16 Mayıs 2011 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA -17

*Sanki arabada uyuyakalmışız da o sebeple arabayı kaldırmıyormuşuz gibi arkada kornaya abanan amca LÜTFEN çalma!

*Bir Şahin'e 15 kişi binip etrafa tedirginlik veren gençler LÜTFEN yapmayın!

*Her cümleye "Ah şimdiki gençler de..." diye başlayan 45 yaşlarındaki teyze LÜTFEN sus! :))

Mutlu haftalaaaaar:))

9 Mayıs 2011 Pazartesi

www.memuryasam.com

Geçmişte birileri çok klasik ya da sıkıcı bir şey yapınca memuryaşam.com derdik birbirimize.
Sebebi benim, daha üniversite yıllarında, ekmek parası denen şeyden ve en tatlısının memurluktan kazanıldığı fikrinden hiç mi hiç haberdar değilken http://www.memuryasam.com/ adında bir site kurmak hayaliyle yanıp tutuşmamdı.
Tabi ondan yıllar sonra memurlar ile ilgili siteye yapışıp kalmışlığım da oldu:))
O siteyi kurmadım, kuramadım belki ama şimdi bir bloğum var değil mi? :))
Bakalım !!

22 Şubat 2011 Salı

NAAPSIN-FD15

Bu sıralar Faik Dede'nin dilinde hep tek kelime. Bir şey anlatıyorum. Karşılık: "Naapsın?" oluyor. Alakalı ya da alakasız. Mesela geçen gün Dede nasırlarından şikayetçiydi. Evde bir o yana bir bu yana dolanıp duruyor, söyleniyordu.

Dede ayakkabılarını hep bir numara küçük alır. Hiç bilmiyorum bunu neden yaptığını. Zaten sorduğum zaman da asla cevabını alamadım. Bir çeşit takıntı onunki işte. Naapsın? :))

Bir ara ses soluk kesildi. Aynı çocuklarda olduğu gibi ses çıkmıyorsa korkun hem de çoook...

Gittim baktım öylece dalmış dışarıya bakıyor.
-Nooldu Dede bir sorun mu var?
-Yok Naapsın işte?
-Nasıl yani naapsın, kim naapsın?
-Eehh inadına yapıyosun? Naapsın dediysek naapsın işte.
Cevabıyla bir de azar işitiyorum..

Birkaç zaman sonra "Dede nasırların nasıl oldu?" diye soruyorum.
-Haaa ben hallettim o işi. diyor.
-Nasıl hallettin doktora mı gittin?
-Hayır.
Ve sohbet burada bitiyor.

Akşam Dedeyle birlikte evden çıkıp eski bir aile dostumuzu ziyarete gideceğiz.
Hepimiz harıl harıl hazırlanıyoruz aman geç kalmayalım.. Artık kapıdayız ve tabiki Dedeyi paçları kısalmış eski devir pantolonunu giymemesi için ikna edemedik. "Bari içine beyaz çorap giyme!" dedik o da olmadı, giydi.
Sıra ayakkabılarımızı giymeye geldi. Ama ben o sırada kendimden geçtim.
Dede, nasırlarının olduğu yerlerde delik açmak suretiyle ayakkabısını delmiş ve onları özgür bırakmış...
-Dede o ne yaaa?
-Naapsın işte? Rahatladılar..
Tabiki yine alakasız bir kullanım alakasız bir cevap:)) Ağlamak istiyorum...

21 Şubat 2011 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-16

*Ortamda sadece erkek varsa neşelenen kız LÜTFEN YAPMA!

*Film karelerinden etkilenip kitapçıda kitaplara bakarken biri beni farkeder sonra bir aşk hikayesi başlar mı diye bekleyen kız LÜTFEN bekleme!

*Küçük bir kız çocuğu gibi gözükmek için "S"leri "Ş" gibi söyleyen kız LÜTFEN sus!

*Dişine bulaşan koyu kırmızı ruju farketmeyip ağzını ayırarak gülen talihsiz kadın LÜTFEN YAPMA!

*Yanında kartını taşımadığın için otobüste birileri tarafından yerine kart basılan kadın LÜTFEN gerçekten borcunu ödemek istiyormuş gibi elindeki 50 TL'yi uzatma!

(bu sefer kızlara çok yüklendik galiba:))

Herkese mutlu haftalar diliyorum..
Ammaaaa daha da mutlu olmak için siz de yazıııın..

18 Şubat 2011 Cuma

SERZENİŞ

Yazamıyoruuuuum!
(bu da bi klişedir en nihayetinde. Ben de yapıyım dedim.
İşte sonra da birileri desin ki bana
"Ayy çok özledik seni nerdesin?" falan.
Umarım içinizden biri bunu der yoksa rezil olurum sosyal mecralara:))

Halbuki ne de komik şeyler var ortalıkta. Mesela işim,
mesela biraz önce izlediğim haberler ve nedense insanı izlerken şu düşüncelere iten bir klip:
Yaa işte öyle olursunuz, yıllar geçer moda değişir ve siz günümüz şartlarında sokaklara çıkamaz olursunuz. Eeee insan gelecekte kendini utandırabilecek şeyler yapmamalı:)
Yarabbim o ne biçim bir hayalgücü ve gömlek yakasıdır:)))))

10 Şubat 2011 Perşembe

OKUUUR SONRA YATAAAR

Bilin bakalım nooldu? Çok ilginç birşey oldu veeee

Yeni bir blog kuruldu :))

Elma Yayınevi 'nin destekleriyle toplanan bir grup yazar, okudukları kitapları yorumladı, çok da güzel yaptı..

Editörlüğünü üstlendiğim bu bloğu, umarım keyifle takip eder, yakın zamanda olacakları :) kaçırmazsınız.

Söylemedin, haberimiz yoktu demeyin!!

Bu arada unutmadan, siz de buradan bize katılabilir, burada yer alabilirsiniz.

Bu da bizi çoook mutlu eder:))
Hadi bekliyoruuuuuz:)

9 Şubat 2011 Çarşamba

KARAMMM

Ben böyle sözsüz reklamları pek severim. Hani çok zekicedir. Hiçbir şey söylemeden anlatır derdini:)
Onu gördüğümde koskoca bir "KEŞKEEE" dedim:) Keşkem olabilse...



Şimdi, çok güzel böyle süprizli falan.
"Aaaa kadın ters duruyomuuuuş!" dedirtecek bir reklam desek değil.. Neden?
Çünkü mümkün değil. Çünkü Karam'ı bu şekilde sömürerek yiyen bir kadın:
1. O şekilde ters duramaz.
2. Dursa bile yanakları sarkar.
3. Ayrıca dötü de sarkar.(aşağı doğru, ters:)
4. O sarktığı için de aşağı çeker kadını ve o estetik düşüş hiçbir zaman gerçekleşmez.

Yani sevgili hanımlar reklamların gazıyla hem yerim hem de yarasalığımı yaparım yanılgısına sakın ha düşmeyin. Keşke olabilse ama olmaz olamaz:))

17 Ocak 2011 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-15

Bu hafta dopdolu bir LÜTFEN yapma! var huzurlarınızda:

Sevgili rengarenklidunya'dan bisürrü:)
*Haftasonu evi derli toplu tutmayı başaramayan ben bunu LÜTFEN yapma!
*Çocuğumun yanağını ıslak ıslak öpen kişi LÜTFEN yapma!
*Her haftasonu gitmek durumunda olduğumuz ve girişte "neden bu kadar geç geldiniz" diyerek içeri alan ve her uğurlayışta "neden bu kadar erken kalkıyorsunuz " diyen kaynanam LÜTFEN yapma!
*Ellerini illa ki öptürmek için onu gençlerin burnuna kadar yükselten yaşlı teyze LÜTFEN yapma!
*Yeni yöntemlerle çocuğunu büyüten yeni anneye eski yöntemleri öven ve aşağılarmış gibi laf sokmayı ihmal etmeyen insan LÜTFEN yapma!
*Yeşil ışık yandıktan bir saniye sonra sanki saatler geçmiş gibi kornaya basan arkadaki aracın şoförü LÜTFEN yapma!
*Cep telefonuyla her daim facebook'ta olan ve burda değil de sadece ordaymış gibi davranan genç LÜTFEN bunu yapma!
*Karşıdaki lisede okuyan ve sabahları derse girmeyip site duvarına dayanarak sigara tüttüren ergen LÜTFEN yapma!
*Veeee hafta içi kahvaltı hazırlayamadığım gibi hafta sonu kahvaltıyı da kendi hazırlayan canım kocam LÜTFEN bunu yapmaya devam et:))

Ve üretkenliğine hayran olduğum:) cemre'den:
*Sen kilo almışsın diyenler LÜTFEN yapmaaaa( buara okadar çok duyuyorum kii:( )
*Otobüste yanıma oturup bütün özgeçmişimi öğrenmeye çalışan teyze LÜTFEN yapmaa!

Mutlu, gülücüklü haftalaaaar:))

11 Ocak 2011 Salı

KÜÇÜK ŞEYLER BİZİ USANDIRAN

Pazara gittim.
Hani şu meyve sebzenin az yanında don atlet satılanları var ya onlardan biri...
Heşofman altı alıyım dedim.

Ucuz olsun şöyle 10 TL falan. Yani 2 gün sonra ağı patlar diz yapar biliyorum ama alıyım işte çok olsun bol bol giyeyim. Hevesimi alayım.
"Bir kat bi kenarımda durmasın mı canıııım!"(anne lafı) genellikle gecelik için söylenir)

Neyse bütün bu kafa içi konuşmalar sonrası, benim iç dünyamda bu kadar basite indirgediğim olay ardından gittim dikildim pazarcının karşısına:

-1 tane heşofman altı alıcam ne kadar?
-Adidas mı Nike mı abla?

(Bi kere Adidas değil Adibas, Nike değil Nice:) Hmmm very niiice..

-Nasıl yani farkediyo mu?
-Farketmez mi ablam marka bunlar!

-Yapma yaaa biz bilmiyoduk! (Bakın a dostlar benzemiyo gibi dursada bu aynen şöyle bir durum: hani dolmuşta teyzenin biri bağırır "Yeter artık öldük burda tepemize mi çıkcaklar bunlar, alma artık doldu araba kör müsün be adam?" tarzında; şöfor da ona fakirsin madem sus be kadın imasıyla "madem rahatsızsın taksiye binseydin hanfendi" der. Yani pazarcı dedi ki aslında "abla 10 TL'ye bi şey alcan şurda bir oyun içerisindeyiz sıkıyosa gerçeğini al yoksa bunlardan birini gerçekmiş gibi seçmek zorundasın":)) Budur yani..

O an "Just do it" ten aldığım güçle, elimdeki pırasaları pazarcının burnuna soktum.
Yaşadığım bu küçük şey zaten çok kolayca yamuluveren bu kıyafetten nefret etmemi sağladı.

Hep küçük şeyler küçük şeyler küçük şeyler:))

10 Ocak 2011 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-14

Sevgili Sesiber'in yolladığı LÜTFEN YAPMA!
*Yorum ayarlarında "kelime doğrulamayı" seçen ve yorumculara eziyet eden blogger, LÜTFEN YAPMA!

*Metrobüsteki camlı bölmeyi kendi arabasıymış gibi poşetleriyle dolduran teyze, LÜTFEN yapma!

Sevgili cemre'den:
*Sen daha ne zaman evlencen diyen komşular LÜTFEN yeterr!
*Bu okulu bitirince ne olcan diyen herkes LÜTFEN yeterr diyorum bende:)

MUTLU MUTLU HAFTALAR:))

5 Ocak 2011 Çarşamba

EVRİM

Aslında en başından size uzaylı evrimini anlatmak sanki daha mantıklı olacaktı ama neyse canıım. Şimdi biz bunu inceleyelim sonra ben size olayı en baştan alıcam.

O gün Hande, namı diğer "Uzaylı" neden o kadar hüzünlüydü? Kimse bilmiyordu...
Durun tahminlerde bulunalım:

1.Yönetmen "hadi git ordaki duvarın üzerine otur bacaklarını göster Hande" demiş, o da sevinçle koşmuş, duvarın üstüne zıplamış; ama ne yazık ki alttaki halen eritememiş olduğu, doktorları da almaları için ikna edememiş bulunduğu, kemik doku sebebiyetiyle duvar çökmüş ve çökerttiği duvarın üzerine uzanarak üzüntüyle kendini çöp olarak adlandırarak şarkıya başlamıştı...
2.Deniz kenarında Hande'nin yaptığı bu yarı çıplak eylem ona çok kapalı gelmişti..
3.Kel kafasındaki peruğun uçup gitmesinden çok korkmuştu..
4.Bi yerlerinin pırtıp gözükmesinden korkmuştu.. (çok çok çok düşük bir olasılık)
5. Şarkı sözleri anlaşılırsa diye tedirgindi..
6."Hazır şurda deniz var bi kere mayomun altına kilotlu çorap giyip denizde poz vereyim gariban izleyiciye de korksunlar" dedi. Yönetmen azarladı..

Not:Video deyip geçmeyin.Sakın gözlerinin içine bakmayııııın...

4 Ocak 2011 Salı

LÜTFEN YAPMA-13

Sevgili Sergun'dan bir adet LÜTFEN yapma geliyooooor:

*Mimarım dediğimde "aa iç mi dış mı?" diye soranlar LÜTFEN yapmayın!

Veee Sevgili Nukimadan:))
*Dolmuşta, 2 kişilik koltuğun 1,5 kişilik yerini kapladığı halde (yanında ben oturmaya çalışırken) ayaktaki kızına "gel kızım şuraya sen sığarsın" diye hayal gören teyze, LÜTFEN görme!

*Otobüste, orta kapının direğini ense kökü tabir edilen noktadan başlamak suretiyle omurilik hizasını takip ederek kuyruk sokumunu da tamamlayarak tüm bünyesine katan, yaslanmaktan öte giden amca LÜTFEN YAPMAAAAAAAAAAAAA!

*Kısa film çekmek için tek eksiğinin sadece bir kamera olduğunu düşünen genç LÜTFEN düşünme!


3 Ocak 2011 Pazartesi

AY İLAHİ NUKİMA !


Bakın ve lütfen bu küçük halinden okucaz diye gözlerinizi zorlamayın.
Üstüne tıklayın büyüsün.
Tabi ki hepiniz görmüşsünüzdür Milliyetin ekinde çıktım Cuma günü :)) Her yerden teklifler sel oldu aktı...

Şimdi neden mi burdan hava atıyorum?:))
Çünkü geçen sefer ne kadar yararlı olduğunu anlattığım bir eğitim vardı ya hani sosyal medya namına onu kanıtlamış oldum amaç o yani...
Ha bi de yani başka tekliflere açığım, sıcak kanlı, yakın bir insanım anlamında burdan bir duyuru yapmak istedim:))

Herkese bol gülücüklü, mutlu, huzurlu ve mümkün olursa benim gibi ünlü bir hafta diliyorum:))

Bu arada herkesin cıngırbersini kutluyorum..

29 Aralık 2010 Çarşamba

UZAYLI DESEN, O DA DEĞİL

Bir insan özellikle de bir kadın ne yaşamış olmalı ki bu duruma gelmiş olsun?
İşte onu ilk gördüğümde zihnimde bu soru canlandı...
Şimdi hikayemize geçelim:

Dünyalar sıkıcısı kahramanımız yola çıkmadan önce yediği sütlacın kaymağını dişlerinden temizlemeye çalışarak direksiyonunu sallamakta; aynı zamanda radyodaki ne idüğü belirsiz iğrenç sesli kadından kurtulamama klişesini yaşamakta olduğundan -sanırım- yüzünü şekilden şekle sokmaktadır. Yayık bir surat ifadesiyle gitmeyen arabayı sürerken -göya çöl ortasında- ambulans sesleri duyulmaya başlar.

Sebep??
Belki de haklı olarak kendini uzaylı olarak tanımlamış olan bir kadındır:)) Hemen arabadan çıkar ve koşar. Evet çölün ortasına kutu içinde bir uzaylı düşmüştür... En önemlisi de şarkı söylemektedir.

(Şarkıda ne diyo derseniz bilmiyorum. 1 kere dinledim anlamadığımı farkedince sanat eseri incelememi, sesini kısarak devam ettirmemin en doğrusu olduğuna karar verdim. Siz de aynısını yapın daha da anlamlı olacak inanın:))

Ancak uzaylının bir sorunu vardır. Dünyalı olsa büyüklerimizin "kurt mu var yavrum bi dur artık yerinde" şeklinde yorumlanabilecek bir rahatsızlıkken; uzaylı olunca işler değişmektedir. İbrahim de durumu tam anlamıyla çözememiş dolayısıyla küççük boyundan da dolayı korkuya kapılmış ve kaçmaktadır.

Sadece sesini duyduğumuz ambulanstaki doktorların söylediklerine göre uzaylının acilen fizik tedaviye başlaması gerekiyormuş. Zira km.lerce öteden bile omurilikteki dengesizlik belli oluyormuş..

Sıra geldi kendimizi rahatlatmak için bu çalışmanın bize kattıklarına:
*Hafif etine dolgun hanfendiler zayıflıyamıyoruz diye üzülmeyelim zayıflasakta Uzaylının vücudu gibi olsak çok mu iyi?
*Var mı bilmem ama, hayatında bi kez olsun mayomun içine kilotlu çorap giysem nasıl olur diye düşünen kişiler gördünüz çok tedirgin edici bir sonuç çıkmış ortaya.
*Bi video çekicem ama ya kötü olursa diye cesaret edemeyenler bakın daha kötüsü; estetik, teknik ve daha bi çok açıdan burada...


Kim yaptıysa ellerine sağlık:)) Katılıyorum..

24 Aralık 2010 Cuma

SOCIAL MEDIA-2

Geçen haftaki yazımı bilmem hatırlar mısınız? Hatırlayamazsanız...
Şimdi devam edebiliriz.

Yine aynı şirketin verdiği eğitimin 2. Bölümündeyiz ve ancak derleyip toparlayabildiğim eğitim notlarımı sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum demek isterdim ama..
Sabahın körü ve akşamın körü saatleri arası Pazar günü olan bu eğitim için yine çok hevesliydim. Social Media konusunda alacağım eğitimin, eğitmenini sosyal mecralarda arattığımda adı, şirket eğitmeni başlığı altında çıkıyordu. Bu da ne kadar başarılı bir organizasyona denk geldiğimin en büyük işaretiydi.

Eğitim alanına gittim kapıda benim gibi bir kızcağıza “Bilmem ne eğitimi burda mı?” diye kırılarak sordum. Salonda 5-6 kişi oturmuş bekliyordu. Ben de
kapıda bekleyenlerden olıyım dedim iyiki de demişim.

Gençten bir çocukçağız geldi ve eğitimin aslında burda değil de itin öldüğü yerde olduğunu ve bizi oraya götürebileceğini söyledi sağolsun. Neyse sonunda ulaştık. İçerde gayet normal 8-9 insan ve pembe kafalı bir kız oturuyordu. Eğitim 10’da başlayacaktı, 11:30’a kadar önce gidip diğer salonda bilmem kaç saat oturan garibanlar, kafileler halinde gelmeye devam ettiler.

En önemli kısım olan kendini tanıtma ve tanıma kısmını kaçırmıştım ne yazık ki ;ama en çok merak ettiğim şey hocanın kendini tanıtacağı kısımdı.
Başladık derse sosyal medya acaba neydi kimlerin face’i, twitter’ı ve de friendfeed’i vardı, bunlar tabi konuşuldu. Sonunda eğitmenin yorumu:

-Mmm baya iyi, bilinçli, sosyal medya kavramından haberi olan kişiler gelmiş eğitime..
-Şimdi hocam bu olaylardan hiç haberimiz olmasa eğitimi nerden bulcaz niye ilgi göstercez?
İkincisi, 2 dakka ayırıp hesap açmak bizi bilinçli mi yapar belki tuvalete gittiğimin bile resimlerini koyuyorum facebook’a..
dedim.

Oturdum, düşündüm, hatırlamaya çalıştım, not defterime baktım ama olmadı. Yeterli ya da yararlı bir şey bulamadım. Ama bir şey öğrendiysem o da Sosyal Medyada kaliteli içerik paylaşılması gerektiğiydi. İşte eğitimin bana yararı bu olduğundan; eğitim içeriğini sizlerle paylaşmamaya karar verdim.
Nasıl ama çok zekice değil mi:))

Herkeslere iyi tatilleeeer.. *Resmin kaynağı nukima:))

22 Aralık 2010 Çarşamba

LAHMACUNCU

Hani posta kutularına tepiştirilen reklamlar vardır ya, işte yanda gördüğünüz onlardan biri ve muhtemelen tasarım yarışmasında da ön sıralarda yer alırdı.
Ben de istedim ki destek olalım, bu tasarım anlayışı yayılsın, ufkumuz açılsın:))



21 Aralık 2010 Salı

MELEK HANIM-FD14

-....Çünkü dün gece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?
- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Bu diyaloğu ve ardından olanları bir önceki yazımdan hatırlarsızın, olur da hatırlayamazsanız buyrun...

Evet, Dede evden çıkıp gitti ve ben çok geç kalana kadar meraklanmamaya çalışarak kendi işlerime bakayım dedim. Tüm evde seferberlik başlattım, çamaşırlara hücuuuuum...
Dedenin odasına girip -kirlileri sepete atmak gibi bir adeti olmadığından- kirlisi var mı diye bakayım dedim. Aslında neyi temizdi ki.. İşte onu hiç anlamadığım şeylerden biri daha, zira o kadar çok var ki... Mesela:

*Bütün kıyafetlerinin her an temiz olduğunu iddia etmesi,
*Gün boyu bazen de günlerce çayını, aynı çay bardağıyla içmesi ve bardağının yıkanmasına asla izin vermemesi,
*Sifonu, su faturası fazla gelmesin diye çok gerekmedikçe: ) çekmemesi,
*Ayakkabılarını önce bir numara küçük alıp sonra ayaklarının rahatsız olması gerekçesiyle bazı bölgelerinden yuvarlak parçacıklar kesmek suretiyle nasırlarını özgür bıraktığını iddia etmesi, vs. Bu liste sayfalarca uzaaar ve gider...

Çamaşırlarını toplamak için odaya şöyle bir baktım. Dede, burda resmen bir çöp ev yaratmıştı. Ayrıca odada acaip bir koku vardı. Koltukların kenarlarına şöyle bir bakayım dedim ama tabiki pişmanım:)
Muz kabukları... halbuki muzdan hiç hoşlanmadığını söyleyip dururdu... Veeee bilin bakalım başka ne? Koltuğun arkasında kocaman bir nutella kavanozu. İşte buna inanamıyorum. Bu adam ne yer ne içer diye ben kendi kendimi yerken, şeker hastası olan ve şekerinin çıkmasına her seferinde ölesiye şaşıran Dede, bizle düzenli olarak eğleniyor gibiydi...

Neyse bütün bu şokları atlatıp çamaşır olayına geri döneyim dedim. Pantolonlarının hepsini hazır evde yokken yıkamaya kararlıydım; çünkü bu son şansım olabilirdi. Ceplerini de kontrol ettikten sonra koşarak makineye atacaktım. Plan buydu. Ancak 3. Pantolonun cebinde bulduğum bir kağıt parçası, beni yerden yere vurdu.
Kağıtta şunlar yazıyordu:

1. Melek hanım
2. Dursun Efendi
3. Indian Girl
4. Old Fashion
5. Muzmuhaycan
6.
No Limite
7. Lovely Hunter

Yani bunlar size bir şey çağrıştırdı mı bilemem ama bu listeye ek olarak bir de Jokey isim ve kilolarını görünce bana çok şey çağrıştırdı. Bizim o, ne romantik anlamlar yüklediğimiz "Melek Hanım" gerçeğiyle karşı karşıya dururken ben, hayal kırıklığı, kandırılmışlık gibi _Dedeyle yaşarken hissedilmesi pek mümkün olan- hislerle yoğruluyordum...

Ah Dede yordun sen beni!!

20 Aralık 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-12

Önce sevgili tea house'dan bir LÜTFEN YAPMA yazalım:
*Biyoloji/fizik/kimya okuyorum diyince "öğretmen mi olacaksın?" diye soran LÜTFEN yapma!
Teşekkürler tea houseeeee:)

Şimdi de benden:
*Dolmuşta yanıma oturup, beni sıkıştırıp bir de kolunu döşüme (koltukaltından 5 parmak aşağı, belden 5 parmak yukarı)yerleştiren teyze LÜTFEN yapma!
*Yine aynı dolmuşta, öndeki üçlüde yayılan 2 amca, kenardakinin yarısı dışarda kalıyor LÜTFEN yapmayın!
*Dolmuşta başımda duran teyze LÜTFEN göbeğini omzumdan al!
*Dolmuşa para vermemek için dövizle binip; şöfor bozamayınca kavga eden teyze LÜTFEN sus!

Herkese mutlu haftalaaaaar:)

16 Aralık 2010 Perşembe

TALİHSİZ DİYALOGLAR

İletişime çok önem veririm. Severim iletişimi, insanları, doğayı ve hayvanları... (amacından sapmış başlangıç)
Zaman zaman insan yeni kararlar alır hani. “Ya bi de kendime şu özelliği katsam, ne de mükemmel bir insan olurum” diye. Yani ben kendi hakkımda hep böle şeyler düşünüp kendi kendime koltukaltı kabartması yaparım.

İşte iletişimin göynümdeki yeri burlardan gelmekte. Hani bi konu açılsın da, iletişim olsun diye zorraki başlıklar açarız ömrümüzde. Ben de kendimi geliştirmek adına yapıyorum zaman zaman, ayrıca çoook eğlenceli oluyor. Gerçi benim sorunum böyle çabalara giriştiğim sıralarda genelde batırmam:)

Mesela servis beklerken, durak arkadaşım, amca şöyle diyor:
- Şu saksağan kuşu, cevizi ağzına alıp asfalata atıp kırıyor.(Bu cümleyle verilmek istenen mesaj şu: o kadar akıllı bir kuş ki o cevizi yere çarparak kırması gerektiğini biliyor.)
Bi de benim cevabıma bakın: (iletişime istekli, kendine de bir laf atıldığı için sevindirik ancak beyninin bir yerlerine tam oksijen gitmez iken, fazlaca ilgilenerek karşı tarafı da mutlu etmek istercesine)
- Aaaa! Cevizi ağzına alabiliyor yani? Vay be...
- Yok asfaltta kırmasını dediydim ben. (bozuk bir ifadeyle)

Bu çok hafif mi geldi? Bi de şunu dinleyin:
Servise bindim her zamnaki yerime oturdum. Arkamdaki teyze, ilginç bir şekilde çok sıcakkanlıca at kuyrucuğuma vurdu. Eli çarptı sandım, ihtimal vermedim bilerek yapmasına, bakmadım ben de, sonra tekrar.. Döndüm ve baktım.

-Aaa uzatıyo musun saçlarını dedi.
-Evet. (Dedim canhıraş ve gülerek, hani o arada iletişimin havası kaçmasın, bi bozukluk doğmasın anlamında)
Sonra lüzumsuzca:
-Aslında kestirmiştim ama çok pişman oldum bıdıbıdı bıdıbıdı... diyerek bir kaç şirinlik mimik felan yapıp sorular sordum. Sonra beni bi ara odasına çay içmeye çağırdı. O kadar yürekten ve istekli:
-Aaa tabi gelirim seve seve. dedim ki ben bile inanamadım:) Sonra önüme döndüm ve çocuk gibi sevindim ne bileyim başardım gibi geldi bi an.

Servis durdu. Hah dedim geldik işte. Kalktım, inecekken arkaya bakmayı ihmal etmedim ve aynı şirinlikle:
-Hadi geldiiik. İnmiyo musunuz? Dedim ve bi kaç değişik mimik daha yaptım- güzel oldu- beğendim kendimi.
-Ah saol canım dalmışım ben dedi.

İndik ama bir şeyler yolunda gitmiyordu. İşte o an inmemiz gereken yerde değil; başka birilerinin indiği bir önceki durakta indiğimizi farkettim. Uykulu olduğu için olayı farketmeyen teyze bir kaç adım arkamdaydı hiç çaktırmadan hızlıca yürüyüp gitsem mi yoksa dönüp özür mü dilesem derken özür dilemeye karar verdim. Durumu açıkladım. E haliyle bozuldu bana, ona kazık atmış gibi oldum.

-Ay of yaaa. Ben geri biniyim o zaman. Dedi, hala ışıklarda bekleyen servise bakarak.
-E iyi dedim. O bindi ben utancımdan binemedim bakakaldım.

Tabi taktir edersiniz ki eski sıcak ilişkimiz artık yok. Haklı olarak kadıncağız bana ve anlık tepkilerime güvenemiyor. Neyse oldu bi kere diyip bi daha sırf mutlu olsunlar diye şirinlik, sıcakkanlılık ve iletişimcilik yapmamaya karar verdim.
Napıyım durmuyo üstümde işte...:)

15 Aralık 2010 Çarşamba

SOCIAL MEDIA-1

Biliyosunuz nasıl da revaçta bu soşıl medya... İnsanoğlu yeni bir şeyler kımıldanmaya başlayıp ünlü olunca merak ediyor haliyle. Bana da şurdan bir ekmek çıkar mı niyetiylen o yeni kapıların anahtar deliğinden şöööle bir bakmadan geçemiyor:)

Böyle kötü niyetlerle araştırmalarımı yapmış ve sonunda bir eğitim bulmuştum. Oh oh ne de güzel bir başlangıç olacaktı soşıl ömrümde, e benimde hakkımdı canııııım soşıl bir media içinde yer almak. Ama bu bana pahalıya mal oldu.

Bahsettiğim bu durum birbirine bağlı bir olaylar zinciriydi sanki. İlk önce bir kısım eğitime katılıp orada bu topluluğu tanıyıp sonra da akıllı adımlar atarak 2. kısma geçecek ve bu levelleri atlayacaktım:)

1. BÖLÜM LİDERLİK

O akşam, bu deli migrenli başım hop hop hopluyor; mükemmel salonun, mükemmel ışıklandırması -ki kendisini üniversite yıllarımda verilen sempozyumlarda bol bol uyumamla hatırlarım- gözümün köküne kadar vuruyor, bir taraftan da ben yaşlarda bir genç sahnede kendi tiyatrosunu çeviriyordu.

Tamam, benim “Nasılsa geldik bi bakalım.” adlı Türk yaklaşımım da pek kolaylaştırmadı durumu ama neyse...

Bir çoğunuzda oluyordur, ben insanlar adına utanırım, hem de çooook utanırım. Mesela çok kötü bir espri yaptıklarında, “ben de canım işte şööle bi insanım” demeye çalıştıklarında, fermuarları açık kaldığında, bir konuyu havalı bir şekilde anlatırken bilmedikleri ortaya çıktığında, çok komik oldukları iddiasıyla kam kam kasılırken aslında hiç komik olmadıklarında... Özetle ve tam anlamıyla benim bu tüylerim, bu tür durumlarda diken diken olur.

Sahnede sanki lise yıllarımda gördüğüm, birileri bir kaç lafına güldü diye başımıza Cem Yılmaz kesilmiş biri. Bu bölümde konumuz aslında, Liderlik olacaktı ama... Aşağıda eğitimden derlediğim bazı notlarımı sizlerle paylaştım. Hoşuna gidipte bu eğitimi acaba nereden alabilirim diyen olursa bana yorum yazabilir:)

-Şimdi şirket benim olduğundan yıh yıh yıh yıh..
-Zenginsin ,büyüksün..

-O sırada Bilkent üniversitesindeyim..
-Zenginsin, ver elini öpeyim..
-Bi gün Blekbörime bir fatura geldi 264 TL, tamam normalde de baya bir öderim ama...
-Neee Blekbörinde mi var, gerçekten zenginsin..

-Sonra Türkseli aradım.Karşımda Berk yıh yıh yıh. Ben onların hepsine Berk diyorum. Çünkü isimleri hep öyle oluyor.
-Ulan dalga geçtiğin nesil senin neslin zaten sen de olmuşun bana bi Berk, duyan da paşamı 50 yaşında iş adamı sanır.

-Sonra Türkselin PAZARLAMA MÜDÜRÜ beni aradı. Dedi ki:
Yapma etme Bilmemkim o meşur bloğunda benim gariban markayı yermişsin, malum 70 milyon seni takipte gözünü sevem kaldır da şu yazıyı... İhtiyacın hiç yok biliyom ama bu ayki maaşımdan bi blekböri de benden sana hediye, taksitlen alıcam. Hadi lan affet bizi!
-Adam, akıllı yoksa marka batacak, yaaa öle korkarsın işte Müdüüüüür. Ellerinlen ararsın bu çocuğu. Yok o zaten parasında da değil yani, 500 de fatura çıkarsan öder, patron çocuk erken yaşta şirket sahibi ama haksızlığa gelemiyo işte..

Bu mükemmel eğitimin 2. Bölümü Social Media notlarımı da bir sonraki hafta paylaşacağım. Bu ve bundan sonraki yazımda paylaştığım ders notlarımı istediğiniz kadar kopi peyst yapıp paylaşabilirsiniz. Böylece toplum olarak bilinçli olmaya biraz daha yaklaşacağımıza inanıyorum:)