6 Aralık 2010 Pazartesi

SU CUUK ÇUUU

Lütfen başlığı simitçilerin ses tonu ve yanık sesleriyle hayal ediniz..

Uykum geliyor iyice ağarlaşıyor göz kapaklarım ama bi taraftan da burnumda muğur muğur bir sucuk kokusu..

Bir tezgahın önünde durmuş sucuk pişiriyorum. Çevreme bakıyorum aval aval: "Nerdeyim ben yaa? Napıyorum burda" dercesine. Sanki medet umuyorum insanlardan. Küçük bir Sezercik gibi Abilerim Ablalarım sucuk almaz mıydınız? diyorum. Bu arada, yine kentimin nadide bir semtinin mükemmel marketlerinden birindeyim.

Sadece hafta sonları çalışarak, küçük sanayi sitelerinde yoğrulup, zar zor çektiği son krediyle bir mersedes almış sanayici amcaların kurduğu sucuk işletmelerinde, sabayın köründe verilen "bak kızım bunun içinde %20 tavuk tırnağı, % 90 hindi böğrü vardır, ammaaa olura sağa sorarlarsa %100 danadır diyesin hemi" eğitimiyle yükselmenin yollarını arıyorum.

Neticede şarküteride tanıştığım fıldır göz çocuk "Şuraya koyabilirsin bacım tezgahı" diyor, e haliyle insan korkuyor. Neyse tezgahın başına geçiyorum başlıyorum pişirmeye...

Bu işi bilirsiniz hani kürdanı geçirir bi tane tattırılır, beğendiyse sizden alır yok beğenmediyse almak zorunda değildir. Ama sandığınız kadar basit değil tabi:

*Hızla markete girip beni görünce yön değiştiren,
*Gelip yavaşlayıp hatta durup alıcakmış gibi yapıp uzatınca almayan,
*Başında dikilip ben kollesterol hastasıyım kızım sana yardımcı olmak çok isterdim ama .... derken tezgahı süpüren,
*Ben başka tarafa bakerken sucuklara bakıp onlara bakıp ister misiniz diyince deliymişim gibi davranan,
*Elinde ATA ekmekle gelip "Kızım şunun içine koyar mısın canım çekti" diyen:)) (yuh amca)
*Elinde 2 adet ATA ekmekle gelip "Bunları mağazamızın müdürü yolladı içine koycakmışın misafiri geldi de" diyen

Ve en acayibi işi bırakmama sebep, "yetti ulen sizi bana sayıyla mı verdiler topunuzu kızartırım" diye işi temelden öğrenmemi, kalfalıktan başlamamı önleyen deneyimim:

*Markete girip, çıkarken "Arabam var sizi bekleyebilirim" diyen acayip amca işte son noktadır.
"Teşekkür ederim ben kendim giderim" diye bir kaç kere nazikçe redddedilen amca bana hakettiğim cezayı sonunda verdi ama neden?

-Tamam yaaa! Bi şey dedik sanki Alla alaaaa! Hem benim karım mavi gözlü, hem de çok güzel tamam mı?

E tamam napalım? :))

28 Kasım 2010 Pazar

TİLT ETMEK

Yolda yürüyorum. Telefonum çalıyor. Ama o da nesi arayan Türkiye. Oysa ki bende böyle bir numara kayıtlı değildi. Arkadaşlardan biri kendini böyle kaydedip şaka yapmış olmalı bana diyereeeek açıyorum telefonumu.

-Alooo?
-Merhaba Türkiye, sizlere Tiltnetten bi haberim var. (canhıraş bir ses, sanki alttan alta bana diyor ki ekmek param buna bağlı, acıııııım)
-Merhabaaa, beyefendi Türkiye değil Nukimaaaa, diyerek karşı psikolojiyle bağırarak cevap veriyorum. Ancak kafam iyice karışıyor?
-Türkiye’nin yeni cep telefonu hattı Tiltnet mobil. (Kendine güvenle ve yine canhıraş)
-Haaaaaa! Neeeeeey?
-Tiltnet mobil.
Sonunda beklediğim an geliyor. Mutluyum ne diyim bu sefer olacak gibi:)
-Yepyeni bir cep telefonu hizmeti!
-Aaaaaa çok şaşırdıııım. Gerçekten miiiii? Hem de ceeeep?
-Doğru duydunuz. Tiltnet mobil bildiğiniz cep telefonu hattı evinizde internetiniz tiltnet,
-Evet kardeş ne yazık ki, çok mağduruz bu durumu bi çözebilirsek hazır siz aramışken; 1 yıldır mağduruz çünkü, 1 yılımız daha kaldı sabretmemiz gereken. Siz yetkili kişi misiniz? Daha önce 23 kez aramıştık ama hep başka gençlerlen konuştuk halledemedik sorunumuzu.
-Şimdi cep telefonu hattınız da Tiltnet mobil oluyor, üstelik ikisi bir arada paketleriyle cep telefonu ve internetiniz tek faturada birleşiyor.

Aman, sen bizleri koru Yarabbim.
-Neeeey? Nooldu yaa şimdi konuşmalar kayda alındı mı?
• 2 yıllık zorunlu sözleşme imzaladık vazgeçemeyecek miyiz?
• Vazgeçersek hem telefonu hem parasını mı alacaksınız?
• Karşımızdakinin sesi bize 3 dakka sonra mı gelecek?
• Bi derdimiz olduğunda telefona her seferinde başka gençler çıktığı için yeni çıkana hep baştan mı dert yanıcaz?
• Telefondaki ses bize, sanki teknolojinin son noktasına o gelmişte biz geç kalmışız gibi; “Son bir saat içinde telefonunuzu açıp kapattınız mı?” diye mi soracak?
• 3 ay telefonumuz kesik olacak ama biz telefon faturası ödemeye devam mı edeceğiz?

-Tabi ki ikisi birlikte çok uygun fiyata oluyor.
-Haa öle desene, o zaman sorun yok yaaa. Ben de boşuna telaş yapıyorum.
-Ne demiştik Türkiye? Tiltnette her şey mümkün dırııdıd dıddıd…
-Evet deneyimledik, ondan hiç şüpemiz yok zaten.

TİLTNET SİZİ TİLT EDER…


24 Ekim 2010 Pazar

BUGÜN BANA ASUMAN GELDİ

O gün evde oturmuş bir elimde kolam bir elimde cipsim, cipsten arda kalan zamanlarımda ısırıklamak için hazırladığım hanburgerim ve bütün benliğimle, yüksek kaliteli televizyonumun karşısında -kondisyon bisikletimin yanında- oturmuş; hayatım ne de güzel böyle yiyip içip yan gelip yatıyorum, sıfır hareketle gittikçe genişleyip diğer insanlara yer bırakmıyorum diyerek hunharca yanlız evlerde kahkahalar atıyor, bir taraftan da ağzımdan fırlayıp sehpanın kenarına yapışan cips parçasını ordan alıp tekrar ağzıma atsam mı planları yapıyordum.(yoruldum)

Tam o sırada kapı çaldı.-dling dlong-Toparlanıp kapıya koştum, elimde cipsten kalan yağlar nerdeyse damlamalık olmuş...
Kapının üstündeki delik tabir ettiğimiz yerden baktım ki o da ne??
Kapıda incecik bir hatun ancak kafasını göremiyorum delikten, çok yukarlarda bi yerde kalıyor zira...
Kapıyı hafifçe araladım.Evet kapıda bekleyen Asuman'dı.

Hangi amaçla geldiği içime doğmuş gibi:"Bir dakka Asuman şimdi geliyorum" diyerek içeri koştum. Yaşam alanımdaki tüm kalorileri toplayıp mutfakta gizli bir köşeye teptim (onun inceliği karşısında ezilemezdim) ve kapıyı açmak için geri döndüm. İşte başlıyorduk... Olaydan hiç haberim yokmuş gibi:)


-Aaaaa! (şaşırmış gibi yapma ünlemi)
Merhabaaaa
-Merhaba
Gardorabınızda zayıflamanızı bekleyen yazlıklarınız var mı?
-Olmaz olur mu bissürü var. Hatta kışlıklarım bile var. (durumdan çokça rahatsızmış gibi yaparak)
Bi bakalım mı?
-Tabi bakalım ama yazlıkları yeni kaldırmıştım. Dur bakıyım yatağın altındaki hurçta olacaktı bi şeyler.
Bu en sevdiğim elbisem -ben içerde cips kola yaparken- o da içinde eskisi gibi duracağım günü bekliyor.
Sana Speşıl K'yı versek 2 hafta sonra bu elbisenle seni bi görsek (Asuman durumun ciddiyetini farkedip merhamete gelerek yaklaşır)
-Oluuuur.(Yarın pazartesi, iyi tam da diyet günü içerdekileri bugün bitirip yarın başlarım K'ya)

Asuman içeri dolanmış, ben elbiseyi ütülüklerin arasına götürürken arkadan sesler...
2 hafta 2 öğün 2 kase formülüyle...
Gerisini dinleyemedim kan şekerim düştü. 2 hafta neyse de 2 öğün 2 kase işi beni oldukça üzmüş ve titretmişti:))

İşte şimdi başım büyük beladaydı. 2 hafta sonra gelip Asuman beni kontrol edecekti. Eğer başaramadıysam belki beni küçümseyecek, belki daha da ileri gidip kendi bacaklarıyla ve göbeğiyle benimkini karşılaştırmayı teklif edecekti. Sadece bu korku ve üzüntü bile beni zayıflatabilirdi..

2 HAFTA SONRA...
Bu sefer kendi yetmiyormuş gibi yanında bi kaç tane daha zayıf kız getirmişti Asuman. Artık zayıflamış olsam bile psikoloğa gitmem gerekecekti. Ama bi insanın üstüne bu kadar da gelinmezdi canııııım..

Ben üzerime elbiseyi giymeye çalışırken içerden imalı ses tonuyla Asuman:
Bakalım Nukima Hanım elbisesinin içinde eskisi kadar mükemmel görünecek mi? diyordu.
-Nerdeyse 3 kilo verdim artık Speşıl K'yı bırakmam. (Yaranmaya çalışır tavır)

Deneyen her 4 kadından 3'ü Speşıl K ile daha ince....
Derken Asuman birden yıkılıverdim. Çünkü evet, belki ben kurtulmuş, hafiflemiştim ama ya o 4 kadından incelemeyen 1'i kim bilir şimdi ne haldeydi? İşte bu üzüntü beni yerden yere vurdu. O kadınları yanlız bırakamazdım. O gün Asuman'ı yolladığım gibi gittim bi nutella açtım kendime.Yanına bi de taze halk ekmek... Yoksa bu üzüntüye dayanamayacaktım:))

Orjinali için tık.

28 Eylül 2010 Salı

AŞK-FD12

Seni seviyorum Dede...
Sıcak gülüşün, dost ellerin, gülümseyen gözlerin ve altın dişlerin...
En çok altın seviyorum hayatta:)

Hani o kötü gün dostum diye şiirler yazdığın, uğruna göz yaşı döktüğün, çekmesinler diye türlü diş tabiplerine yalvardığın; takma dişin haricinde sana bağlı olan, sona kalan tek diş.
Bazen korkuyorum Dede senden, yoksa sen o canavar mısın? Ama yok o başka bi şeydi canııım...
Bundan yıllar önce sen yine Dedeyken ama ben çocukken (hehehehehe) hani beni kahveye götürürdün, kağıt oynardın orda arkadaşlarınla hiçbişeyine, sonra bana otur oturduğun yerde payı oralet alırdın. O günlerden bu günlere hatırladığım en sağlam anı -hiiiiç heves etme öyle mükemmel bi şey değil- arkadaşlarınla konuşup gülerken dolu boş usulü devam eden dişlerinizin arasından suratıma fırlayıp gelen tükürüklerdi:)

Nenem beklerdi seni kızgın homurtular içinde.. Burnunun dikine gittiğin o yıllardan sonra Nene dışında hiç bi şey kaybetmedin kendinden...
Senin hallerin Nenemin çenesine vurmuştu sanki...

Evden türlü çıkıp gidiş hikayelerin vardı:
-Hade canım sende! (dedi ve gitti daha da dönmedi derdi Nenem)
-Canım sıkıldı, kalbim daralıyo gidiyim de bari dışarda öleyim.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
-Bacaklarım ağrıdı otur otur, biraz dolaşayım da açılsın.(dedi ve gitti daha da dönmedi)
Hiç konuşmazken Nenem:
-Sus bea kadıııın kafam şişti.(dedi ve gitti daha da dönmedi)

Büyüdükçe bu haller bana anlamsız gelmeye başlamış; hayatı, dedemi ve ilişkileri sorgulamaya başlamıştım.
Bi gün kafamdakileri Neneme açıp içimi dökeyim, sorup durumu açıklığa kavuşturayım ve hayatıma kaldığım yerden devam edeyim dedim.

Tabiki hayal ettiğim o bilge Grandma görüşmesi olmadı. Ben yuvarlak teneke bi kutu içinde amerikan tarzı benim için pişirilmiş nefis kurabiyeler ümit ederek gitmiş bulunduğum halde Nenem önüme yımırtalı yeşil soğanlı dürüm koymuştu midem bulandı yiyemedim. Ama o naaptı? Bi dürümden bi çaydan almak yöntemiyle yumurtayı çay bardağı kenarına dizdi. Tabi benim hayat adına sohbet keyfim iyiden iyiye kaçtı. Kimle yaaa sohbet edecem, felsefe yapacam diye isyan etmeye başladım..

Yine de kendimi toparlayıp sohbete başladım. Sorguladım, çıkarımlarda bulundum, vakit geçtikçe coştum da coştum..
Yani Nene dedim son olarak "aşk böyle mi olmalıydı?"
Bekledim bekledim....
-Nene??
-Ha? Ne dedin? dedi.

Bir damla göz yaşı pıtladı sağ gözümden...

26 Eylül 2010 Pazar

VELİ AĞA EVLERİ DAĞITIYOR!

Ben Veli Ağa.
-Buyur Veli Ağa sorun nedir? Neden bağırıyorsun?
Burası İstanbul, Yazma.
-Hmmm evet?
Burda 3500 konutluk yeni bir yaşam merkezi kuruyoruz.
-Hayırlı olsun??? Afferim..
% 93'ü yeşil alan olacak.
-Vay vay vay vay! Evleri nere koycan Veli Ağa?
İçinde golf sahası bile olacak.
-Ne, bile miiii?

Hep hayal ederdim 10. kattaki evin bahçesi olur mu? Yaptım olacak.
-Veli Ağacım bayıldım bu kendinden emin tavırlarına. Tabi sen yap, olsun; seni utandırmakta istemem ama bunun yıllar öncesi yapılan örnekleri vardı be Ağacım!! Sen gelmiş şimdi yok ben hayal ettim yaptım oldu bittiye getirmeye çalışıyosun işi.Yakıştı mı be Ağam sana!!!

Çünkü bu ülkedeki herkes havuzlu, güzel, kaliteli bir evde oturmayı hakediyor.
-Veli Ağam sana da böylesi yakışırdı, demek ülkedeki herkese bu muhteşem evlerden dağıtacaksın?
Burada havuzlar olacak. (ışın teknolojisi) bi tanesi tam 250 m.
Burda meydan var mağazalar var.(elde kumanda olduğu taktirde arka havada ekran çıkıyor)
-Vay beeee demek onu da buldun yaptın olacak haaaa!!!
Herşey var. Burda yaşam var.
-Evet çok güzel, ne zaman yerleşicez, ne zaman başlıyo ustalar işe Ağam??
Burası enerjisini kendisi üretecek. Elektriniğiniz %70 daha ucuz olacak.
Bu yeni projemizde 1 milyar peşinat veren herkes daire sahibi olacak.
-Hııııı paralı yani. E olsun azımış..Ağam ne zaman getireyim parayı sonuçta bende hakediyorum böyle mükemmel bir hayat. Elden mi veriyoz meblağıyı?
İnşaata başladık bile.(coşkuyla bağır, peşinden hunharca gül hahahahahaha)
-Tamam Veli Ağa, sakin olmanı rica ediyorum, bak paraylan verecekmişin hem, müşteri korkup kaçacak:))

Orjinal monolog için tıkla!

Mutlu bir hafta diliyorum herkeslereeeee:)))