29 Aralık 2010 Çarşamba

UZAYLI DESEN, O DA DEĞİL

Bir insan özellikle de bir kadın ne yaşamış olmalı ki bu duruma gelmiş olsun?
İşte onu ilk gördüğümde zihnimde bu soru canlandı...
Şimdi hikayemize geçelim:

Dünyalar sıkıcısı kahramanımız yola çıkmadan önce yediği sütlacın kaymağını dişlerinden temizlemeye çalışarak direksiyonunu sallamakta; aynı zamanda radyodaki ne idüğü belirsiz iğrenç sesli kadından kurtulamama klişesini yaşamakta olduğundan -sanırım- yüzünü şekilden şekle sokmaktadır. Yayık bir surat ifadesiyle gitmeyen arabayı sürerken -göya çöl ortasında- ambulans sesleri duyulmaya başlar.

Sebep??
Belki de haklı olarak kendini uzaylı olarak tanımlamış olan bir kadındır:)) Hemen arabadan çıkar ve koşar. Evet çölün ortasına kutu içinde bir uzaylı düşmüştür... En önemlisi de şarkı söylemektedir.

(Şarkıda ne diyo derseniz bilmiyorum. 1 kere dinledim anlamadığımı farkedince sanat eseri incelememi, sesini kısarak devam ettirmemin en doğrusu olduğuna karar verdim. Siz de aynısını yapın daha da anlamlı olacak inanın:))

Ancak uzaylının bir sorunu vardır. Dünyalı olsa büyüklerimizin "kurt mu var yavrum bi dur artık yerinde" şeklinde yorumlanabilecek bir rahatsızlıkken; uzaylı olunca işler değişmektedir. İbrahim de durumu tam anlamıyla çözememiş dolayısıyla küççük boyundan da dolayı korkuya kapılmış ve kaçmaktadır.

Sadece sesini duyduğumuz ambulanstaki doktorların söylediklerine göre uzaylının acilen fizik tedaviye başlaması gerekiyormuş. Zira km.lerce öteden bile omurilikteki dengesizlik belli oluyormuş..

Sıra geldi kendimizi rahatlatmak için bu çalışmanın bize kattıklarına:
*Hafif etine dolgun hanfendiler zayıflıyamıyoruz diye üzülmeyelim zayıflasakta Uzaylının vücudu gibi olsak çok mu iyi?
*Var mı bilmem ama, hayatında bi kez olsun mayomun içine kilotlu çorap giysem nasıl olur diye düşünen kişiler gördünüz çok tedirgin edici bir sonuç çıkmış ortaya.
*Bi video çekicem ama ya kötü olursa diye cesaret edemeyenler bakın daha kötüsü; estetik, teknik ve daha bi çok açıdan burada...


Kim yaptıysa ellerine sağlık:)) Katılıyorum..

24 Aralık 2010 Cuma

SOCIAL MEDIA-2

Geçen haftaki yazımı bilmem hatırlar mısınız? Hatırlayamazsanız...
Şimdi devam edebiliriz.

Yine aynı şirketin verdiği eğitimin 2. Bölümündeyiz ve ancak derleyip toparlayabildiğim eğitim notlarımı sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum demek isterdim ama..
Sabahın körü ve akşamın körü saatleri arası Pazar günü olan bu eğitim için yine çok hevesliydim. Social Media konusunda alacağım eğitimin, eğitmenini sosyal mecralarda arattığımda adı, şirket eğitmeni başlığı altında çıkıyordu. Bu da ne kadar başarılı bir organizasyona denk geldiğimin en büyük işaretiydi.

Eğitim alanına gittim kapıda benim gibi bir kızcağıza “Bilmem ne eğitimi burda mı?” diye kırılarak sordum. Salonda 5-6 kişi oturmuş bekliyordu. Ben de
kapıda bekleyenlerden olıyım dedim iyiki de demişim.

Gençten bir çocukçağız geldi ve eğitimin aslında burda değil de itin öldüğü yerde olduğunu ve bizi oraya götürebileceğini söyledi sağolsun. Neyse sonunda ulaştık. İçerde gayet normal 8-9 insan ve pembe kafalı bir kız oturuyordu. Eğitim 10’da başlayacaktı, 11:30’a kadar önce gidip diğer salonda bilmem kaç saat oturan garibanlar, kafileler halinde gelmeye devam ettiler.

En önemli kısım olan kendini tanıtma ve tanıma kısmını kaçırmıştım ne yazık ki ;ama en çok merak ettiğim şey hocanın kendini tanıtacağı kısımdı.
Başladık derse sosyal medya acaba neydi kimlerin face’i, twitter’ı ve de friendfeed’i vardı, bunlar tabi konuşuldu. Sonunda eğitmenin yorumu:

-Mmm baya iyi, bilinçli, sosyal medya kavramından haberi olan kişiler gelmiş eğitime..
-Şimdi hocam bu olaylardan hiç haberimiz olmasa eğitimi nerden bulcaz niye ilgi göstercez?
İkincisi, 2 dakka ayırıp hesap açmak bizi bilinçli mi yapar belki tuvalete gittiğimin bile resimlerini koyuyorum facebook’a..
dedim.

Oturdum, düşündüm, hatırlamaya çalıştım, not defterime baktım ama olmadı. Yeterli ya da yararlı bir şey bulamadım. Ama bir şey öğrendiysem o da Sosyal Medyada kaliteli içerik paylaşılması gerektiğiydi. İşte eğitimin bana yararı bu olduğundan; eğitim içeriğini sizlerle paylaşmamaya karar verdim.
Nasıl ama çok zekice değil mi:))

Herkeslere iyi tatilleeeer.. *Resmin kaynağı nukima:))

22 Aralık 2010 Çarşamba

LAHMACUNCU

Hani posta kutularına tepiştirilen reklamlar vardır ya, işte yanda gördüğünüz onlardan biri ve muhtemelen tasarım yarışmasında da ön sıralarda yer alırdı.
Ben de istedim ki destek olalım, bu tasarım anlayışı yayılsın, ufkumuz açılsın:))



21 Aralık 2010 Salı

MELEK HANIM-FD14

-....Çünkü dün gece bir şarkı duydum herifin biri benim adıma, benden izin almadan şarkı yapmış; ben de ona dava açmaya karar verdim.
- Hangi şarkı? Hangi herif?
- Şey diyo işte canııııım... Gel tanışalım önce ben kısaca FD diyo. Benden bahsediyo işte..
-Dede sen onu yanlış anlamışsın o aslında...
-Sus bana elin heriflerini savunma! dedi ve evden koşarcasına çıktı.

Bu diyaloğu ve ardından olanları bir önceki yazımdan hatırlarsızın, olur da hatırlayamazsanız buyrun...

Evet, Dede evden çıkıp gitti ve ben çok geç kalana kadar meraklanmamaya çalışarak kendi işlerime bakayım dedim. Tüm evde seferberlik başlattım, çamaşırlara hücuuuuum...
Dedenin odasına girip -kirlileri sepete atmak gibi bir adeti olmadığından- kirlisi var mı diye bakayım dedim. Aslında neyi temizdi ki.. İşte onu hiç anlamadığım şeylerden biri daha, zira o kadar çok var ki... Mesela:

*Bütün kıyafetlerinin her an temiz olduğunu iddia etmesi,
*Gün boyu bazen de günlerce çayını, aynı çay bardağıyla içmesi ve bardağının yıkanmasına asla izin vermemesi,
*Sifonu, su faturası fazla gelmesin diye çok gerekmedikçe: ) çekmemesi,
*Ayakkabılarını önce bir numara küçük alıp sonra ayaklarının rahatsız olması gerekçesiyle bazı bölgelerinden yuvarlak parçacıklar kesmek suretiyle nasırlarını özgür bıraktığını iddia etmesi, vs. Bu liste sayfalarca uzaaar ve gider...

Çamaşırlarını toplamak için odaya şöyle bir baktım. Dede, burda resmen bir çöp ev yaratmıştı. Ayrıca odada acaip bir koku vardı. Koltukların kenarlarına şöyle bir bakayım dedim ama tabiki pişmanım:)
Muz kabukları... halbuki muzdan hiç hoşlanmadığını söyleyip dururdu... Veeee bilin bakalım başka ne? Koltuğun arkasında kocaman bir nutella kavanozu. İşte buna inanamıyorum. Bu adam ne yer ne içer diye ben kendi kendimi yerken, şeker hastası olan ve şekerinin çıkmasına her seferinde ölesiye şaşıran Dede, bizle düzenli olarak eğleniyor gibiydi...

Neyse bütün bu şokları atlatıp çamaşır olayına geri döneyim dedim. Pantolonlarının hepsini hazır evde yokken yıkamaya kararlıydım; çünkü bu son şansım olabilirdi. Ceplerini de kontrol ettikten sonra koşarak makineye atacaktım. Plan buydu. Ancak 3. Pantolonun cebinde bulduğum bir kağıt parçası, beni yerden yere vurdu.
Kağıtta şunlar yazıyordu:

1. Melek hanım
2. Dursun Efendi
3. Indian Girl
4. Old Fashion
5. Muzmuhaycan
6.
No Limite
7. Lovely Hunter

Yani bunlar size bir şey çağrıştırdı mı bilemem ama bu listeye ek olarak bir de Jokey isim ve kilolarını görünce bana çok şey çağrıştırdı. Bizim o, ne romantik anlamlar yüklediğimiz "Melek Hanım" gerçeğiyle karşı karşıya dururken ben, hayal kırıklığı, kandırılmışlık gibi _Dedeyle yaşarken hissedilmesi pek mümkün olan- hislerle yoğruluyordum...

Ah Dede yordun sen beni!!

20 Aralık 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-12

Önce sevgili tea house'dan bir LÜTFEN YAPMA yazalım:
*Biyoloji/fizik/kimya okuyorum diyince "öğretmen mi olacaksın?" diye soran LÜTFEN yapma!
Teşekkürler tea houseeeee:)

Şimdi de benden:
*Dolmuşta yanıma oturup, beni sıkıştırıp bir de kolunu döşüme (koltukaltından 5 parmak aşağı, belden 5 parmak yukarı)yerleştiren teyze LÜTFEN yapma!
*Yine aynı dolmuşta, öndeki üçlüde yayılan 2 amca, kenardakinin yarısı dışarda kalıyor LÜTFEN yapmayın!
*Dolmuşta başımda duran teyze LÜTFEN göbeğini omzumdan al!
*Dolmuşa para vermemek için dövizle binip; şöfor bozamayınca kavga eden teyze LÜTFEN sus!

Herkese mutlu haftalaaaaar:)