14 Temmuz 2010 Çarşamba

KOMİNİKEYŞIN-FD11

Sıcak, çok sıcak bir yaz günü. Dışarıya çıkmanın neredeyse imkansız olduğu böyle bir günde evde buluşmak için arkadaşımla plan yaptık ve o gün gelecekti...

Dede, normalde misafirimiz geldiğinde şartlar uygunsa tesbihini eline alır ve "ben şöyle bir dolaşayım" diyerek ve çoğunlukla söylenerek evi terk eder ya da bir odaya çekilir ve isteği oldukça -odadan çıkmak yerine misafirimiz gidene kadar- içerden bağırırdı.

Ancak o gün nedense öyle olmadı:)

Bütün hazırlıkları tamamlamıştım ki arkadaşım (Burcu) geldi. Konuşacak o kadar çok şey vardı ki hevesle açtım kapıyı salona aldım. Sohbet, yeme içme... Keyfimiz yerindeydi.

Arkadaşım benim tam da zıttım olacak şekilde sıcak kanlı, bolca konuşup gülen ve ortama anında uyum sağlayan bir kişiliktir.

1 saat kadar oturup, konuşup gülüştükten sonra:
-Aaaa Dede nerde?
-İçerde odada, pek sevmez de ortalara çıkmayı...
Ben bi mutfağa bakıyim, geliyorum şimdi.

Mutfaktaki işlerle uğraşıp, güzel bir sofra kurayım derken içeriden gelen kıkırdama ve konuşma seslerini duyunca irkildim. "Noluyo yaaa!"
Bir an önce elime servisleri alıp salona gidip bakmak istiyordum neler olduğuna.

Salona girdiğimde Dede ve arkadaşımı çok keyifli bir sohbetin ortasında yakaladım.

"Dede sen hani çıkmıyodun odadan?"
Arkadaşım bana bakakaldı. Sanki böyle bir kuralı ben koymuşum gibi bir hava esti birden ortada. Tam da toparlayabilirim durumu derken; Dede tüm masumiyetiyle "İsterseniz ben odama çekiliyim ama biraz acıktım, bana da yiyecek bir şeyler verir misin?" dediği an zaten gaddar torun oluvermiştim birden.

"Aaa yok olur mu öyle şey bizimle otur işte" cümlesini önden atılıp kuran arkadaşım sayesinde bir kat daha eziklik hasıl oldu bünyemde...

Saatler geçiyor, Dede bütün sosyalliğini sergiliyor ve gerek 30 yıl gerekse 40-50 yıl öncelere gidip aslına biraz ihanet ederek yaşamından parçalar sunuyor; arkadaşımsa tam da onun isteyebileceği gibi " Yaaaaa, vaaaay, ay inanamıyoruuuum" şeklinde onu yüreklendiriyordu.
En son hatırladığım 25 yaşında simsiyah gür saçlarına, sevdiği kız uğruna, sıcak maşayla perma yaptırmaya çalışırken kafa derisinin nasıl da yandığı ve işte aşkın böyle bir şey olduğuydu.

Olayların ve sohbetin tamamen dışında kalmış ya da bırakılmıştım. Aralarda "Ne güzel ne iyi kızsın sen, benim torunum da biraz sana benzese ya!" şeklinde kırıcı cümleler de kurmadı değil hani..

Kalkma saati yaklaşmıştı ki, arkadaşımın telefonu çaldı, arayan dedesiydi. Telefona biraz baktıktan sonra bir anda "Aman dede yaaa, biz öl de ev bize kalsın diye bakıyoz, sen hala kominikeyşın derdindesin." diyiverdi ve "neyse ben sonra ararım onu" diyerek açmadı.

Donakalmıştım. Bana sorarsanız bu sözlerden sonra Dedenin, "terbiyesiz!" diye bağırıp kalkıp gitmesi lazımdı ama ne mi yaptı?

Gülmekten katıldı...

13 Temmuz 2010 Salı

LÜTFEN YAPMA-5

Sevgili A-H’nin ( http://biradambirkadin.blogspot.com/ ) yolladığı:
*Tuvalette klozetin üstüne tüneyen insan LUTFEN YAPMA!

Ve Burcu Bal’ın yolladığı:
*Bütün gün iş yerinde yoğurt ve grisini yiyip eve gidince bir danayı deviren salon kadını LÜTFEN özüne dön!
*Kırmızı ışıkta durduğunda arabasının camlarının alüminyum kaplandığını düşünüpte burnunu karıştıran ve çıkan nesneye sanat eseri muamelesi yapan krocan LÜTFEN evinde yap!


Teşekkürleeer:)))) Herkes herkes yollasıııın:)

5 Temmuz 2010 Pazartesi

LÜTFEN YAPMA-4

*Kadınların aptal olduğunu ima edip erkek taraftar toplamaya çalışan abla LÜTFEN sus!

*Yanındaki küçük çocuğu kız avlamakta kullanan adam LÜTFEN kullanma!

*Sokakta eşşek kadar köpek gezdirip kaldırımların sahibi olan genç LÜTFEN evine git!

*Kendi yaptığı espiriye saatlerce gülen adan LÜTFEN gülme!

*Ucu açık topuklu ayakkabı giyip serçe parmağına eziyet eden kadın LÜTFEN giyme!

İyi bir hafta diliyorum herkese:)))

24 Haziran 2010 Perşembe

LÜTFEN YAPMA-3

*Bir gün kullanırım diye okuduğu kitaplardan uzun cümleler ezberleyen genç LÜTFEN ezberleme!

*Sınava öküz gibi çalıştığı halde sınav günü “Olum hiç bakamadım” diyen üniversite öğrencisi LÜTFEN sus!

*Yaz kış kazak giyen adam LÜTFEN giyme!

*Starbucks'tan kahve alınca yürüyüşü değişen kız LÜTFEN …!

*Bunları sadece okuyup geçen okuyucu LÜTFEN sen de yaz:)))

22 Haziran 2010 Salı

NİHAYET PİKLİK ALANI-FD10

Bir şekilde kafamız karışmış olacak ki; sıraladığımız kuralların arasına piknik alanına gidene kadar arabada toplu halde klasik yolculuk şarkılarının söylenmemesi maddesini eklemeyi unutmuşuz:)
Nihayet piknik alanına ulaştık... Çok güzel bir hava, arkamızda orman, biraz ileride de güzel bir dere var.

Getirdiğimiz bütün malzemeleri masanın üzerine yerleştirip mangalı yakmak için hazırlanmaya başladık. Hazırlıklar bitti ve erkekler en iyi mangalı kendilerinin yaktığını ispatlamak istediklerinden yoğun bir tartışmaya girdiler... Hepsinin elinde malum bir oluklu mukavva (kolilerin yapıldığı karton) parçası "o da bir şey mi? ben bir keresinde acaip rüzgarlı bir günde, deniz kenarında, 5 dakikada yaktım bi de yetmedi ateşi iyice harladım" tarzında iddialarla birbirlerini alt etmeye çalışıyorlardı. Bu sırada Dede yola ilk çıktığı anın heyecanı hala üzerinde mutlu mutlu etraflarında dolaşıp; "ben yakıyım mı, ben yakıyım mıııı?" diye sızlanıyordu... Hararetli tartışmanın ortasında onu kimseler duymadı:))

Zaman bir hayli geçmiş olduğundan ki etler hala hazır değildi; Dede idareten bir şeyler atıştırmak yerine karpuz yemeye karar verdi. Ve karpuzu dilim halinde yemek istiyordu. Ortaya çıkacak manzara hepimizin gözünün önünde capcanlı duruyordu. Dirseklerinden ve ağzının kenarından karpuz suları süzülen Dedenin güzelim atleti de artık karpuz suyu olmuş; bir de göbek deliğine yakın bir yere çekirdeği düşmüş, kurumuş bir vaziyetteyken; nasılsa et yerken ellerinin yağ olacağı gerekçesiyle bir adım ötedeki çeşmede ellerini yıkamayı ısrarla reddediyordu.

Olması gerekenden bir hayli geç bir vakitte etler oldu. Yemek bittiğinde Dede'de bir huysuzluk başladı. Çocuklara oyun oynarken ses çıkardıkları için bağırıyor, olmadı üşenmeyip kalkıp her biri dağılana kadar elinde bir ağaç dalı onları kovalıyor ve tehdit ediyordu...

Tam da sakinleşti derken mendilini evde unuttuğu ve bunun kendisi için hayati önem taşıdığını bağırmaya başlamıştı. Hepimiz onu idare etmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştık...
En sonunda kendisini çok haklı hisseder bir halde, sıkıldığını ve ormanda yürüyüşe çıkacağını söyleyerek uzaklaştı. O uzaklaşırken güneşten gözlerim mi kamaştı, acaba yanlış mı görüyorum diye çevremdekilere de sordum ama gözlerim sağlamdı.... Evde unuttuğu mendili yerine masayı silmek için yanımızda getirdiğimiz hani şu hepimizin bildiği sarı bezi alıp ıslatıp kafasına koymuştu:))(güneş geçmesin:)

1-2 saat oturup dinlenmeye çalıştık ancak işe yaramadı tabii ki. Erkekler ve Faik Dede değişen ruh halleri ve yarışlarıyla bizi bir hayli yormuşlardı...

Artık toparlanma zamanı gelmiş ancak Dede hala gelmemişti. Hepimizi iyiden iyiye bir telaş sardı. Çevrede her yere baktık, erkekler dağılıp ormanda da aradılar ancak yoktu. Bu telaşlı durum 1 saate yakın sürdü. Taa ki ilerlerde sarı bezli bir kafanın bize doğru geldiğini farkedene kadar.

O kadar telaşlanmış ve sinirlenmiştik ki herkesin diyecek bir çift lafı vardı.. Geldi, ortalıklara yayılmış halimize baktı, güldü ve: " Nasımııış? Beni ne kadar sevdiğinizi şimdi anladınız demiii?" dedi. :)))