Yazamıyoruuuuum! (bu da bi klişedir en nihayetinde. Ben de yapıyım dedim. İşte sonra da birileri desin ki bana "Ayy çok özledik seni nerdesin?" falan. Umarım içinizden biri bunu der yoksa rezil olurum sosyal mecralara:))
Halbuki ne de komik şeyler var ortalıkta. Mesela işim, mesela biraz önce izlediğim haberler ve nedense insanı izlerken şu düşüncelere iten bir klip: Yaa işte öyle olursunuz, yıllar geçer moda değişir ve siz günümüz şartlarında sokaklara çıkamaz olursunuz. Eeee insan gelecekte kendini utandırabilecek şeyler yapmamalı:) Yarabbim o ne biçim bir hayalgücü ve gömlek yakasıdır:)))))
Aslında en başından size uzaylı evrimini anlatmak sanki daha mantıklı olacaktı ama neyse canıım. Şimdi biz bunu inceleyelim sonra ben size olayı en baştan alıcam.
O gün Hande, namı diğer "Uzaylı" neden o kadar hüzünlüydü? Kimse bilmiyordu...
Durun tahminlerde bulunalım:
1.Yönetmen "hadi git ordaki duvarın üzerine otur bacaklarını göster Hande" demiş, o da sevinçle koşmuş, duvarın üstüne zıplamış; ama ne yazık ki alttaki halen eritememiş olduğu, doktorları da almaları için ikna edememiş bulunduğu, kemik doku sebebiyetiyle duvar çökmüş ve çökerttiği duvarın üzerine uzanarak üzüntüyle kendini çöp olarak adlandırarak şarkıya başlamıştı...
2.Deniz kenarında Hande'nin yaptığı bu yarı çıplak eylem ona çok kapalı gelmişti..
3.Kel kafasındaki peruğun uçup gitmesinden çok korkmuştu..
4.Bi yerlerinin pırtıp gözükmesinden korkmuştu.. (çok çok çok düşük bir olasılık)
5. Şarkı sözleri anlaşılırsa diye tedirgindi..
6."Hazır şurda deniz var bi kere mayomun altına kilotlu çorap giyip denizde poz vereyim gariban izleyiciye de korksunlar" dedi. Yönetmen azarladı..
Not:Video deyip geçmeyin.Sakın gözlerinin içine bakmayııııın...
Bir insan özellikle de bir kadın ne yaşamış olmalı ki bu duruma gelmiş olsun?
İşte onu ilk gördüğümde zihnimde bu soru canlandı...
Şimdi hikayemize geçelim:
Dünyalar sıkıcısı kahramanımız yola çıkmadan önce yediği sütlacın kaymağını dişlerinden temizlemeye çalışarak direksiyonunu sallamakta; aynı zamanda radyodaki ne idüğü belirsiz iğrenç sesli kadından kurtulamama klişesini yaşamakta olduğundan -sanırım- yüzünü şekilden şekle sokmaktadır. Yayık bir surat ifadesiyle gitmeyen arabayı sürerken -göya çöl ortasında- ambulans sesleri duyulmaya başlar.
Sebep??
Belki de haklı olarak kendini uzaylı olarak tanımlamış olan bir kadındır:)) Hemen arabadan çıkar ve koşar. Evet çölün ortasına kutu içinde bir uzaylı düşmüştür... En önemlisi de şarkı söylemektedir.
(Şarkıda ne diyo derseniz bilmiyorum. 1 kere dinledim anlamadığımı farkedince sanat eseri incelememi, sesini kısarak devam ettirmemin en doğrusu olduğuna karar verdim. Siz de aynısını yapın daha da anlamlı olacak inanın:))
Ancak uzaylının bir sorunu vardır. Dünyalı olsa büyüklerimizin "kurt mu var yavrum bi dur artık yerinde" şeklinde yorumlanabilecek bir rahatsızlıkken; uzaylı olunca işler değişmektedir. İbrahim de durumu tam anlamıyla çözememiş dolayısıyla küççük boyundan da dolayı korkuya kapılmış ve kaçmaktadır.
Sadece sesini duyduğumuz ambulanstaki doktorların söylediklerine göre uzaylının acilen fizik tedaviye başlaması gerekiyormuş. Zira km.lerce öteden bile omurilikteki dengesizlik belli oluyormuş..
Sıra geldi kendimizi rahatlatmak için bu çalışmanın bize kattıklarına:
*Hafif etine dolgun hanfendiler zayıflıyamıyoruz diye üzülmeyelim zayıflasakta Uzaylının vücudu gibi olsak çok mu iyi?
*Var mı bilmem ama, hayatında bi kez olsun mayomun içine kilotlu çorap giysem nasıl olur diye düşünen kişiler gördünüz çok tedirgin edici bir sonuç çıkmış ortaya.
*Bi video çekicem ama ya kötü olursa diye cesaret edemeyenler bakın daha kötüsü; estetik, teknik ve daha bi çok açıdan burada...
İstanbul’da geçen fantastik bir hikaye düşünün. Öyle ki İstanbul’un sanat namına bol bol kullanılan belalı mahallelerinden birinde; Arap Bacı’nın fantastik dünya için evrimleşmiş hali, o hal ve tavırlarla başına bir şey gelmeden dolaşabilsin…
Hadi Arap Bacı dolaşadursun, sokaklarında kedi kadınların fink attığı, ayrıca aynı hareketleri tutturarak dans ettiği ki, onlara da bir şey olmuyor. Hikayede fantastik ve esrarengiz olaylar… Nasılsa o gün hiç ortalarda göremediğimiz mahallenin normal kadınları, yani kedi (kediler aynı anda liseye de devam ediyor) ve arap dışında, aynı anda erlerinin atletlerini yıkamış ve beyazın aynı tonunu tutturmuşlar…
Bir şaşırtıcı yan daha, işte o esrarengiz gün, mahalle çocukları bile en şirin hallerini takınmışlar, (gelin Emine teyzenin elindeki torbaları bi taşıyın desek her biri koşarak uzaklaşacak zıpırlar) hikayeye ellerinden gelenin en iyisi desteği vermeye çabalıyorlardı.
Bu kadar yeter. Aman ha!! Bu bir kitap değil. Fantastik hikaye meraklıları şimdi arayıp bulmaya kalkarlar. Bu fantezinin başkahramanı Sertaç Ortaç. Yakinen tanırız hani aynı müziğin üstüne 25 şarkı yapan Türk Doryan Greyi.
Esas güzel sahneler kütüphanede. Şimdi normal olarak Sertaç Ortaç, ilk kez kütüphaneye giriyor. Dolayısıyla ne olduğunu bilmiyor ve sanıyor ki kızlarlan felan buluşulacak daha kişisel bir eğlence mekanı.. Işıklandırma, ambiyans hoşuna gidiyor ve başlıyorlar bir başka fantastik kahraman olan hostes kızlarla dans etmeye. Bir zaman sonra biraz yalnız kalmak için binayı dolaşayım, kuul olsun, havam olsun mantığıyla etrafa bakınan Ortaç, raflarda dizilmiş bir şeyler görüp görevliye soruyor: “Bunlar nedir?”
Görevli bir süre karar veremiyor haliyle. İhtimaller: 1. Kitap nedir bilmiyor. 2.Kapalı mekanda gözlüğü çıkarmadığından göremiyor….