KENDİNE MUKAYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KENDİNE MUKAYET etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2011 Salı

KÜÇÜK ŞEYLER BİZİ USANDIRAN

Pazara gittim.
Hani şu meyve sebzenin az yanında don atlet satılanları var ya onlardan biri...
Heşofman altı alıyım dedim.

Ucuz olsun şöyle 10 TL falan. Yani 2 gün sonra ağı patlar diz yapar biliyorum ama alıyım işte çok olsun bol bol giyeyim. Hevesimi alayım.
"Bir kat bi kenarımda durmasın mı canıııım!"(anne lafı) genellikle gecelik için söylenir)

Neyse bütün bu kafa içi konuşmalar sonrası, benim iç dünyamda bu kadar basite indirgediğim olay ardından gittim dikildim pazarcının karşısına:

-1 tane heşofman altı alıcam ne kadar?
-Adidas mı Nike mı abla?

(Bi kere Adidas değil Adibas, Nike değil Nice:) Hmmm very niiice..

-Nasıl yani farkediyo mu?
-Farketmez mi ablam marka bunlar!

-Yapma yaaa biz bilmiyoduk! (Bakın a dostlar benzemiyo gibi dursada bu aynen şöyle bir durum: hani dolmuşta teyzenin biri bağırır "Yeter artık öldük burda tepemize mi çıkcaklar bunlar, alma artık doldu araba kör müsün be adam?" tarzında; şöfor da ona fakirsin madem sus be kadın imasıyla "madem rahatsızsın taksiye binseydin hanfendi" der. Yani pazarcı dedi ki aslında "abla 10 TL'ye bi şey alcan şurda bir oyun içerisindeyiz sıkıyosa gerçeğini al yoksa bunlardan birini gerçekmiş gibi seçmek zorundasın":)) Budur yani..

O an "Just do it" ten aldığım güçle, elimdeki pırasaları pazarcının burnuna soktum.
Yaşadığım bu küçük şey zaten çok kolayca yamuluveren bu kıyafetten nefret etmemi sağladı.

Hep küçük şeyler küçük şeyler küçük şeyler:))

24 Aralık 2010 Cuma

SOCIAL MEDIA-2

Geçen haftaki yazımı bilmem hatırlar mısınız? Hatırlayamazsanız...
Şimdi devam edebiliriz.

Yine aynı şirketin verdiği eğitimin 2. Bölümündeyiz ve ancak derleyip toparlayabildiğim eğitim notlarımı sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum demek isterdim ama..
Sabahın körü ve akşamın körü saatleri arası Pazar günü olan bu eğitim için yine çok hevesliydim. Social Media konusunda alacağım eğitimin, eğitmenini sosyal mecralarda arattığımda adı, şirket eğitmeni başlığı altında çıkıyordu. Bu da ne kadar başarılı bir organizasyona denk geldiğimin en büyük işaretiydi.

Eğitim alanına gittim kapıda benim gibi bir kızcağıza “Bilmem ne eğitimi burda mı?” diye kırılarak sordum. Salonda 5-6 kişi oturmuş bekliyordu. Ben de
kapıda bekleyenlerden olıyım dedim iyiki de demişim.

Gençten bir çocukçağız geldi ve eğitimin aslında burda değil de itin öldüğü yerde olduğunu ve bizi oraya götürebileceğini söyledi sağolsun. Neyse sonunda ulaştık. İçerde gayet normal 8-9 insan ve pembe kafalı bir kız oturuyordu. Eğitim 10’da başlayacaktı, 11:30’a kadar önce gidip diğer salonda bilmem kaç saat oturan garibanlar, kafileler halinde gelmeye devam ettiler.

En önemli kısım olan kendini tanıtma ve tanıma kısmını kaçırmıştım ne yazık ki ;ama en çok merak ettiğim şey hocanın kendini tanıtacağı kısımdı.
Başladık derse sosyal medya acaba neydi kimlerin face’i, twitter’ı ve de friendfeed’i vardı, bunlar tabi konuşuldu. Sonunda eğitmenin yorumu:

-Mmm baya iyi, bilinçli, sosyal medya kavramından haberi olan kişiler gelmiş eğitime..
-Şimdi hocam bu olaylardan hiç haberimiz olmasa eğitimi nerden bulcaz niye ilgi göstercez?
İkincisi, 2 dakka ayırıp hesap açmak bizi bilinçli mi yapar belki tuvalete gittiğimin bile resimlerini koyuyorum facebook’a..
dedim.

Oturdum, düşündüm, hatırlamaya çalıştım, not defterime baktım ama olmadı. Yeterli ya da yararlı bir şey bulamadım. Ama bir şey öğrendiysem o da Sosyal Medyada kaliteli içerik paylaşılması gerektiğiydi. İşte eğitimin bana yararı bu olduğundan; eğitim içeriğini sizlerle paylaşmamaya karar verdim.
Nasıl ama çok zekice değil mi:))

Herkeslere iyi tatilleeeer.. *Resmin kaynağı nukima:))

16 Aralık 2010 Perşembe

TALİHSİZ DİYALOGLAR

İletişime çok önem veririm. Severim iletişimi, insanları, doğayı ve hayvanları... (amacından sapmış başlangıç)
Zaman zaman insan yeni kararlar alır hani. “Ya bi de kendime şu özelliği katsam, ne de mükemmel bir insan olurum” diye. Yani ben kendi hakkımda hep böle şeyler düşünüp kendi kendime koltukaltı kabartması yaparım.

İşte iletişimin göynümdeki yeri burlardan gelmekte. Hani bi konu açılsın da, iletişim olsun diye zorraki başlıklar açarız ömrümüzde. Ben de kendimi geliştirmek adına yapıyorum zaman zaman, ayrıca çoook eğlenceli oluyor. Gerçi benim sorunum böyle çabalara giriştiğim sıralarda genelde batırmam:)

Mesela servis beklerken, durak arkadaşım, amca şöyle diyor:
- Şu saksağan kuşu, cevizi ağzına alıp asfalata atıp kırıyor.(Bu cümleyle verilmek istenen mesaj şu: o kadar akıllı bir kuş ki o cevizi yere çarparak kırması gerektiğini biliyor.)
Bi de benim cevabıma bakın: (iletişime istekli, kendine de bir laf atıldığı için sevindirik ancak beyninin bir yerlerine tam oksijen gitmez iken, fazlaca ilgilenerek karşı tarafı da mutlu etmek istercesine)
- Aaaa! Cevizi ağzına alabiliyor yani? Vay be...
- Yok asfaltta kırmasını dediydim ben. (bozuk bir ifadeyle)

Bu çok hafif mi geldi? Bi de şunu dinleyin:
Servise bindim her zamnaki yerime oturdum. Arkamdaki teyze, ilginç bir şekilde çok sıcakkanlıca at kuyrucuğuma vurdu. Eli çarptı sandım, ihtimal vermedim bilerek yapmasına, bakmadım ben de, sonra tekrar.. Döndüm ve baktım.

-Aaa uzatıyo musun saçlarını dedi.
-Evet. (Dedim canhıraş ve gülerek, hani o arada iletişimin havası kaçmasın, bi bozukluk doğmasın anlamında)
Sonra lüzumsuzca:
-Aslında kestirmiştim ama çok pişman oldum bıdıbıdı bıdıbıdı... diyerek bir kaç şirinlik mimik felan yapıp sorular sordum. Sonra beni bi ara odasına çay içmeye çağırdı. O kadar yürekten ve istekli:
-Aaa tabi gelirim seve seve. dedim ki ben bile inanamadım:) Sonra önüme döndüm ve çocuk gibi sevindim ne bileyim başardım gibi geldi bi an.

Servis durdu. Hah dedim geldik işte. Kalktım, inecekken arkaya bakmayı ihmal etmedim ve aynı şirinlikle:
-Hadi geldiiik. İnmiyo musunuz? Dedim ve bi kaç değişik mimik daha yaptım- güzel oldu- beğendim kendimi.
-Ah saol canım dalmışım ben dedi.

İndik ama bir şeyler yolunda gitmiyordu. İşte o an inmemiz gereken yerde değil; başka birilerinin indiği bir önceki durakta indiğimizi farkettim. Uykulu olduğu için olayı farketmeyen teyze bir kaç adım arkamdaydı hiç çaktırmadan hızlıca yürüyüp gitsem mi yoksa dönüp özür mü dilesem derken özür dilemeye karar verdim. Durumu açıkladım. E haliyle bozuldu bana, ona kazık atmış gibi oldum.

-Ay of yaaa. Ben geri biniyim o zaman. Dedi, hala ışıklarda bekleyen servise bakarak.
-E iyi dedim. O bindi ben utancımdan binemedim bakakaldım.

Tabi taktir edersiniz ki eski sıcak ilişkimiz artık yok. Haklı olarak kadıncağız bana ve anlık tepkilerime güvenemiyor. Neyse oldu bi kere diyip bi daha sırf mutlu olsunlar diye şirinlik, sıcakkanlılık ve iletişimcilik yapmamaya karar verdim.
Napıyım durmuyo üstümde işte...:)

15 Aralık 2010 Çarşamba

SOCIAL MEDIA-1

Biliyosunuz nasıl da revaçta bu soşıl medya... İnsanoğlu yeni bir şeyler kımıldanmaya başlayıp ünlü olunca merak ediyor haliyle. Bana da şurdan bir ekmek çıkar mı niyetiylen o yeni kapıların anahtar deliğinden şöööle bir bakmadan geçemiyor:)

Böyle kötü niyetlerle araştırmalarımı yapmış ve sonunda bir eğitim bulmuştum. Oh oh ne de güzel bir başlangıç olacaktı soşıl ömrümde, e benimde hakkımdı canııııım soşıl bir media içinde yer almak. Ama bu bana pahalıya mal oldu.

Bahsettiğim bu durum birbirine bağlı bir olaylar zinciriydi sanki. İlk önce bir kısım eğitime katılıp orada bu topluluğu tanıyıp sonra da akıllı adımlar atarak 2. kısma geçecek ve bu levelleri atlayacaktım:)

1. BÖLÜM LİDERLİK

O akşam, bu deli migrenli başım hop hop hopluyor; mükemmel salonun, mükemmel ışıklandırması -ki kendisini üniversite yıllarımda verilen sempozyumlarda bol bol uyumamla hatırlarım- gözümün köküne kadar vuruyor, bir taraftan da ben yaşlarda bir genç sahnede kendi tiyatrosunu çeviriyordu.

Tamam, benim “Nasılsa geldik bi bakalım.” adlı Türk yaklaşımım da pek kolaylaştırmadı durumu ama neyse...

Bir çoğunuzda oluyordur, ben insanlar adına utanırım, hem de çooook utanırım. Mesela çok kötü bir espri yaptıklarında, “ben de canım işte şööle bi insanım” demeye çalıştıklarında, fermuarları açık kaldığında, bir konuyu havalı bir şekilde anlatırken bilmedikleri ortaya çıktığında, çok komik oldukları iddiasıyla kam kam kasılırken aslında hiç komik olmadıklarında... Özetle ve tam anlamıyla benim bu tüylerim, bu tür durumlarda diken diken olur.

Sahnede sanki lise yıllarımda gördüğüm, birileri bir kaç lafına güldü diye başımıza Cem Yılmaz kesilmiş biri. Bu bölümde konumuz aslında, Liderlik olacaktı ama... Aşağıda eğitimden derlediğim bazı notlarımı sizlerle paylaştım. Hoşuna gidipte bu eğitimi acaba nereden alabilirim diyen olursa bana yorum yazabilir:)

-Şimdi şirket benim olduğundan yıh yıh yıh yıh..
-Zenginsin ,büyüksün..

-O sırada Bilkent üniversitesindeyim..
-Zenginsin, ver elini öpeyim..
-Bi gün Blekbörime bir fatura geldi 264 TL, tamam normalde de baya bir öderim ama...
-Neee Blekbörinde mi var, gerçekten zenginsin..

-Sonra Türkseli aradım.Karşımda Berk yıh yıh yıh. Ben onların hepsine Berk diyorum. Çünkü isimleri hep öyle oluyor.
-Ulan dalga geçtiğin nesil senin neslin zaten sen de olmuşun bana bi Berk, duyan da paşamı 50 yaşında iş adamı sanır.

-Sonra Türkselin PAZARLAMA MÜDÜRÜ beni aradı. Dedi ki:
Yapma etme Bilmemkim o meşur bloğunda benim gariban markayı yermişsin, malum 70 milyon seni takipte gözünü sevem kaldır da şu yazıyı... İhtiyacın hiç yok biliyom ama bu ayki maaşımdan bi blekböri de benden sana hediye, taksitlen alıcam. Hadi lan affet bizi!
-Adam, akıllı yoksa marka batacak, yaaa öle korkarsın işte Müdüüüüür. Ellerinlen ararsın bu çocuğu. Yok o zaten parasında da değil yani, 500 de fatura çıkarsan öder, patron çocuk erken yaşta şirket sahibi ama haksızlığa gelemiyo işte..

Bu mükemmel eğitimin 2. Bölümü Social Media notlarımı da bir sonraki hafta paylaşacağım. Bu ve bundan sonraki yazımda paylaştığım ders notlarımı istediğiniz kadar kopi peyst yapıp paylaşabilirsiniz. Böylece toplum olarak bilinçli olmaya biraz daha yaklaşacağımıza inanıyorum:)

6 Aralık 2010 Pazartesi

SU CUUK ÇUUU

Lütfen başlığı simitçilerin ses tonu ve yanık sesleriyle hayal ediniz..

Uykum geliyor iyice ağarlaşıyor göz kapaklarım ama bi taraftan da burnumda muğur muğur bir sucuk kokusu..

Bir tezgahın önünde durmuş sucuk pişiriyorum. Çevreme bakıyorum aval aval: "Nerdeyim ben yaa? Napıyorum burda" dercesine. Sanki medet umuyorum insanlardan. Küçük bir Sezercik gibi Abilerim Ablalarım sucuk almaz mıydınız? diyorum. Bu arada, yine kentimin nadide bir semtinin mükemmel marketlerinden birindeyim.

Sadece hafta sonları çalışarak, küçük sanayi sitelerinde yoğrulup, zar zor çektiği son krediyle bir mersedes almış sanayici amcaların kurduğu sucuk işletmelerinde, sabayın köründe verilen "bak kızım bunun içinde %20 tavuk tırnağı, % 90 hindi böğrü vardır, ammaaa olura sağa sorarlarsa %100 danadır diyesin hemi" eğitimiyle yükselmenin yollarını arıyorum.

Neticede şarküteride tanıştığım fıldır göz çocuk "Şuraya koyabilirsin bacım tezgahı" diyor, e haliyle insan korkuyor. Neyse tezgahın başına geçiyorum başlıyorum pişirmeye...

Bu işi bilirsiniz hani kürdanı geçirir bi tane tattırılır, beğendiyse sizden alır yok beğenmediyse almak zorunda değildir. Ama sandığınız kadar basit değil tabi:

*Hızla markete girip beni görünce yön değiştiren,
*Gelip yavaşlayıp hatta durup alıcakmış gibi yapıp uzatınca almayan,
*Başında dikilip ben kollesterol hastasıyım kızım sana yardımcı olmak çok isterdim ama .... derken tezgahı süpüren,
*Ben başka tarafa bakerken sucuklara bakıp onlara bakıp ister misiniz diyince deliymişim gibi davranan,
*Elinde ATA ekmekle gelip "Kızım şunun içine koyar mısın canım çekti" diyen:)) (yuh amca)
*Elinde 2 adet ATA ekmekle gelip "Bunları mağazamızın müdürü yolladı içine koycakmışın misafiri geldi de" diyen

Ve en acayibi işi bırakmama sebep, "yetti ulen sizi bana sayıyla mı verdiler topunuzu kızartırım" diye işi temelden öğrenmemi, kalfalıktan başlamamı önleyen deneyimim:

*Markete girip, çıkarken "Arabam var sizi bekleyebilirim" diyen acayip amca işte son noktadır.
"Teşekkür ederim ben kendim giderim" diye bir kaç kere nazikçe redddedilen amca bana hakettiğim cezayı sonunda verdi ama neden?

-Tamam yaaa! Bi şey dedik sanki Alla alaaaa! Hem benim karım mavi gözlü, hem de çok güzel tamam mı?

E tamam napalım? :))

18 Haziran 2010 Cuma

"cim" KIZLAR

Sizi Seviyoruuuuum canı gönülden:))
Kızlar neden bu kadar iyisiniz? Neden hep tatlı, hep gülen ve şipeşirinsiniz?(bu şirinliğin abartılmış bir boyutudur DİKKAT!)

"cim" Kızlar kimdir? Onları görünce nasıl tanırız ve en önemlisi kendimizi onlardan nasıl koruruz?Bu önemli konuyu işte şimdi ele alıyoruz. Umarım geç kalmamışızdır zira içimizden bir kaçı bu tatlı abidelere çoktan kurban gitmiş olabilir:))

"cim" Kızlar iki çeşittir:
1. grup size her daim gülen gözlerle bakar, herkesi ama herkesi sever, hepimizin en iyi dostu ve anlayanıdır. Ses tonlarında ortalıkta hiç bir şey yokken bile size acıyan bir ifade vardır. Bir gün önce görmüşse sizi ertesi gün karşılaştığınızda sanki tüm gece sizi düşünmüş sanabilirsiniz. Hemen kaynaşıverirler.

Şimdi tanışma anını inceleyelim:
-Ben Nukima.
-Ben de Cimkız.
-Memnun oldum.
-Ben de...
Hemen peşine, daha o an konuşma devam ederken o sizin için artık bir melektir.
-Eee NukimaCIM anlatsana nasıl gidiyor hayat? :))
Lütfen çok dikkat edin asla cevap vermeyin, mümkün bir pozisyondaysanız yani sizi yakalayamayacağı bir açıklıktaysanız tüm kuvvetinizi toplayın veeeee koşun:)

O an kurtulduğunuzu varsayarak (şanslıysanız) devam edelim. Bir dahaki karşılaşmada sanki öyle bir tanışma olmamış gibi sinsice uzaklaşın. Yakalanırsanız ne mi olacak?:
-NukimaCIM nooldu o gün öyle, ah canım yaa çok üzüldüm bir rahatsızlığın mı var?
(Evet bu olacak, işte bu yüzden asla ama asla yakalanmayın.)

Özetle 1. grup tehlikelidir, canınızı sıkar, size her gün daha da kötü hissettirir; çünkü bu türe kötü davransanız "Allahım ben ne kadar kötü bir insanım" diye düşünüp kendinizi yer bitirirsiniz; e iyi davransanız o sizin ömrünüzü yer bitirir:))

Gelelim 2. Gruba: 1.'ye göre daha az tehlike arzeder.
Bu grupta ruh haliniz daha çok "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?" sorusunun oluşturacağı bir ruh halidir. Tanışırsınız gayet nazik ve bir o kadar mesafeli bir şekilde karşılar sizi. Aslında tavır birazda "Seninle tanışmaya ihtiyacım yok." tavrıdır. Hemen kaynaşmazlar.
2. karşılaşmada biraz mesafeli bir gülümsemeyle geçiştiriverirler sizi.
3. de daha da uzaklaşır ve 4. daha da kötüdür.
Zaman geçtikçe siz artık onun için yoksunuzdur.

Mesela iş yerinde sizi koridorda görür, yanından geçersiniz farketmez. Bir sonraki sefer görür ama kafasını çevirir. Hep şu soru hasıl olur bünyenizde "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?"

Nerede kaldı bunun Cimkızlığı diyebilirsiniz.İşte şurada:İlla herkesin bir zaman birilerine ihtiyacı olur bilirsiniz. Hele ki iş yerindeyseniz.Örnek:
O güne kadara yüzünüze bakmayan kavga ettiniz de haberiniz yok sandığınız Cimkız bir gün hararetle odanıza girip sırf başka kimse olmadığı için sizinle konuşmak zorunda kalır veee o eğlenceli durum ortaya çıkar.
O güne kadar gördüğünüz soğuk odun gitmiş yerine tatlımı tatlı, masummu masum küçük bir kız çocuğu gelmiştir.
Ve yine siz "Şimdi nooldu da böyle davranıyor?" derken bulursunuz kendinizi:))

*NukimaCIM ben bu yazıcıdan çıktı alıcam ama nasıl gönderiyordum acaba bir bakabilir misin?
*NukimaCIM bir belge varmış sende alabilir miyim onuuu?

İnsanın bu Cimkıza "Yaaa öyle olursun işte." diyesi geliyor:)) ama o eminim içten içe
"Ya ne kadar da iyi yönetiyorum ilişkilerimi." diyordur. (hahahahaha)

Herkese mutlu haftasonları:))

16 Haziran 2010 Çarşamba

BUZZ :)

Yılın her mevsimi, ayın her haftası ve haftanın her günü okula mı gitmek zorundasınız?
Okula giderken 2 saat yol,
İlkel bir şekilde üretilmiş çift katlı otobüslere mi binmek zorundasınız?

Evet zorundaydım, okul yıllarım zaten bölümümden dolayı çoook çileli geçti.

Kış aylarında otobüslerde geçen diyolog: " Hanfendi orası ıslak isterseniz poşet koyup oturun":))
Neden çünkü çift katlı otobüsümüzün tavanı akıyor ve yerli halk biliyor haliyle yedek poşetle yola çıkılması gerektiğini...

Okuldan dönüyorum, hava kararmış ve çok soğuk bir Ankara kışı...
Son zamanlarda geliştirdiğim bir alışkanlıkla da bindiğim gibi uyuyup; inceğim durağa geldiğim an uyanıp koşarak üst kattan alt kata iniyorum. Çok heyecanlı anlayacağınız...

İşte o gün yine aynı şekilde kafamı cama dayayıp uykuya daldım ve durağa geldiğimiz anda uyandım; ancak bir sorun vardı. Bir türlü kalkamıyordum. Bir kuvvet ben kalkmaya çalıştıkça beni tutuyordu sanki...

Otobüs durdu... Kalktı... Ben hala aynı yerdeyim...Rüya mı?:)
Uykum o çabalama sonucunda iyice açıldı haliyle.
Sonradan farkettim ve tam bir şok!!!

O soğuk havada cama yasladığım kafam, omzun ve kolum buz tutmuş ve cama yapışmıştı:))
İlk anda en korktuğum şey tabii ki cama dayadığım kısımdaki saçlarımın kafamdan ayrılmasıydı...

İnce bir çalışma sonrası durağımdan oldukça uzaklaşmış olan otobüs ilerlerken saçlarımı kurtardım; ancak yapışan montum ve kolumu kurtaramıyordum. En sonunda bir kuvvet asıldım ve onu camdan ayırdım.(caaaart:) Tabi bu arada yanımda oturan ve derin bir uykuda olan amcada bir titreme hasıl oldu.

Offff o kadar yoruldum ki inip o durakları geri dönmek fikri gözlerimden bir damla yaş akmasına sebep oldu :)))

14 Mayıs 2010 Cuma

O DEĞİLDE...

"O değilde" ne?
Nasıl bir alışkanlıktır bu ya:))

İlk kez tanıştığım huyunu suyunu da pek bilmediğim için tanışma öncesi gerginliği yüksek derecelerde yaşadığım akrabamız bir iş için mükemmel şehrimize teşrif ettiler ve tabi misafirimizi ağırlamamak bize yakışmazdı..

Bu sebeple hazırlıklar yapıldı, "nasıl rahat eder, neyi sever ki?" diyalogları evimizde bir süre yoğunlukla konuşuldu veeee işte o büyük gün geldi??

Siz hiç kendi evinizde yabancı hissettiniz mi?
Mesela bir misafir gelir ve evinizde o kadar rahattır, size dair özel şeyleri öyle rahat sorar araştırır, eleştirir ki bünyenizde şu durum hasıl olur: "E ben çıkayım bari?":))) Bir zaman sonra "şeyy banyo ne taraftaydı acaba?" sorusunu sorarken bulursunuz hani kendinizi...

Velhasıl, ilk günü atlattığımızda "neyse en azından faturalarımızın ne kadar geldiğini sormadı" diye şükrederken buldum kendimi; çünkü o gün:
"Ne kadar kiranız bakiyim?"
"Aidat kaç, neyle ısınıyosunuz, ısınıyor musunuz?"
"Duvarlar kireç mi:)) Filli boya mı dyo mu?"
"Kaç m kare evler, ne kadara gidiyo burda?"
"Apartman görevlisi hangi hizmetleri veriyor?"
Yani en son olay görevlinin bile maaşına dayanmıştı ki "yorgunsundur hadi yatakları açalım" dedirtti bize:))

2. gün sıra gerçekten elektrik faturalarımıza geldi:)) Suya, telefona geçmedik daha ama ayrılırken gelir gider tablosu ve ayrıca yatırım önerileri raporu beklemeye başlamıştık gergin bir şekilde.

Bütün bu sorgulamaların -ki buna taciz de denebilirdi- yanında normal sohbet etme çabalarımız olmadı değil:) Bunlar çok genel konular oldu tabi. Aralarında başka birini konuşurken duyduğunuzda içinizi bunaltacak konular vardı, mesela: "Ya abi Türkler yabancılardan zeki çevik amma adamlar yapıyo işte, neden Türkler her işi yaparım diyo yabancılar uzmanlaşıyo.. Yoksa biz mükemmel bir ırkız...:)" boyutunda konuşmalar yapıldı.

Ama sorun şuydu ki her ne derseniz deyin tam tersini ya da alakasız olanının düşünüyordu :)
-Güzel bir yerde yaşıyosunuz. diye iltafat edin mesela,
-Ya o değilde yerlisi daha rahat orda. diye bir karşılık...

-İyi işe girmişsin hayırlı olsun.
-Ya o değilde haksızlık ortamı çok orda.

-Biz bu diziyi izliyoruz bak.
-Ya o değilde ne buluyo insanlar bu televizyonda, sesini açsana biraz.

-Mühendisler daha bilgili bizlerden tabi diyor.
-E tabi...
-Ya o değilde onlarda iş bulamıyor işte.

Yoruldum:))

8 Nisan 2010 Perşembe

TAMAMEN GERÇEK

Güzel bir yaz günü.. Bazı insanlar için yeni bir başlangıç, bazısı için yardım etme, biribirinin yanında olma imkanı..

İşte böyle bir gün ve bu tür duygularla sabahın köründe kalkmışız. Teyzem evini taşıyor, biz de destek amaçlı oradayız. Kamyon, yeni evin önüne yanaşmış eşyalar teker teker boşaltılıyor. 5 tane eşya taşıyan amca ve 1 kamyon şoförü... Biz de kuzenler, diğer teyzeler ve arada tanımadığım bir kaç insan :) "yok onu şuraya koyun, aman dikkat edin kırılmasın" vs sesleri çıkarıyoruz..

Öğle tatili oluyor dağınık salonda toplanmış: "Amcalara ne versek? bir çay yapalım, pepsi mi, kola mı, pide mi, kuru fasülye mi?"sohbetindeyiz.. Sonunda karar veriyoruz menüye ve alışveriş, sofra hazırlama... Evin işe koşturulan küçük erkeğine, amcalara ve ayrıca kamyondaki şoföre haber ver! emri veriliyor.

Kısa bir aradan sonra amcalar sofrada; ancak şoför yok.
-Oğlum şoföre söylemedin mi?
-Yok kamyona baktım orda yoktu.
Sofradaki amcalara dönerek:
-Şoför bey yok galiba nereye gitti biliyor musunuz? Ayy yazık o da doyursaydı karnını şu sıcakta soğuk bi şeyler içerdi hiç olmazsa. (Bu serzeniş çok tanıdık. Bir yaştan sonraki kadınların hastalığı sanki 3 kelimelik olayı 5 cümlede çözememe)
-Arabadaydı en son Mehmet abi ama...?

Neyse artık, biz de acıkmışız. Şöyle bir ellerimizi yıkayıp oturalım sofraya diyoruz. Banyonun çeperinde nerdeyse birikmişiz. Ama o da nesi biri daha önceden kapmış banyoyu:)

Teyzem kapıyı çalıyor:
-Ayy kim var içerde bizim çocuklardan mı ki? Oğluuum hadi ama çık bak millet seni bekliyooo!!
-... (ses yok biri gizli işler çeviriyo:))
-Hadi amaaaa kim var içerdeeee? Kimin çocuğu içerde çıkarın çabuk!
-Ya yok bizimkiler atıştırıp bahçeye indiler.
(İçerden su sesleri.. Bir tek banyo şarkısı eksik. Laaaaa La La La:)
Teyzem ses gelmeyince dayanamayıp kapıyı zorluyor ama nafile, kilitli..

Bir kaç dakika sonra kapı ağır ağır aralanıyor. Hepimiz kapının önünde sıralanmış bekliyoruz.

Veeeeee karşımızda
-Kayıp Şoför Memo- (hahahahaha)
Tabi haliyle ben ve bir kaç yaşıtımdan kıkırdama ve püskürme sesleri...
Ama nasıl olmasın?

Şoför: Saçlarının ucundan sular damlayarak, ayakkabılarının arkasına basmış; her bir adımda ayakkabıdan fırt fırt sesler ve kenarından fışkıran sular...
Tepki:Nasıl yaaaaa?

Teyzem kıpkırmızı bir halde sorusunu soruyor:
-Naaptın seeen?
-Abla ferahlayak dedik tüm gün arabayın sıcaanda...
Sinirden heralde, mantıksız bir soru daha:
-İnsan bir izin ister kardeşiiim!!:))))

Mesela kaç kişinin evine bir kamyon şoförü gelip, "Abla bi banyo yapabilr miyim?" demiştir? Ve "tabi kardeş ne demek biz hiç kullanmadık daha, sana hazırlamıştık gir bi keyif yap sen" cevabını almıştır?? Bilmem:))

27 Mart 2010 Cumartesi

SANDALYE Mİ! TEKERLEKLİ Mİ?

Bilirsiniz uzun şehir içi yolculuklar olaylıdır ya da benim hat yolcuları çok çok çok değişik insanlar bilmem ki...
Eski kırmızı otobüslerin ilk sırası karşılıklı ve 3 kişilikti ki belediye tarafından cezalandırılmış bazı semtlerde hala var:)
Ben de hep en sona kalan, soğuk havada en çok donma ihtimali olan şoförün arkasında yan oturuyorum ve karşımda bir teyzem..
Aradaki bir duraktan genç bir arkadaşımız biniyor elinde kırmızı bir ofis sandalyesi belli yeni alınmış eve ulaştırılmaya çalışılıyor.
Aaa o da nesi şöför tanıdık çıkıyor. E yerler dolu bu durumda napılır? Hazır elde sandalye alıp şöförün yanına çekip sohbet edilir.
Tabii bazı yokuşlar olsun frenler olsun genç arkadaşa kas yaptırmıyor değil.. Zira her frende tekerlekler sebebiyle tutunduğu direk etrafında şöyle bir dolanıp yerini buluyor her seferinde:))

Karşımdaki teyze inceliyor olanları ama belli birazdan çoğu yaşlı teyze gibi merakını da gidermek isteyecek hani!!
Yok duramıyor yerinde şöyle biraz öne doğru eğilip delikanlıyı dürteliyor ve acımaklı bir sesle:
-Oğluuuuum?
-Efendim teyze?
-Noldu sanaaa nerde sakatladın kendini?
-Niye ki teyze ne sakatlanması?
-E oğlum tekerlekli sandalyeye binmişsin ya?
-Yok teyze iyiyim ben.. (Yaa bu cevaba gerek bile yoktu:)))

5 Mart 2010 Cuma

ÇORUMLU MUSUN?

Yine otobüsteyiz, iyi ki otobüse biniyorum Allahım...

Ankara'da şehir içi yolculuğa (yani bu bir kamu hizmetidir aslında ama neyse) verdiğiniz parayı biriktirebilseniz bi kaç yıla ev alırsınız :) (trajik tabi komik değil)
Neyse otobüse bindim ve ortadaki o mukemmel boş alanda yerimi aldım, muavini rahat bi şekilde görebiliyorum. Bir kaç durak sonra bir adam biniyor kartını gösteriyor ve bu kart sayesinde para ödemeyeceğini aktarıyor muavine. Bir sonraki durakta otobüs duruyor ve orta kapıyı açıyor. Adamcağızı indiriyorlar. (neden)
Muavin kimse sormadığı halde kalkıp açıklama yapıyor: "adamın garson kartı var bedava binmeye çalışıyor hayret bişey yaaav" diye.:)) Yani komik tabii ki.
Ama daha da fenası yandan bir teyzem eğilip "muavin bak hele sen Çorumlu musun?"
Niye ki yaa?? Muavin bi kaç ben Türkiyeliyim klasiğine başvuruyor. Sonra teyze:
"Yok, çok işine sahip çıkar bir yapın var onun için diyom" (hahahaha:))

18 Şubat 2010 Perşembe

9 NO'LU KOLTUK


Günlerdir annemin etmediği laf, koymadığı kural ve tabii ki görmediği felaket rüya kalmamıştı ama gidiyordum gönlüm rahattı. Hem izni koparabilmek için boşuna mı evin 3 odasını badana yapmıştım canım?? Üzerimde bir 15 yaş ergen cesareti vardı resmen:)
Yola çıkacağım akşamın gündüzü annemde tabi ki bir gerginlik, sinir bozukluğu ve içten içe bu ikincisi anormal çıktı doğurmasamıydım acaba pişmanlığı sezmiyor değildim.
Neyse gece binip sabah inmeyi ümit ettiğim, Marmaris-Datça arasında bir yerde olan, ilk kez gittiğim dolayısıyla bilmediğim; ayrıca otobüs firmasının da bilmediği bir yere yola çıkacaktım. Firma yetkilileriyle konuştuk anlaştık: "olmadı yolda sora sora gideriz"

Tabii adettendir, insan gençken ailesi tarafından rezil edilmesse olmaz.(yok yani hani şimdi olsa mutlu edecek olan şeyler -hepsi değil tabi-:)o zamanlar insanı sarsıyor biraz)İşte biz, ben artı 3 kişi Aşti'de otobüsün önünde gergin dakikalar geçiriyoruz. Üstüne annem beddua mı etti nedir kotum -bunalım takılıp yere oturmaya çalışıyım derken- krıtik bir yerinden patlıyor. Son dakikalar kurtuluyorum artık hevesiyle anneme bakıyorum hadi bi gıdık alıyım da aramız düzelsin anlamında ama otobüse doğru takılıp kalmış neyse bozmıyım otobüsü okuyo heralde düşüncesiyle sarılıp biniyorum ve işte bitti çilem:)

Yol mükemmel gece boyu nerdeyse uyumayıp keyfini sürüyorum bu durumun. Kitap okumalar, müzik dinlemeler, yok havalı not defterine yazılar döktürmeler...
Hava daha aydınlanmamış, saat 4 suları, biraz dalmışım küçük bir sarsıntıyla uyanıyorum kafamda muavin kulağıma doğru eğilip şöyle diyor:"9 numaradaki bayan sizsiniz değil mi? (yani bu, konuşmaya girebilmek için saçmalama aşaması) Biraz önce anneniz aradı, iyisiniz değil mi?" Nasıl yaa kabus bu!! Sonra bi şeyler bi şeyler ... Gözlerim doluyor, kafam karışıyor vs...
Sabah olmuş, uyanıyorum.Geceki acaip rüya kabusu geliyor aklıma eüzübesmele çekip rahatlıyorum derken muavin görünüyor yine yüzünde pis bi sırıtma bana bakıyor. Olamaz yaaa rüya değil, değil mi??
Tekrar başlıyoruz işte:"Hanfendi gece size söyledikten sonra anneniz 3 kere daha aramıştı uyuyodunuz rahatsız etmiyim dedim. Ama merak etmeyin sizi istediğiniz yerde indiricez daha var ben mutlaka haber vericem size (yüzde yine aynı pis gülümseme-artık bir sırrını biliyorum edası)"
Birincisi telaşlı olan ya da çokça merak eden ben değilim annem; ikincisi:" pardon annem sizi nerden arıyor?" (hahahaha :))
"Otobüsün ön camında üstte yazan şöforun cep telefonunu almış anneniz oradan arıyor, 9 numaradaki kız benim kızım diyince durumu nasıl diyince.... ama biz size iyi bakacağımızı bıdı bıdı bıdı bıdı... Gözlerim kararıyor dün geceye dönüyorum o otobüse takılıp kaldığı ana, "demek (otobüsü)okumuyor, (numarayı)ezberliyordu"

16 Şubat 2010 Salı

GEVŞEK SANDALYE

Devasa boyutlarda olmasada geniş bir ailemiz var. Teyzeler, teyze sayısı kadar enişte ve onlardan hasıl olan acaip kuzenler vs. E tabi daha da gelişecek büyüyecekti ailemiz yerinde sayacak değildi..

Genişletme programı dahilinde bir davet verilsin ve (kısaca GPD - genişletme programı daveti)toplanıp şöyle bir inceleyelim tanıyalım damat adayını gösterelim cümle aleme ne de geniş görüşlüyüz düşüncesiyle bir yaz akşamı daveti.(Bu pazarlama kısmıydı şimdi gerçeği: dışarlarda para harcamayalım poça börekte vardır düşüncesiyle teyze evine sığınılmıştı)

Neyse sofra hazır küçük balkonda akrabalık pekiştiriyoruz sandalyeler dipdibe. Ankara sıcağında gündüzden gevremiş, anası ağlamış plastik sandalyeler..
Herkes yerleşmiş hepimiz kendimizce numaratör-den numaralar dağıtıyor, şekil çiziyoruz enişteye.. Herkesin gözü onda napıyor yiyor mu, yemiyor mu, konuşuyor mu,
yani beğendimi ya bizi, derken: Gözden kayboluyor (nasıl yani?:) Gözlerimiz onu arıyor, tabi masanın altında (hahahaha)

Tahmin edelim neden orada? Sandalyenin bacakları dümdüz olmuş ve sandalyeden kalkmadan ya da sandalye kırılmadan düşebilen( ya da bi tanım bulunsun buna çünkü bu tam bir düşme değil:) bir grup varsa enişte ona dahil oluyor.

E tabi benden başka kimsenin gülmemesi ortamın keyfini kaçırmış beni iyiden iyiye üzmüştü. (enişte? bir süre onu öyle kabul ettik biraz daha oturdu yerde nedense:))

12 Şubat 2010 Cuma

KUŞ TÜYÜ


Annemle yolda yürüyoruz. Keyifli sohbetlerimizden biri yine. Akıcı bir konuşma hakim. Hava güzel,kuşlar :))falan filen iyi yani.
Ancak bir sorun var. Annem sık sık durup ayağına bakıyor.

"Noldu neye bakıyosun?"
"Yok, ayağıma bi şey dokunur gibi oluyor"
(nası yani insan yürürken ayağına bi şey nasıl dokunur gibi olur hahaha)

Fakat bu ayak kontrolleri bir iki üç tekrar edip gidiyor..
En sonunda sohbetimizi kurtarmak istercesine "Dur ya bi bakayım ben bi şey göremedim ama; sen huylandın galiba" diye eğilip iyice bir bakıyorum. Aman Allah'ım neden bu talihsizlik halka açık bir kaldırımda başıma geldi?? :)Annem bir kuş mu paçalı bir tavuk mu? ya da nerden buldu ve ayakkabısıyla bileği arasına sıkıştırdı bu güvercin kuyruğunu:))))
Haliyle ben yerlere yatıyor tepiniyor bir de altıma kaçırmayayım bari çabaları sarfediyorum..

Tam o sırada karşı yönden gelen 2 hanım teyze (artık durumu üstlerine mi alındılar yoksa gerçekten, samimi duygularla bana acıdılar mı bilmem) yorum yapıyor:
"Aaaaay yazııık hasta galiba" :))))(Anneme acımaklı gözlerle bakmışlar o sırada)ve geçip gittiler yanımızdan.

Kuş tüyü haykırmalarımla başa çıkamazken bir de hakkımdaki bu talihsiz yorum beni iyice üzüyor haliyle:))))

3 Şubat 2010 Çarşamba

ACAİP GÜN DEVAMI

Telefon çalıyooooooor.
"Efendim" (Yan masadaki telefon çalıyor)Neyse kıkırdamalar falan..
Telefon tekrar. Bekliyorum iyice emin olalım benimki mi??
"Efendim" Bu sefer doğru.
Şimdi genel olarak konuşma içeriğini sunuyorum: Bugün gelsem görüşebilir miyiz ve sizden gerekli belgeleri alabilir miyim sorularını merak eden çok muhterem bir amca (kendisi bu işlemler için şehir dışından gelecek)
Yarın ben iş yerinde değilim sizinle görüşemem ama (illaki) isterseniz belgeleri bir başka arkadaşa bırakayım ve konuyu müdürle görüşün diyerek gayet net bi açıklama yapan ben..
Yine de kendimden şüpelenmeden edemiyorum arada yanlış bir cümlemi kurmuştum acaba?? Mesela anlamı şu olan "Gelmenizi çok istiyorum sizinle görüşmeye çok ihtiyacım var her ne olursa olsun size bu belgeleri ulaştırabilirim peki nasıl yapsakta ayarlasak bu işi??? :)
Zira en son şunu tartışırken yakaladım amcayı: "ben yanlız şimdi çıksam bu soğuk kar kışta anca 4-5 saate ordayım e saat etti 7. Siz da malum 6'da çıkıyosunuz (yani????)
O zaman şöyle yapalım ben gece mi yola çıksam acaba sabaha orda olurum çünkü şimdi çıkarsam yatacak yer bulmam lazım (e amca gel misafirimiz ol:)))
Neyse olaya müdahale etme zamanı:
-Yarın gelmek zorunda değilsiniz isterseniz bekleyin
-Yok yok yarın geleyim diyorum da nerde kalıyım bu gece?(amcanın kendini kaybettiği an)yok şöyle mi, yok böyle mi napsaK ki (işte o noktada biz olmuştuk)
Neyse açıkça ve mahçup bir çocuk edasıyla o soruyu bana yöneltmeden (size geliyim miiiiiii?)önce:
-Ben yarın burda değilim nasıl isterseniz. İyi günler.
...........
Oda misafirleri geliyor gidiyor her biri bi şeyler istiyor diretiyor "bir çay ısmarlamadınız ama" bile diyor yani:)

Öğle vakti bir iş için kırtasiyeden bir şeyler istemiştim çıkmaya son 30 dakika kutlamaları yaparken aklıma geliyor.Gelmemiş Allahım telaş içerisinde arıyorum kırtasiyeyi yolda diyorlar geliyor. (ama çok az kaldı çıkmama)
5 dakika sonra genç bir kardeşimiz arıyor.
-Hanfendi ben yoldayım şimdi geliyorum
-Ama ben çıkıcam birazdan
-Biraz bekleseniz beni
-Bekleyemem servise yetişmem gerek
-o zaman şöyle yapalım (parlak fikri) Eskişehir yolunu biliyo musunuz orda buluşalım (haaaa haaaa şimdi ölücem gülmeyim sıkıyım kendimi)
Cevap veriyorum: yok buluşmayalım biz, ben servisin camından yarı belime kadar sarkıyım sen arabayla iyice yanaş; sen de camdan çık uzat elindekileri bana millet bir şov izlesin canııım hayatımız çok sıradan :)))

2 Şubat 2010 Salı

ACAİP GÜN BAŞLANGICI

Gece bir haber alıyorum. Dışarda süper bir hava, Kar yağıyor lapa lapa (tabi bu derece şiirsel değildi :)
Camdan bakıyorum nede güzel deli kar taneleri dansta eğlencede..
Sabah servis durağı yürüyüşü: LAlalalalala havalı havalı yürüyorum her yer bembeyaz olmuş geceden kalan bi sessizlik dinginlik veeee vıııııızt poffff(karın altında dün geceden kalan buzu görmemem, farkedememem)
Servisi bekliyoruz nihayet çok da dik olmayan yokuş başında beliriyor.
Yanımda amcalar "aha geliyor bizim servis"
Geliyooor geliyoooor fiiiiiiiy (geri)
Tekrar fiiiiiiy (hahaha :)(yani şöforünkide bi inatçılıktır işte gelme kaptan biz iyiyiz böyle bu kızgın kalabalık dağılır birazdan ben ikna ederim onları döneriz evlerimize hayır zaten gelemiyosun da niye bu kendini zorlamalar )
Neyse telefonlar aracılığıyla şöforle haberleşiyoruz "sen şuraya düzden gel biz şuraya gelelim bizi ordan al hemi" şeklinde. Başlıyoruz yürümeye gittikçe zorlaşıyor kısa bacaklı bir ördek gibi arkalarından koşturakalıyorum arada bir arkaya acımaklı bakışlar atıyolar amcalar
-"ben sizi yavaşlatmayım siz gidiiin" dedim işimede gelirdi ama bırakmadılar beni
Neyse buluşma noktasına geldik servis? o da geldi yola çıktık. Yolda bir belediyecilik tartışması düz yolda bile buzdan gidemeyen arabalara rağmen "amanda bu belediye kadar iyisini kim görmüş gardaş, o parklar üst geçit alt geçit yan geçitler nankörler" söylemlerini dinledikten sonra..
Çıkmaya çalıştığımız ana yol için üstün tartışma bilimsel gerçekliklerden sonra bir yol seçiyoruz geçmek için şöfor tereddütte kararsız.. "yaparsın kaptan gerekirse arkaya ağırlık yaparız hahahahah" Yanlız bi sorun var farkediyoruz ki geçmek istediğimiz yolda karşılıklı yollardan gelen araçlar önce karşılaşıyor sonrada büyük bir aşkla birbirlerine sarılıp yokuşu birlikte iniyorlar. (dehşet verici:))
Arkadan sesler "hadi kaptan sende seç ruh eşini de sarılıp inelim"
Kaptan tam karar veriyor hareket karşımıza kaba saba bir kamyon "olmaz içime sinmedi" ........
Bir şekilde yoldaki kazalar temizleniyor ve geçiyoruz zorlu aşk etabını.
Yolda geçen diyaloglarsa; kimi birilerini arayıp acaip hikayeler anlatıyor "başımıza neler geldi bi bilsen az kaldı devriliyoduk"(ki yalan öyle bi şey yok),
dışarı bakıp gülmekten katılanlar "anaaa adam inmiş taksiyi itiyo (sonra espirinin açıklaması) yani taksiyi itsin diye mi para vercek şimdi"
Nihayet işe ulaşıyoruz iş yeri bomboş bir kısmı yolda bir kısmı da servisler gelmedi bende eve döndüm duyarsızlığında (ya ben??).......

İşler gecikmesin dünden kalan ve bi an önce yapmam gereken bi telefon görüşmesi:
hemen arıyorum -alooo hıııı ııı
-buyrun hanfendi
-ben ...şirketinden arıyorum
-evet buyrun
-nasılsınız (falan filen geğik ya da gereklilik her ne lazımsa adama söyleyip zaman kazanıyorum ama nafile kimi-neden aradığımı unuttum)
-kiminle görüşüyorum (e saçma oldu tabi kimi aradığını bilmiyosan ne diye o kadar sohbet hal hatır sormalar)
Aklıma süper bi fikir geliyo yırtmak için ya da süper gibi geliyo o anda:
-neyse beyfendi ben şimdi yoğunum sonra arayım sizi (Allahtan adam pratik yapamadı bu kargaşa üstüne söyleyebileceği çok şey vardı zira bu vakit kaybına..)
Kapattım ohh rahatladım dosyalara baktım hatırlarım belki diye yok her şey gitmiş zihnimden. Kendimi rahatlatmaya çalıştım "neyse yaa hatırlarsam başka birine arattırırım". (Umarım beni tanıyan biri değildir.)
Sonra...
Günün bi de devamı var. Bu sadece başlangıcı..

29 Ocak 2010 Cuma

ŞEKER KIZ KENDİ

Bu şeker kız kendi, ismini hak edecek kadar şeker midir bilmem.
Ben bu şeker olayından biraz kıllanıyorum açıkcası,
Çoook şeker kızlar tanıdım zira hepsi de ya eridiler ya bi yere yapışıp kaldılar ya da sineklendiler..
Ama bir tanesini yakından izleme, tahammül ve teneffüs etme şansım oldu ki her gün parça parça kendini nasıl yiyip tükettiğini gördüm : )) gözlerim dolarak ve o duygu selinde sümüğüm akarak…

Kendi mükemmel bir iş gününe daha başlamıştı. Hoplaya zıplaya servise doğru yürüdü. Bakkala çakkala herkese kısık gözlerle gülümsedi sevdi herkesi bağrına bastı..Herkes onun her şeyiydi..

Servisi gelmişti, normalde çoğu insan için sorun olabilecek bi şey oldu, tek boş yer en anlaşamadığı kişinin yanıydı, baktı düşündü (kimseye belli etmemeliydi.) oturdu kısık gülümsedi canı ciğeriydi ilgilendi onunla sorular sordu “hastaneye gittinmi canım senin oğlan nası canım aaaa tabi hoş karşılamak gerek cocuk daha, çocuğa şöyle davranmalı yok böyle davranmalı koca şöyle olmalı böyle olur fazla yüz verme canım” gibi tek taraflı bi konuşmaya kendini kaptırdı ve işte gidiyordu ama bakar mısınız o kadar şekerdi ki kötü bi niyeti kesinlikle olamazdı zaten o herkesin iyiliğini isterdi (oh rahatlamıştı ama altta kalırmıydı hiç hayır hayatta altta kalamazdı)ama napsındı işte şekermi şeker tatlımı tatlı kendiydi kendisi.

İnanıyordu kendine iyiydi iyi olmak çok güzeldi insanlar neden neden böylelerdi.
Bir gün o kadar üzüldü ki kişisel iletisine kendini tutamayıp “iyilik yap denize at balık bilmezse haluk bilir” bile yazmıştı yazmasına ama (haluk kim bilmiyordu işte balık bilmiyor haluk sen biraz anlat diyemiyordu gidip) onu yine kırmışlardı. Başına hep kötü şeyler gelmişti bu kadar tatlı olmak onun suçu muydu canıııım…

Ona zarar verenlere iyiliği anlatmak öğretmek için başka bir ileti aradı Kendi kendine : ))
Geçen seferki nedense işe yaramamıştı sanki???
• “aba vakti aba alan, yaba vakti yaba alan yanılmamış”
• “oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçeden”
• “var varmı pulum herkes kulun; yoksa yokmu pulun dardır yolun (paran varsa cümle alem kulun paran yoksa tımarrane yolun”
Yazdı ağladı yazdı ağladı ağladı….
İşte o gün ŞEKER KIZ KENDİ kendi kendini yedi bitirdi : )))))

26 Ocak 2010 Salı

DÜĞÜN

Aaaaaa aman Allahım bende düğünümü böyle bir yerde yapmak istiyorum.
Açık hava düğünü...
Çimler, beyaz tüller belki havuzda beyaz kuğular beyaz tüllerle kaplı bir kemer altından geçelim herkes ama ama herkes bize baksın Evet tam olarak evliliğime böyle bir adım atmak istiyorum.
Sahne bomboş ve yanlız biz olalım birbirimize bakalım ve ne güzel bir düğün yaptık ne kadar mutluyuz çünkü herkes bize bakıyor diyelim ve muhteşem bir pasta olsun çok sade ama çok gösterişli ve pahalı olsun herkes aşkımın o pastaya ne kadar kaç çalışma günü ödediğini bilsin bilsin ki herkesin nutku tutulsun ve bir kez daha hayran kalsınlar ona ve bilsinler benim ne kadar şanslı olduğumu hem zaten bakarmısın böyle bir düğünle insan şanssız olurmu hiç??? Ve en önemlilerin önemlisi çalıcak muzik mükemmel olmalı dans dans dans etmeliyiz birbirimizin gözlerine bakmalı ve evet tekrar ve tekrar evet demeliyiz. Mükemmel dans etmeliyiz o gün mekan kadar müzik biz onlar herkes mükemmel olmalı ve tabi bize hizmet etmeli (e tabi etmeli etmeli değilmi ama)

İşte bu hayallerle annemin bana anlattığı benimde nerdeyse eksiksiz aynını yapmak istediğim düğüne gidip şöyle bi 5 dakka durup çıkacaktık zira insan kendi düğününün dışında hiç bi düğünde öyle uzun uzun durmamalı. Ben bi ön araştırma dışardan bir göz olarak bakıyım demiştim..

Gittim evet uzuncada durduk. Annem tarafından kandırılmıştım ama sorun süre değildi sanki:
Şehrimin nadide semtlerinden birinde bi park var yanlız içine düşseniz ağlarsınız o kadar hiç girmediğim bu parkta düğün yapılıyordu. Parkın içlerine doğru ilerledik son uyarıyı verdim "istersen dönebiliriz" Red..
Bu güzel parkın ilerleyen etaplarından birinde bir gecekondu kondurulmuştu mekan buydu işte..
Evet bir havuz vardı içinin suyu çekilmiş mavı yağlı boyası kabarıp dökülmüş, kuğular?? tavuk olarak karşımda durmuş bana bakıyorlardı. Hava açık güneşli çiftlik konseptimi yoksa?? :))
Neyse dedik bir kadın grubu korkunç sesli cüceler misali etrafımızda dans ederek ve bağırarak bizi içeri çektiler.. E açık olcaktı hani hava?!!! Velhasıl plastik sandalyelerde yerimizi aldık. Başta anlayamadım neden sandalye masanın önünde yani neden dirseklerimi dayayamıyoum ve neden bu denli uzun bi şekilde yan yana dizilmiş? Sonra anladım ki zaman kaybetmeden sadece ayağa kalkıp serçeleri birbirine taktıkmı hallolur demişler ki gerekli bi uygulama olmuş salon o kadar zaten yerimiz dar yani.....o mükemmel dans gerçekleşemedi ortada kendini hırpalayan cüce tezelerle göbek amcalar gelinin canına yettiler biraz eğleneyim bari gelinin surat ifadesine bakıyım dedim tek orgluk orkestranın arkasında kalmış garibim neyse bu çılgınlık ortamında dakikalar geçti...

Veeee anons "büyük insaaaan televizyonlardan hepimizin tanıdığı hatta ido şova bile çıkmış olaaaaan bilmemkim ağabeyimizi sahneye çağırıyoruuz" huuuuuu alkııııııışş falan filen
Geldi büyük insan gerçi ben hiç çıkaramadım kendisini ama:)))
Düğün, şarkı, halay, eğlence anladık bekliyoruz büyük ustayı.. Eline mikrofonu aldı hepimize bi baktı teker teker gözlerimize içimize işledi o yanık bakışlar.. Bi sonraki hamleyi artık ölesiye merak ediyorduk büyülendik salonda çıt yoktu.. Ağır bi şekilde yere çömeldi birazdan öyle bi hamle yapacak ki coşturacak bu salonu dedim
Başladı o da nesi uzun havamı niyeki yaaa hani düğün konsept çiftlik tavuk halay??
Uzun havanın bi hecesi o kadar uzadı ki salonda bi uyuklama inleme hüzün nolcak bu çocukların hali anlamında dolmuş gözler veeeee işte o an ağzı o kadar açık kaldığı için olacak ya da bilemiyorum işte bi şeyler oldu ve ŞARKICI GEĞİRDİ :)))))))))))))))))Hopalaaaaa diddiri diddiri dün diriddit dri dri dri diddirü ditdüt... (Herkes uyandı, tabi bu durumu ancak Ankara havası toparlardı zaten)

Sade ve şık bi nikah mı yapsak acaba??

25 Ocak 2010 Pazartesi

AYNALA(MA)

Bi çeşit eğitimdeyiz aslında çok çeşitli bir eğitimdi ve zevk aldığım..
Tarihini hatırlayamıyorum şimdi..
Alt başlıklardan biri AYNALAMA ve bir alıştırma yapıyoruz belleğimize kazınsın iyice de unutamayalım diye.. (Benim kazındı şahsen :)
Nasıl yapıldığını anlatayım:

Karşılıklı 2 kişi tam olarak yüz yüze bakın (ifadesiz) Sonra biriniz hafifçe gülümseyiiiiin veeeee o etkiyle karşınızdaki kişinin de size gülümsediğini göreceksiniz!!

Evet tam olarak böyle olması gerekiyordu ama bende bambaşka bir etki görüldü sadece gülümsememin artması gerekiyordu ancak katılarak ve acaip sesler çıkararak yerlere yattım (Allahtan, (neydi o yaa karşımızdakiyle kurmamız gereken mmmmm?? hıh:)empatik bir ortamdaydıkta diğer gülümseyen normal arkadaşlar aynı anlamsız neye güldüğü gülümsediği belli olmayan ifadeleriyle beni de hoş karşıladılar.
Neyse karşımda duran kişi sadece 2 gündür gördüğüm zaten pek anlayamadığım hangi karakter grubuna soksam bilemediğim hallice farklı bir o kadar değerli bir arkadaşım, söylenilen şeyleri tamamen uyguladık sağ taraftakilerin ilk gülücüğü vermesi gerektiği talimatını aldık yani ben değildim o kişi ama bi terslik vardı yine de ben mi karıştırmıştım yoksa!!! Bende tık yok gülmeyi bırak gayet somurtuk ve gerginim dakikalar sonra aynı anda çalışmalara başladığımız arkadaşlarım baya bi yol almışken ben farkediyorum tabi durumu ve şöyle diyorum:
-"Mert benim mi sana gülümsemem gerekiyodu?"
-"Yooo ben gülümsicem"
-"EEE gülümsesene o zaman" (ki bende patlama ve kasılmalar başlıyo)
-"Gülümsüyorum zaten"
-"Hayır gülümsemiyosun"
-"Gülümsüyorum" (yeni tanıştığınız bi insanla bu tartışmaya girmek ne kadar mantıklıdır bilinmez)

Bu böyle uzar giderdi ben yerlere yatmasaydım. Normalde o gülümsicekti ben de onu aynalayıp durduk yere gülümsicektim böylece "sen bir gülücük sunarsan hayata o kahkahalarla gelir sana" ve benzeri gibi bi şey kanıtlanmış olucaktı. Oldu galiba ya ben baya ileri gittim gülmek konusunda zira :)))) Neyse sakinleşelim ve olayı toparlayalım...

AKLIMA MUKAYET!!

21 Ocak 2010 Perşembe

SANKİ BEN BURDA ŞEYİM :)))

Şehir içi bir otobüsle gidiyoruz (1,5 saatlik şehir içi yol..)

Teyzemin biri durağın birinden biniyor ve yine amcanın birinin başında dikilmeye başlıyor.

Sonra yaş itibariyle olsa gerek baaaaaşlaaaaa: bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı bıdı niye yer vermedinde belki hamileyimde (ki zor) yok ben bayanım sen erkeksin de falan filen..

Bu kavga karşılıklı büyüyüp 25 dakikayı doldurduğu gibiiii ŞOFOR sen iyi bi çıldır:
-Şimdi hepinizi karakola götürüyorum (şöfor tarafından cezalandırıldık) ama neden hepimiz tabi o yolcu taşıma bi yerden bi yere ulaştırma sorumluluğu adamcağıza iyice yük.. Karakoldan sonra herkesi istediği yere ulaştıracaktı illaki. Otobüs durdu şoför yerinden kalktı arkaya doğru yürüdü (herkes baktı levye nerde nası dalcak çıplak ellemi diye) kavga mahalline yanaştı veeee:
"bi susun be artık!!" diye bağırdı. Yarabbim ne garip adamlar var gerek varmıydı bu kadar emeğe yol gitmeye gittiğin yolu otobüs içinde geri dönmek gibi bi şeye..
Usul usul geri döndü oturdu araba çalıştı millet "yapma kaptan uyma bunlara" filen (hahaha komik ya neyse işte) yatıştırma çabaları tabi o sıra dikkatleri çektiğini düşünen kaptan minnik bir bıyıklı bebek edasıyla şımarmaya başladı. Bi homurdanmalar cıklamalar aynadan arkaya ters ters bakmalar ve arada bir "hayrat bi şey yaa sanki ben burda şeyim" demeler ki bu lafı sevdi yol bitene kadar devam etti kavgacılar bu lafı duydukça ürküyor pısıyordu.

Sonra ben kalktım yerimden gittim yanına sakinleştireyim bi kaçta soru sorayım diye "nesin" dedim "ne neyim" dedi "sanki sen burda nesin" dedim (yok demedim tabii ki burası hayal ürünüydü ama yarabbim)
AKLIMA MUKAYET :))