içerilere saklanıp asla çıkamayacak kadar etkileyiciydim)

Bütün dip oda tabir edilen odaları temizleyip paklayıp evimizin kral odası salonumuza geldim. Ve tabi o kallavi koltuğun altında oluşmuş organizmalar gözümün önünde canlandı. Biraz dalakaldım karşısında ve kolları sıvadım.

İtmeye çalıştıkça geriye kaymakla kalmıyor bir de üstüne çoraplarım parmak uçlarıma doğru fiiiiyyyy...
Birkaç denemeden sonra bana ya erkek ya da deli gücü gerektiğini farkettim ve aynı anda pes ettim...

Bu gibi durumlarda tek elde süpürgenin borusu olmak kaydıyla emekler vaziyette yere yatılır ancak sağ ya da duruma göre sol kulak tamamen yere yapıştırılır, gözler hafif şaşı yapılarak koltuğun altına bakılırken bir taraftanda borulu kol hareket ettirilir. (bu tarifi zorda kalan erkekler için verdim ki çoğu "hiiiiiç işim olmaz" diyecektir)

Bir taraftan tarifi olduğu gibi uygularken yolunda gitmeyen bir şey vardı sanki...
Yorgunluk ya da tansiyon düşmesi sebebiyle olacak koltuğun altında bir şey parlıyordu ve tak!!
etti. Borunun bir kısmına bir şey takılmıştı.
"Bu neymiş yaaa bu kadar mı pismişiz" bakışıyla toz ve topalaklı nesneyi şöyle bir dürtükledim.

"Ya bu şey yaaa:" (bu benim iç sesim bazen de evde kimse yokken sessizce ve kendi kendime konuştuğum sesim)
Günlerdir başımızın etinin bu konuda didiklendiği kayıp konusu; sanki uyanıverip "ya ne şaçma rüyaydı, bizim koltuğun altından dedenin takma dişleri çıktı, oraya mı düşmüşmüş ne yok kaybetmişti ya çok konuşuldu bilinç altıma işlemiş heralde" diyecekmişim gibiydi ama ne yazık ki değil işte gerçekti bu....

Dedeeeeeeeeee! Bu ne yaaaaaa?

20 Nisan 2010 Salı

KEYİFSİZ DEDE-FD7

Dede geçen hafta keyifsizdi. 1 haftamız onun kendini iyi hissetmesine çalışmakla geçti ama ne yaptık ne ettiysek yerine getiremedik keyfini...

Kutsi, hem araları düzelsin (dede ondan pek hoşlanmıyor sanki:))hem de kaynaşsınlar amacıyla birlikte araba yarışı oynamayı bile teklif etti ancaaak; Dede: "dişleriiiiiiiiiiiim" diye evin içinde bas bas bağırmaktan vazgeçmedi...

Sorun şu ki evin içinde takma dişlerini nereye koyduğunu bir türlü hatırlayamıyordu... :)))

5 Nisan 2010 Pazartesi

SARIMSAK-FD6

Hafta içi bir gün, bir sebepten erken ve o mükemmel EGO otobüsüyle dönüyorum eve.. Otobüse bindiğimde saat 16.00 civarı.. Allahtan ilk duraktan biniyorum ve 2 saatlik yolculuğumu biraz daha az acılı hale getirmeye çalışıyorum tabii kendimce:)
Güzel ve dünyada lider kentimin yine bir o kadar mükemmel semtlerinden birinden geçiyoruz ve sanırsın gelişmekte olan ülkemin çoğalan yaşlı nüfusunun %60 kadarı durakta sırada:)

Haliyle otobüsün yaş ortalaması artık 70'lerde seyrediyor, yılların verdiği birikimle gittikçe ağarlaşıyooor ağarlaşıyooor:))
Durakta baya bir bekliyoruz dolayısıyla ağır adımlar bir taraftan arkadaki arkadaşa laf yetiştirmeler:) Bir an bir hareketlilik oluyor dışarıda. Dedenin biri koşarak ve kaldırımdaki kalabalığı yararak büyük bir hızla yetişiyor otobüse ve kendini içeri atıyor.(Maşallah ben o kadar koşamam ne diyim:) derkeeen farkediyorum ki o atletik adam sadece dedenin biri değil Faik Dede!!
Hep merak etmişimdir neler yapar, tek başına nasıl davranır, evdeki gibi midir:)) ne bileyim dışarıdan ki hazır beni farketmemişken izlemek istedim onu bir süre, sağlığı için de çok sevindim bu arada..
Ancak o yolu depar atıp gelen dede ne olduysa otobüse binince hastalanıvermişti; hatta sanki o hep hastaydı zaten ayakta duracak hali de yoktu (dolayısıyla arkalarda yer olmasına rağmen) hemen en öne oturması gerekiyordu. Tabii bunu bi kaç kere seslice dillendirince -eşşek değilse anlayan- öndeki genç yer verdi dedeye.. (her zaman en öne oturmayı sever de:))
Aramızda bir koltuk olması sebebiyle izlemek ve dinlemek hayli kolay oldu.

Dede sohbeti sever hele ki şoförlerle.. Hemen bir sohbet açıyor haliyle ve can hıraş bir sohbete dalıyor dede tabii tek taraflı:))
Bu arada zavallı şoför saniyelik bir arada çok mühim ve beni kendimden geçiren çarpıcı soruyu soruyor dedeye: "Sarımsak seviyoruz galiba amca baya bi tüketmişiz hani" (hahahaha)
İlk 1 saatlik yolu katettikten sonra, duraktan bir kaç genç biniyor. Bilirsiniz otobüs boş olsa bile önde ayakta durmayı seven bir gurup insan var . Çok büyük bir hata yaparak dedenin önünde ayakta durdular.
-Yavruum hadi bakalım arkaya bak boş arkası
-.....
-Yolu izliyorum evladım geçer misiniz arkaya hem benim midem bulanır öyle yolu göremezsem..
Talihsiz gençler usul usul arkaya doğru yol aldılar.

Eve döndüğünü sandığım dede ilginç bir şekilde alakasız bir durakta inip beni ve şoförü (eminim çok üzülmüştür:))terketmişti. Anlam veremediğim bu yeri nasılsa akşam sorarım diye düşündüm ben de ve yola devam...

Akşam yemek saati kapı çaldı ve dede, geçte olsa geldi.
-Merak ettim dede nerdesin?
-Dolaşıyorum canım nerde olcam!
-Nerde dolaşıyosun (açıklama yapmazsam onun da cevap vermeyeceğini bildiğim için) Hayır dönüşte aynı otobüsteydik sen bilmem nerdeki durakta indin o saatten beri de gelmedin???
-Ordaki durakta bi market var ona gittim (market gezmeyi sever hiç bir şey almasada:). Sonra 60 yaş kartımın süresi doldu ben de market servisleriyle buraya kadar geldim ama geç oldu.
-??!! Nasıl o kadar yolu!
-Hııı sahi bak öyle de gelinebiliyo buraya ondan ona ondan ona aktarma yapıyosun. Ama saatleri denk getirmek lazım. Bi dahakine daha geniş bir hatta yolculuk yapmayı denicem. Bakalım kaç semt öteye gidebiliyorum hem de hiç bi şey almadan hihihihihihih...

Anlamsız ve tepkisiz bir şekilde bakakalmıştım. Söylenecek çok şey vardı ama bir taraftan da çok komikti. Ya mantıklı bir şeyler söyleyim diye kendimi kasarken gülme tutarsa :)) neyse buna benzer bir çok sebepten aklımdakiler dilimin ucunda kaldı....

30 Mart 2010 Salı

MAVİ TERLİK-FD5

Mutfakta iş yapıyorum yemekler aman bi şeyler, keyifliyim.
İçimden şöyle geçiyor:"İyiyim evet evet alışıyorum galiba dedeyle yaşamaya" içim huzurla dolu tabii böyle hissedebildiğim için:))

Dede banyoya girmişti ve içeriden sesler geliyordu herhalde çıktı ve hazırlanıyor diye düşündüm.
-Dede yaaa? (keyifliyim ya iyice doğal haline bırakıyorum kendimi...)
-Ne biçim konuşma o yaalı yuulu, kaç yaşında adamla, dedenim ben senin!!
(Böyle bir reaksiyon beklemiyodum haliyle dededen)
-Ay dede ağzımdan kaçtı ne var bunda hem? (içeriye neşeli bir ses tonuyla sesleniyorum:)
-.....
Mutfak kapısında beliriyor. İrkiliyorum ki nasıl irkilmeyim. Film sahnelerinde olur ya hani şöyle yukarıdan aşağı ağır çekimde bakıyorum, kalıyorum, bakakalıyorum..

Olan saçlarının uçlarından yerlere su damlayan, üzerinde 40 yıllık çoğu yeri yıpranmış olan alacalı diz üstü bir bornoz, bir kısım kılları dökülmüş yamalı bacaklar veee dannnnn: evin her köşesinde dolaşılmış ıslak mavi plastik banyo terlikleri...

(İçten patlarlı çığlık)

-Dede yaaaaaaaaaaa!!! (gözlerim dolmuş hangi birine tepki vereyim)
-Bak ama eğitilmez misin yavrum sen daha yeni ne dedim ben sana?
(Ya dede ne diyosun sen, kimin torunuyum ben:))))

16 Mart 2010 Salı

PORTAKAL-FD4

Bir haftadır birlikteyiz dedeyle.
Bazı şeylere şaşırmak bazen de (biraz) sinirlenmek dışında iyi gidiyor diyebiliriz. Hayatımızda bu kadar kısa sürede bi şeyler de değişmedi değil tabi:) Mesela:

Geçen akşam dede tuvalet için mola verdiğinde kumandayı yanında götürmeyi ilk defa unuttu. Biraz kanal dolaşayım dedim. Kumandada bir farklılık bir yapış yapışlık, bu nedir yaa reçel mi dökülmüş nolmuş derken: evet dede kumandaya naylon poşet geçirmiş onu da deli bağlar gibi bağlamış, bantlamıştı...

-Dede bu ne, ne gerek var buna??
-Ne varmış canım harfleri :) siliniyor eskimesin hiç bişeyinizin kıymeti yok. Biz gençken ayakkabımızın altı delinirdi de laylonu yakar eritir o deliği kapar tekrar giyerdik ayakkabıyı. Şimdi siz heeeeç dünya yansa umrunuzda değil!!
-Dede bi şeyi merak ediyorum o yaktığın naylonla kumandaya geçirdiğin naylon arasında nasıl bir bağlantı kurdun? (hihihi)
-Meyve getir de yiyelim hiç meyve yediğin yok!
-Tamam getiriyorum.
-Portakal getir portakal, c getir biraz.

Çokça ilişkide olduğu vitaminlerden böyle samimi bir hava içinde bahsederdi dede. Hepsini ezbere söyler, ne işe yaradıklarını, hangisinin ömrümüzü ne kadar uzatacağını günlerce anlatır, şekerimizi düşürür sonrada meyveyle yükselterek gönlümüzü alırdı.

-Dede ben soyayım istersen?
-Neden benim elim tutmuyo mu?
-Tamam dede bak altına tabak getirdim onun üstünde hani dökülmesin suyu yere, yapış yapış...
-Tamaaam anladık hayret bi şey yav.

Dedi, üstüne ben de kendimden utandım. "Ya koskoca adama nasıl yapacağını niye anlatıyosun" kızdım kendime kırdım mı onu yoksa diye..

Hayır kırmadım kendime de kızmadım; çünkü bu işi yapabileceğinden o derece emin olan dede ne yaptı:
Portakalı altında tabak olmamak suretiyle sıkarak ve eliyle soyarken; meyvenin suyunu boşa harcamadı, dirseğinden süzülen kısmını bir bardağa doldurdu. Hatırladığım en son şeyse elinde sıkıp öldürdüğü posayı ağzıma sağlık adına tepmeye çalıştığı andı :)))

9 Mart 2010 Salı

KENARIMIZDAKİ ERZAK-FD3

Kapıda, asansörün önünde kalakalmıştık anlamsızca. Dede sen geç içeri biz taşırız bunları, rahatına bak. Dede koşarak içeri girdi. Akşam haberlerini kaçıramazdı.
Biz?? Biz taşımaya başladık 1,5 saatimizi aldı: 2 bavul kendi kıyafetleri, ikişer kilo bakliyat, peynir, zeytin, teneke yağlar, turşu, bi sürü limon, bi sürü sarımsak vs.
Zordu ne deyim. İçeri girebilmiştik sonunda... Dede koltuğa uzanmış son seste haberleri dinliyor. Yer yer sinirlenip bağırıyor bazen de ağlamaklı bir ifadeyle "yapmayın bunu güzel ülkeme" bağrışlarıyla evimizi ve muhtemelen de apartmanı sallıyordu..
-Dede afedersin bunları neden getirdin savaş mı çıkacakmış? (sesimi duyurmak için kendimi yırtarak) Duymuyor tabii ve tekrar...
-Yoo yeriz dediydim ne var? Kuruya kurt mu düşermiş dursun bi kenarınızda.
-Dede iyi de hem bizim bu kadar uzun bi kenarımız yok hem de bunlar marketten alınabilecek şeyler, e malum sen de köyde yaşamıyosun yandaki semtten geldin değil mi??
-Evet iyilik yaramaz siz gençlere, dede olunca anlarsın dede olmak işte böyle bir şey...
-Tamam dede ben yemek hazırlıyım yiyelim, bol bol yiyelim anca bitiririz değil mi ama!! (ki biz tok gelmiştik)
Yemek hazırlıyorum, siz de yiyeceksiniz diye tutturup ağzımıza bir iki salatalık turşusu teptikten sonra öcünü alıyor ve hadi salona geçelim diyoruz..
Bir kaç spor haberini dinleyip yorumluyor dede. Bizimle nerdeyse hiç konuşmuyor arada bir suçlarcasına evin erkeğine futboldan anlamıyor diye laf koyuyor o kadar..
Neyse dedenin programları bitti ses kısılacak ve artık benim zamanım diye sevinirken; ayağa kalkıyor televizyonun önüne dikiliyor.
-Dede napıyosun orda çekilir misin göremiyorum da..
-Görecek bi şey yok (televizyonun orasını burasını elleyip arkasını yokluyor)
-Ya dedeeee!! Noluyo?
-Isınmış bu kapatıyorum ben yeter artık bu kadar izlediğiniz gözünüz bozulacak.
-Ya ne alakası var?
-Kocan da futboldan anlamıyo zaten.
-Ya ne alakası var? (tekrar)
-Ben bu odada mı yatıcam yoruldum zaten. Picamam nerde?
-Tamam dede anladım ben...
-Bunu nereye koyıyım? (elinde dişleri :)))

2 Mart 2010 Salı

DEDE KARŞIMIZDA-FD2


Telefonda konuşuyorum. Karşı tarafta lafı uzatan sündüren bi şey diyecekmiş gibi yapıp diyemeyense tabi ki dede..
Yarım saatlik konuşma sonunda hala söylemek istediği şeyi söyleyememiş ama ben anlamıştım. Bir sorundan ötürü bir maruzatı olacaktı ancak olamıyordu işte..
Sonunda dayanamadım: "Tabii ki dede tabii biz de kalabilirsin"
-Aaaa yavrum yok ne munasebet ben öyle bir şey demedim ama özledinizse kıramam sizi
-Evet dede haklısın ne zaman geliyosun ?
-Bilmem sen söyle ne zaman geleyim davet eden sensin heh heh heh. (Allahım bayılıyorum bu hallerine ne kadar eski bir kurnazlıktır bu:)
-İstediğin zaman gelebilirsin dede, haber ver yine de tamam mı ? (biliyorum vermeyecek)
-Tamam tamam ben programıma bakıyım hallederiz..
Tabi ki çok yuvarlak bir cevap oluyor ama artık dedeyi tanıyorum bu yaştan sonra ona birşeyler öğretmek gibi bir hayalim de yok zaten, sadece anlaşabilmeyi bekliyorum :)??
Hemen hemen 1 hafta sonra iş dönüşü akşam dışarda yemeye karar verip birlikte dönüyoruz eve ve kapıda dede..
-Dede haber verecektin hani bak kapıda kalmışsın!-Yok yeni geldim rahatsız etmiyim diye kapıyı çalmadım zaten ..(nasıl yani)
Tabi dede mahçup hallerde: haber vermeme olayını unutturmak, böyle acaip bir cevaptan geçer ancak..
-Eşya getirmedin mi dede?
-Getirdim ama asansörde..
-Neden, niye ki ...? (Panikle aklıma gelen bütün sorular)
-Hık fık fık mık..Yaaa nolacak ben spor yapiyim eşyayı da asansörle çekiyim dedim başka biri çekti sonra da bi türlü yakalayamadım işte.. Siz gelince bulursunuz hangi katta olduğunu diye bıraktım öyle.
Neyse yarı kızgın yarı sempatik tavırlarla geçiştirip 2 asansörü de kata çağırıyoruz.
Kapıyı açıyoruuuz vee:
"Dede boşuna gezmiş bu asansör, bir kişilik yer bile kalmamış, ayrıca dede sende deli gücü mü var yaa nası teptin bunları ve neden, ne var bunların içinde??"

Dedeyi görünce hayattaki bütün sorularımı sorasım gelir hep sanki hepsinin cevabını mı biliyor? Hayır hayatımda olabilecek bir çok acaip şeyi o yapıyor cevabını çok geç olmadan almak istiyorum...

22 Şubat 2010 Pazartesi

DEDELER GÜNÜ-FD1











İşte dede...

Bu bir yazı dizisi ve bundan böyle her haftanın ilk Salısı dedeli bir gün olacak...
Ayrıca unutmayalım dedeler sadece salı günleri sevilmez, hergün onların günüdür:)
Her ne kadar "nenelerin" gölgesinde kalmış olsalarda bu güne kadar; işte bugün gün yüzüne çıkıyorlar artık: Dedeler dedelerimiz:))
Ve son söz olarak:
Hepimize bol dedeli bir ömür diliyorum..